Avrupa'da 17. yüzyıldan beri bir keyif maddesi olarak bilinen çay, 19.yüzyılda tüm Kuzey Denizi civarında, bir halk içeceği haline gelmiştir.
Japonya
Çay, birçok diğer şey gibi Çin'den Japonya'ya taşınmış ama Japonlar çay tarihini daha iyi belgelemiş, törenselliği derinleştirmiş ve onu da törensel yemek kültürlerine uygun olarak kendilerine has bir çay içme töresi haline getirmişlerdir.
Taoculuk, Budizm ve Zen'in felsefi, dini dünya anlayışıyla sıkı bir ilişki içinde olan Japon çay töresinin başka bir eşi yoktur. Haz almaya değil, iç dünyaya ilişkin bir ritüel olan Japon çay töresinde, Katolik ayinlerinde İsa'nın kanını simgeleyen şaraptan daha önemli bir yeri vardır. Özel çay evlerinde gerçekleştirilen bu törenin öncelikli görevi, konukları en uygun ve en zarif bir biçimde ağırlamaktır.
Mükemmel bir çay hazırlamak için tek bir yol yoktur. Bir sanat eseri olarak çay, en ince niteliklerini ustasının elinde gösterir. İyi ya da kötü resim olduğu gibi iyi ya da kötü çay da vardır. Dünya da en kötü üç şeyden biri kötü hazırlanarak mahvolan mükemmel bir çaydır.
Japonlar çaya bir sanat olarak bakarlar. Diğer sanatlarda olduğu gibi çay sanatının da dönemleri ve ekolleri olmuştur. Kaynatma, Çırpma ve Demleme olmak üzere başlıca üç dönemden söz edilebilir. Günümüzde son ekolün ağırlığı hissedilmektedir.
Günlük kullanımda demli çay kullanılmakla beraber, çırpma metodu ile hazırlanan toz çay her zaman çayların efendisi olarak kabul edilir.
İngiltere
Çayla 17.yüzyılın sonunda sömürgesi Hindistan vasıtasıyla tanışan İngilizler zamanla çayı yaşamlarının ayrılmaz bir parçası haline getirdiler. Çayın ilk başlarda pahalı olması, yaygın bir içecek olmasını engelledi. Bu da çayı üst düzey toplantılara özgü bir şölen, prenslere ve asillere ayrılmış bir hediye haline getirdi.
İngilizler, Eraly Grey çayını tecih ederler. Bu yoğun kokulu çay, bergamut esansı ile harmanlanarak hazırlanmaktadır. Bugün İngiltere de çat kapı gelen birine konukseverliğin işareti olarak bir fincan çay sunulur. İkindi vakti olan 'Beş Çayı' olarak adlandırılıp, Dünya'ya da armağan edilen küçük çay daveti, dostların bir araya gelmesi için düşünülmüş olup, Kral Edward döneminden beri devam etmektedir.
Bu arada İngiltere Kraliçesi'nin çayının suyunu bütün gezilerinde yanında taşıdığını biliyormuydunuz?
Rusya
Rusya'da her öğün çay içilmesi bir gelenektir. Ruslar çaylarını semaverde demlerler, beyazlatılmamış şeker ve limon suyu ilave ederek içerler. Gerçek bir çay tiryakisi Rus çayına şeker atmaz, şekeri ağzına alarak çayını içer. Eski kültürü yaşatanlar arasında, çaya şeker yerine bir çay kaşığı kaymak koyanların yanısıra, Anadolu'nun kimi yörelerinde olduğu gibi ve çayı bazen bardak altlığına dökerek içenlerde bulunmaktadır.
Çay, konuklara yanında marmelat ile sunulur. Konuk, daha fazla çay gelmesini önlemek için bardağın altlığı bardağın üstüne konulur.
Fransa
Fransız entelektüellerinin özel bir çay sevgisi vardır. Yaygın çay salonlarının yanısıra, romantik isimlerin takıldıkları çeşitli çayların satıldığı küçük çay dükkanı zincirleri vardır.
Fransız kültüründe çay, uzun süre demlenmeden, ince porselen bir fincanda ikram edilir. Hafif içimli bir çayın yanında küçük bir çikolata, krokan veya pralin ikram edilir.
Moğolistan
Moğolların çay içme biçimleri ise inanılır gibi değil. Çaya biraz yağ, bir tutam tuz, biraz un ya da darı ekliyorlar. Hadi bu neyse, ama ya kuzu etli çaya ne dersiniz? Dilim dilim edilip bir hafta açık havada kurutulmuş kuzu etini çayın içine atıp içerek, soğuk iklim koşullarına ve göçebe hayata karşı güç ve enerji kazanıyorlar.
~340 ahkam var. « sonraki sayfa 1 2 3 4 ... 17 önceki sayfa »
Yetiştirilmesinden hazırlanıp tüketilmesine varana kadar tamamen bir kültür olan bu çay kültürü anlam veremediğim
ve hiç parçası olmak istemediğim örgüt misali kitleler halinde üzerime üzerime gelen,
manasız bir tiryakiliğin boy gösterdiği tapınma derecesinde ayinlerinde düzenlenebileceğine
artık inanmaya başladığım ve tiryakilerin kutsal içeçek saydıkları soğuk ve sıcak
alternatiflerinin de bulunduğu sıcak ve iyi demlenmiş olanının makbul gördüğü saçma bir
içecek işte.eskiden ise semaverin şifa dağıttığına inanan insanlar hamam çıkışı ve
mevlitlerde rahatlamak için kaynatılan semaverden çay içmeyi farz sayarlarmış-_-
semaver ise edebiyatımızda şifahaneye benzetilirmiş-_-
yahu nedir bu çay biri bana buyursun anlatsın-_-
çay tiryakiliğine bir türlü
anlam verememem şurda dursun insanın babasından tut sevdiği adamın bile tam bir tiryaki olduğu gerçeğine dayanmaya çalışmam
ise cabası -_-
bu kadar-_-
kuşaklar boyu türk insanıyla bütünleşen önemli içeceklerdendir yurdum nice çay ustalarını yetiştirebilmiştir,çay yerini öle saglam almıstırki bebeler annesütünden kesilince biberonlar cayla dolardı,cocukluk dönemi kallavi bardakların paşa caylarının dönemidir , ,bu gençlik döneminede sarkabilir ama yas oturdukça çay faslı tevekülle icra edilen ince belli bardakların ustaca içimiyle anlambulur,çay karamsar havayı hemencecik dagıtır anlamsızca umutlandırır mekanı arkadas grubu aile ortamı cıvıldayıp kahkahalar atar evlerden çılıng çılıng diye aksi yayılır çay kaşıklarının.Tanıdık dükkanlar yada misafirliklerin vazgecilmez ürünüdür gırtlağa kadar çaya doyARız, agzımızın şekli bardagınkini alana kadar içeriz hırsla,bunun yanında çayın sakasıda yoktur ona gereken saygı gösterilmez,içerken agız döt oynatırsak yüz derecelik sıvısı bu sefer saglam bi yanık bırakır vücutta ama yinede çaya kızılmaz vücudda yanık oluşsada sersemce gülüp etrafa sarar acımızı cıkarırız bahsedilcek çok şey var daha hakkında..
eğlence fakiri bi arkadaş eğlensin diye an itibariyle buz gibi olmuş içeceğim
iyi demlenmiş çay icerken hep aklıma gelir şu meret musluktan aksa olmaz mı diye, çay candır, suyun en güzel halidir.
bir yorgunluk çayı tüm ağrılı düşüncelerimi sakinleştirebilir.
şiirdir, bu da şöyle...
ÇAY
Ömer Erdem’in Kahve adlı şiirine nazire
dallarını kırdım çay
kökünü eşeledim
marifetinle tatlandır beni çay
içime esenlik
bana bir bardak çay
de gidinin çayı
ne istanbul’a sığıyor ne masaya
rize’den geldi kokusu
gel de beni kokla çay
ama hayal kahvesinde
bu da nasıl şey böyle
aklın kalmış senin komşu şehirde
ben çay yapmayı bilmem ki
kendimi çırak vermişim
eski bir terziye
terzi de terzi olsa
makaslar kör mü kör
kumaşlar karışmış birbirine
kalktık oradan çerçiye tam da bize göre
bu ne bolluk böyle bir tek o yok
hay içinden çay geçesice
sen bu huyu kimden aldıydın
benim annem Rizelidir
elleri demliğe bir değse
çaydanlıkta kuş sesleri
özlem beni hiç etti
lay
çay bir ıslıktır lay
kendini ele verir
lay! kağıttan bir gemim var
size gelmez ama
adalar vapuru
benden de kalkar
betülcüğüm tarıman
tiryakiyisimdir. 5 metreden kokuyu alır, kalitesini teşhis ederim.
eskiden :çay smile'ım vardı benim ince belli bardakta çay şekliydi :(
çaykovski'den gelmiştir. eskiden sarayda sultanlar toplanır tamburla çaykovski çalar ve eşliğinde çay içerlerdi. o zamanlar çaya lebyakan deniliyordu (dudak payı tabiri buradan çıkmıştır) sonra çaykovski'den kısaltarak çay denmiş, çay diyenleri tiki diye hor görmüşler ama halkımız biraz da saraya gıcık olduğu için çay sözcüğünü benimsemiştir
Güneş geç kalmış gibi fırlar dağlardan sabahları
Küçük kasabalarda
Erken açılan çarşılarda
İlk çay gerçek çay sonra onun zamana bulanmışı
Ne ölüm karışmış ne iş saati
İlk çayda bir isa masumluğu gizli