1. sosyomat hesabınızla giriş yapın.
  2. üye ol
  3. parolamı unuttum
  4. giriş

ödp beni tanımlar diyenler

toplam 32 kişi bulundu. 20 adedi gösteriliyor.

ödp hakkında ödp

~80 ahkam var. 1 2 3 4 önceki sayfa »

    devrimci yol geleneğinin siyasi parti şekline bürünmesi ve iyice kendini kaybetmesi ile oluşan, leninist parti modelinden kopuk avrupa birliği soluyla daha paralel bir oluşum. içinde eşcinselinden tut anarşistine kadar birçok değişik bünyeyi barındıran sol parti. ayrıca artvin'de ilk defa bir belediye kazanan Türkiye'nin tek sosyalist partisidir ki taktire şayan tek işleri de bu olmuştur...

    rastafarian61   18 Ağustos 2009 13:40   aferim     (0 puan)  |   Yk 

    zor günler geçiriyor...

    TreyT   18 Ağustos 2009 11:58   aferim     (0 puan)  |   Yk 

    Ufuk Uras'a bin selam =)
    gerçi ödp de değil artık

    pastel boya   18 Ağustos 2009 11:43   aferim     (0 puan)  |   Yk 

    Biliyordum tekrar hatırladım ahkamlara bakarken Tüzük Büzük muhabbetini Can Babanın =) Önerge hazırlarkende doğum sancıları çekerlerdi =))

    gemZuLi   21 Haziran 2009 20:34   aferim     (0 puan)  |   Yk 

    ne kadar klişe cümleler. tipik kemalist cümleleri. bırakın özgürlüğü herkes doyasıya yaşasın.

    simeranga   18 Mart 2009 20:04   aferim     (0 puan)  |   Yk 

    YAŞASIN ÖDP.. HEPİNİZİ SEVİYORUM..

    gothicniko   27 Şubat 2009 09:23   aferim     (0 puan)  |   Yk 

    can yücel bu parti kurulduğunda şu cümleyi kurmuştur: arkadaşlar bize tüzük değil büzük lazım...

    Trans Nonain   24 Şubat 2009 00:21   aferim     (1 puan)  |   Yk 

    kardşim bizler türbanlı insanlara karşı değil türbanın örttüğğü beyinlere karşıyız.. yoksa türbanlı emekçi kadınlarımızla ne alıp veremedğimiz olabilir ki.?
    ayrıca beyni yıkanmış bir yığın insan ne kadar özgür olabilir ki ..?
    diyelim ki benim smgem bir siyasi simge olarak kullanılıyorsa özgürlük nerede sorarım sana.?

    ozde917   13 Ocak 2009 18:13   aferim     (1 puan)  |   Yk 

    4 Kasım seçimleri
    Fidel yoldaşın görüşleri

    Yarın önemli bir gün olacak. Tüm dünya kamuoyu ABD'de yaşanan seçimleri izliyor olacak. Bu ülke, yeryüzündeki en güçlü ülke. Dünya nüfusunun sadece yüzde 5'i ile, her yıl, inanılmaz düzeyde petrol, gaz, maden, hammaddenin yanısıra okyanus ötesinden taşınan çok sayıda ürün tüketiyor. Bunların birçoğu, özellikle benzin ve maden kökenli ürünler, yenilenebilir değil.

    Dünyanın en büyük silah üreticisi ve ihracatçısı ülkesi ABD. Ayrıca, endüstriyel askeri üretim, doymak bilmeyen bir iç pazara sahip. Deniz ve hava kuvvetleri, diğer ülkelerdeki askeri üslerin hemen etrafında konuşlanıyor. ABD'nin stratejik savaş başlığı taşıyan füzeleri, dünyanın herhangi bir noktasını mutlak kesinlikle vurabilir. Dünyanın en akıllı beyinleri ülkelerinden koparılıp bu sistemin emrine sunuluyor. Bu, asalak ve yağmacı bir imparatorluk.

    Şu açıkça bilinen bir gerçek ki, köleliğin hüküm sürdüğü yüzyıllar boyunca ABD'ye getirilen siyah nüfus, ırkçı ayrımcılığın bir kurbanı olageldi. Demokratların adayı Obama kısmen siyah; koyu ten ve bu ırka ait özellikler onda hakim görünüyor. Bir yüksek okulda, oldukça iyi bir dereceyle mezun olabilmiş birisi. Cumhuriyetçi rakibinden, çok daha zeki, daha eğitimli ve sakin birisi.

    Pek çok ülkeyi etkileyen, 1930 yılından bu yana dünyanın geçirdiği en sancılı finansal krizlerden birinin ortasında, yarınki seçimleri değerlendireceğim.

    Uluslararası basın, siyasi analistler ve yorumcular zamanlarının bir kısmını bu konuyu tartışmak için kullanıyorlar. Obama, ABD'de son on yılların en iyi siyasi hatibi olarak değerlendiriliyor. Hemşerisi, 1993 yılı Nobel Edebiyat ödülü sahibi Toni Morrison, sahip olduğu etnik kökenle ABD'de doğmuş ve bu ödülü alabilmiş tek kişidir --muhteşem bir yazardır-- Obama'yı geleceğin başkanı ve bu ülkenin şairi olarak nitelemiştir.

    Rakipler arasındaki mücadeleyi takip ediyorum. Siyahi aday, adaylığını ilan etmesiyle, düşmanlarında ciddi bir şaşkınlık yarattı. Düşüncelerini oldukça iyi ifade ediyor, önce ortaya koyuyor sonra da seçmenlerinin zihnine kazıyor. Cumhuriyetçiler ya da Demokratlar diye özel bir vurgu yapmaksızın, herkesin Amerikalı olmasına, dünyanın en üretken milletinin bir parçası olmasına vurgu yapıyor. Orta sınıf için vergileri düşüreceğini, fakir kesim için kaldıracağını, zengin kesim için ise vergileri arttıracağını söylüyor. Gelirin, bankaları iflastan kurtarmak için kullanılmayacağını belirtiyor

    Özellikle, Bush'un Irak'taki savaşta yaptığı fahiş harcamalarının, artık Amerikan vergi mükelleflerinden tahsil edilmeyeceğini ısrarla vurguluyor. Bu duruma bir son verip, ABD ordusunu ülkesine geri çağıracak. Muhtemelen, ülkesinin 11 Eylül 2001'de yaşanan terörist saldırılara karşı yapabileceği pek fazla bir şeyi olmadığını anlayacak bir zekaya sahip. Ancak, binlerce ABD askerinin kanı döküldü, yaralandı ya da hayatını kaybetti, yanı sıra bu Müslüman ulustan milyonun üzerinde insan yok oldu. Bu savaş, petrol arayan bir imparatorluk tarafından başlatılmış fetihten başka bir şey değildi.

    Yaşanan krizin ve sonuçlarının ışığında görülüyor ki, Amerikan halkı, Irak'taki savaşla kıyaslandığında, ekonomi konusunda daha fazla endişe taşıyor. İşlerini, bankalardaki depozitlerini, emeklilik ikramiyelerini kaybetmekten korkuyorlar. Sahip oldukları paranın alım gücünü yitireceğinden, aileleriyle birlikte yaşadıkları evleri kaybetmekten korkuyorlar. Hangi koşullar altında olursa olsun, yeterli sağlık hizmeti ve çocukları için yüksek eğitim imkanı talep ediyorlar.

    Obama meydan okuyor ve sanırım büyük riskler aldı ve almaya devam edecek. Bunu öyle bir ülkede yapıyor ki, en aşırı uç eğilime sahip bir kişinin bile, oldukça sofistike bir silaha sahip olması yasal bir şey. Bunun ilk örnekleri, 18. yüzyılın ilk yarısında ABD'nin batı kesiminden hatırlanabilir. Obama, bulunduğu sistemi destekliyor ve bu sistemden destek görecek. Obama'ya yönelen ilgiyi dünyadaki mevcut problemler oluşturmuyor. Ki, Washington'a 9,735 mil uzaklıktaki Hanoi kentine hiçbir pişmanlık duymadan onlarca ton bomba yağdıran savaş pilotu bir aday, bu ilginin çok daha azını görüyor.

    31 Ekim'de yazdıklarıma ek olarak geçen Perşembe günü, Lula'ya hitaben bir mektup yazarken, şunları ifade etmiştim:

    "Irkçılık ve ayrımcılık, Amerikan toplumunda doğduğu günden bugüne var, iki yüzyılı aşkın süredir. Latin Amerikalılar ve siyahlar hep ayrımcılığa uğradılar. Bu ülkenin vatandaşları, tüketicilik düşüncesiyle yetiştirildi. İnsanlık, kitle imha silahlarıyla sürekli olarak tehdit altındaydı."
    "Amerikan halkı, Irak savaşına nazaran, ekonomi konusuna daha fazla ilgi gösteriyor. McCain yaşlı, kavgacı ve eğitimsiz birisi; çok zeki sayılmaz, aynı zamanda sağlığı da yerinde değil."

    Son olarak şunları söyledim: "Eğer tahminlerim yanlışsa ve ırkçılık hakim gelirse; yani Cumhuriyetçi aday başkanlığı kazanırsa, savaş tahlikesi artacak ve insanların ilerleme konusundaki ümitleri boşa çıkacak. Her şeye rağmen, kavgaya devam etmeli ve insanları uyarmalıyız, bu seçimi her kim kazanırsa kazansın"

    Bu yazdıklarım yarın yayınlandığında, kimsenin, yazdıklarımı herhangi bir adayın seçim kampanyasını ileriye taşımak için kullanacağını söylemeye vakti olmayacak. Bu seçim sürecinde, nötr olmalıydım ve öyle davrandım. Yaptığım, Birleşik Devletler'in ifadesiyle, "ABD'nin içişlerine müdahale etme" anlamına gelmiyor, yaptığım, diğer ülkelerin egemenlik haklarına gösterdiğim saygıdan farklı değil.
    Fidel Castro Ruz
    3 Kasım 2008
    16:10

    simeranga   05 Kasım 2008 22:13   aferim     (0 puan)  |   Yk 

    ödp özgürlükleri savunur.savunduğu özgürlükler de sadece senin, bizim özgürlüklerin değil;tüm halkların özgürlüğüdür. türban takmak isteyenin de bi özgürlüğü olması gerekir, kendi kültürünü yaşamak isteyenin de bi özgürlüğü olması gerekir.ödp ve sayın urasın mücadelesi de bu yöndedir. buraya hakaret etmek amacıyla yazanlara sorsak kendilerini birer aydın olarak görürler.ama onlar özgürlüğü sadece kendilerine ait bi şeymiş gibi görürler.onun için bu yobaz beyinlere bi şeyler anlatmak gerçekten zor...

    simeranga   04 Kasım 2008 18:23   aferim     (0 puan)  |   Yk 

    yav orda meleqq diye bir insan var.
    yav bu kişi sanırım ufuk urası beğeniyomuş.
    pua..
    diyeceğim tek şey var ufuk uras akpye yakışır gitsin ona milletvekili olsun...:)

    ozde917   18 Ekim 2008 18:40   aferim     (0 puan)  |   Yk 

    türbanı savunan parti

    surfrider   06 Ağustos 2008 18:32   aferim     (0 puan)  |   Yk 

    mecliste genel başkanınızın neler yaptığını, ne kadar pasif kaldığı ve sosyalizimi ne kadar temsil ettiğini görmekteyiz. kör değiliz.

    sinerjix   18 Temmuz 2008 13:48   aferim     (0 puan)  |   Yk 

    tüm ÖDP li devrim cileri 2 temmuzda sivasa devrimci dayanışmaya çağırıyoruz

    deniz68   17 Haziran 2008 18:13   aferim     (0 puan)  |   Yk 


    TAKSİM'İN HAK ETTİĞİ PAZARLIK VE ÖZNEL HESAPLARLA MALUL 1 MAYIS DEĞİLDİR

    Bugün umudun zayıf düşmüş olmasının akla gelen öncelikli nedeni, umudu büyütmeyi ve düşlerin gerçek kılınmasını kendine görev edinmiş ve bunu bir programla ifade etmiş olması gereken yol gösterici güçlerin bizzat kendisinin umutsuzlukla malul bir duruşu aşamamış olmasıdır.

    Devrimci yapılardan sendikalara, derneklerden odalara kadar halkın güç ve olanaklarının sokağa örgütlü biçimde çıkmasına basamak oluşturması veya öncülük etmesi gereken hemen her oluşumda, içsel sorunlarla boğulma ya da başarıya inançsızlığın koşulladığı uzlaşmaya yatkınlık durumu gözleniyor.

    Sistem, tarihinin hiçbir döneminde rastlanmamış boyut ve çeşitlilikteki saldırılarına, devrimci-demokrat güçlerin olanaklarını içerden ele geçirmeyi de eklemiş, düne kadar devrimci yapıların doğal tabanı sayılan toplumsal kesimleri hızla yedeklemenin yöntem ve araçlarını geliştirmiştir.

    AKP'nin tüm çabalarına, satın alma ya da yanıltma manevralarına karşın ona yedeklenmeyen ve itiraz eğilimiyle sokağa çıkma potansiyeli taşıyan kesimler, devrimci yapıların ne güncel ne de uzun vadeli sorunlara çözüm önermemesi, sınırlı olan gücünü içsel rekabetle ya da öznel sorunlarla tüketmesi sebebiyle, Cumhuriyet mitinglerine yedeklenmiş, sistem karşıtlığı AKP karşıtlığıyla ikame edilmiştir. Sınıf mücadelesinin yerini bir çeşit renksizlik almış, uzun vadeli projeler günübirlik hesaplara kurban edilmiştir.

    İşte bu koşullarda 1 Mayıs sürecine giren devrimciler, 1 Mayıs'ı halkla aralarında oluşan ve giderek büyüyen açıyı kapatmak ve gerçekleri açıklamak için bir fırsat olarak değerlendirmelidir. Bunun da yolu, dar sayıda insanla bir çeşit korsan gösteri biçiminde, daha çok da devrimci yapıların gereksinimi olan eylem biçimini değil, giderek devrimcilerden uzaklaşan kitlelerle aynı zeminde katılıma olanak veren bir eylemi tercih etmekten geçiyor.

    Bilinir ki koşullarüstü, her dönem ve her durum için geçerli bir eylem biçimi yoktur. Bunun belirlenmesinde, örgütlülük düzeyinden halkın ve mücadelenin gereksinimlerine kadar bir dizi öğe etkili olur. Bizlerin temennisi, 2008 1 Mayıs'ında izlenecek rotanın uzlaşma ve işbirlikçilikle malul sendika bürokratlarının öznel tercihlerine (ve hatta oyunlarına) alet olmadan belirlenmesidir.

    Dikkat edilirse, son yıllarda devrimci niyetlerle öznelliğin içi içe geçmesine ve 1 Mayıs'ın zayıf düşürülmesine sebep olan gelişmelerin bu yıl kapsama alanı daha da büyümüş gibi görünüyor.

    Geçen yıl 1 Mayıs öncesinde de sonrasında da yaptığımız açıklamalarda konfederasyon başkanlarının tutumunu samimi bulmadığımızı ve 1 Mayıs'ın birtakım hesaplara kurban edilmekte olduğunu anlatmaya çalıştık. Bu yıl kaygımız daha da büyümüş durumda. Çünkü sendika bürokrasisi ile iktidar ilişkisi giderek daha güçlü bağlarla kendini ifade etmeye başladı.

    14 Mart'ta iş bırakarak sokağa dökülen emekçilerin sergilediği kararlı görüntü sonrasında Çalışma Bakanı'nın konfederasyon başkanlarıyla toplantı yapıp basının karşısına "büyük oranda anlaştık" demek için çıktığı andaki fotoğrafı bir kez daha hafızamızda canlandıralım. Bakan önde, sendika başkanları arkada eller önde kavuşturulmuş halde uzlaşmanın resmi çizildi. Takip eden günlerde "aslında anlaşmamıştık" denmiş olsa da niyet SSGSS'ye dair giderek düşürülen eylem çizgisinde okunur oldu. Son olarak Salı günü meclisin önünde toplanma kararının iptali, aynı eylemsizlik halinin dışavurumuydu.

    Sanıldığının aksine gelişmeler iktidarın güç ve olanaklarını gözümüzde büyütmüyor, ancak hepimizin gözü önünde yaşanan gelişmeleri de yok sayamayız. Sendikal tabandaki güce rağmen AKP'nin Türk-İş kongresinde Kumlu'yu seçtirmesi, hangi imkanlar eşliğinde olduysa, bugün de bu ve benzeri imkanlar eşliğinde sendikaların iktidar tercihi dahilinde yönlendiriliyor olması pekala mümkündür. Aynı olanakların boyutunun anlaşılması için objektifi bir başka olgu üzerinde tutalım.

    Bugünlerde Zaman Gazetesi "Farklı renkten kalemler Zaman'da" diye reklam yapıyor. O reklamda olduğu gibi renkler arasındaki farkı yok eden ve kalemlerin içine sistem mürekkebi doldurtan olanaklarla Hak-İş'ten KESK'e kadar sendika başkanlarını hizaya sokan olanaklar aynı nitelikte olanaklardır. Bunlar aşılmaz veya baş edilmez değildir. Ancak bilinir ki bir hastalıkla baş edebilmenin zorunlu koşulu hastalığın varlığının kabulüdür.

    Ne yazık ki bugün devrimci yapıların pek çoğu bırakalım bu hastalığın varlığını, konfederasyon başkanlarının Taksim talebinin ardındaki sahteliği dahi kabule yanaşmamakta; iktidarla pazarlıklar eşliğinde gerçekleşen kayıplar arasında kendine "zafer sebepleri" aramaktadır.

    Görünen o ki sistem bundan sonra şiddetin yanında satın alma ve manipülasyon araçlarını da giderek daha fazla kullanacak, bu alanda gelişen olanaklarını sınıflar mücadelesinin içeriğinin boşaltılmasında daha yoğun biçimde işlevlendirecektir.

    Bu koşullarda algı ve analiz gücünü sürekli uyanık tutmak ve halka gerçekleri açıklama konusunda güven tazelemek devrimcilerin öncelikli görevi olmalıdır.

    Konfederasyon başkanları, Meclis'ten geçişini seyrettikleri GSS'yi Taksim'e taşımaktan ve o gün orada "beşyüzbin kişi beşyüzbin karanfille" olmaktan söz ediyor. Emekçilerin hakları gaspedilirken onları yalnız bırakan sendikal önderliğin bu "günah"ını Taksim söylemiyle gölgelemeye çalıştığı açıktır. O gün Taksim'e girilse de bu kanaatimiz değişmeyecektir. Kaldı ki Valilik saldırı araçlarını büyüterek hazırlık yaparken ortada hiçbir sorun yokmuş gibi hareket etmek de başlı başına sorunlu bir duruşa işarettir. Ciddiyetin bu denli zayıf düşürüldüğü bir ortamda devrimcilere bu sahteliğin peşine takılmak değil, sahiplerinin yüzünü açığa çıkarmak yakışık düşerdi. Ne var ki bugüne dek yansıyan tutum ve açıklamalar, devrimci yapıların demiri tersine bükmekten uzak bir duruş içinde olduğunu gösteriyor.

    Bu koşullarda bizler, son dakika sürprizi yapmaya eğilimli sendikal önderliğin yönlendirmelerini değil gerçekliği dikkate alarak her halükarda 1 Mayıs sabahı Taksim'de olacağız. Zayıf bir olasılık olarak görsek de, koşulların normal gelişmesi halinde, diğer devrimci yapılarla beraber Şişli güzergahını tercih edeceğiz. Valiliğin geçen yıla benzer bir tutum takınması durumunda ise, fiili ve meşru alternatiflerimiz saklı olacaktır.

    28 NİSAN 2008
    DEVRİMCİ HAREKET

    Hesap sorucu   30 Nisan 2008 18:47   aferim     (0 puan)  |   Yk 

    Yıllar önce ödlekler dönekler partisi diye dalga geçiyolardı. Niye acaba?

    darth skywalker   26 Mart 2008 18:36   aferim     (0 puan)  |   Yk 

    ufuk uras sayesinde sevdim ne olduklarını öğrendim...

    meleqq   26 Mart 2008 18:08   aferim     (1 puan)  |   Yk 

    OKUYAN BİR İŞÇİNİN SORULARI

    Yedi Kapılı Teb şehrini kim kurdu?
    Kitaplarda kralların adı yazılı.
    Krallar mı sürükledi kaya parçalarını?
    Ya kaç kez yıkılan Babil -
    Kim yaptı onu boyuna yeni baştan? Hangi evlerinde
    Altın pırıltılı Lima'nın otururdu yapı işçileri?
    Nereye gittiler Çin Duvarı bittiği gece
    Duvarcılar? Ulu Roma'da
    Geçilmez zafer anıtından. Kim dikti bunları? Kimleri yenerek
    Zaferler kazandı Sezarlar? Üstüne türküler yakılmış Bizans'ta
    Yalnız saraylar mı vardı oturacak? Masal ülkesi
    Atlantis'te bile
    Haykırarak gece yarısı, deniz herşeyi yutarken,
    Kölelerine seslendi boğulanlar.

    Genç İskender Hindistan'ı aldı.
    Bir başına mı?
    Sezar Galyalıları yendi.
    Hiç olmadı bir ahçı da mı yoktu yanında?
    İspanyalı Philip ağladı, filosu
    Battığında. Başka ağlayan olmadı mı?
    II. Frederik Yedi Yıl Savaşı'nı kazandı. Kim
    Kazandı ondan başka?

    Her sayfada bir zafer.
    Zafer yemeğini kim pişirdi?
    Her on yılda bir büyük adam.
    Masrafları kim yüklendi?

    Bunca olay
    Bunca soru.

    (brecht sanki bugüne yazmış değil mi dostlar?)

    de seguida   19 Mart 2008 16:35   aferim     (2 puan)  |   Yk 

    devrimci var mı ki Atatürk'ten öte.........

    swattt   19 Mart 2008 00:46   aferim     (2 puan)  |   Yk 

    işinize bakın....

    delimanyak   18 Mart 2008 04:04   aferim     (0 puan)  |   Yk 

ahkam girebilmek için, üye olmalı veya giriş yapmalısınız.
 
etiketler; üzerimize yapıştırabildiğimiz, bizi tanımlayan ve/ya ilgili olduğumuz konuları gösteren terimlerdir.

bu etiket ile görülen ilk kişi(?) :dionysowski

Etiket-radyoaktif-ghost bu etiketin kural dışı olduğunu düşünüyorsanız, yandaki ikona tıklayıp rapor edebilirsiniz.