başımın üstünde yeri var.
derin derin nefes al..
kısa kısa verme nefesini,aldığın kadar ver!
ruh alır başını gider emanetine döner.
ne can kalır ne mal.
şükür.
hepimiz yumurtayız hepimiz tavayı tadıcaz ben civciv olucam ayrı mesele
ölüm beni tanımlar diyen ne çok insan varmış .onu görmüş olduk. ölümü tanımlayan hayattır oysa... :S
soğuk
Ölüm Madem Öldürülmüyor, Kabir Kapısı da Kapanmıyor, bu Ecel Celladının Elinden ve Kabirden Kurtulmak Çeresi var mıdır?
Ölüm gelecek ve senin gözlerinle bakacak-
sabahtan akşama dek, uykusuz,
sağır, eski bir pişmanlık
ya da anlamsız bir ayıp gibi
ardını bırakmayan bu ölüm.
Bir boş söz, bir kesik çığlık,
bir sessizlik olacak gözlerin:
Böyle görünür her sabah
yalnız senin üzerinde
kıvrımlar yansıtırken aynada.
Hangi gün, ey sevgili umut,
bizlerde öğreneceğiz senin
yaşam olduğunu, hiçlik olduğunu.
Herkese bir bakışı var ölümün.
Ölüm gelecek ve senin gözlerinle bakacak.
Bir ayıba son verir gibi olacak.
belirmesini görür gibi
aynada ölü bir yüzün,
dinler gibi dudakları kapalı bir ağzı.
O derin burgaca ineceğiz sessizce.
hassiktir
Ölüm , Ölüm dediğin nedir ki.. 2 inci boyut..
ölümün sırrı
ölümün sırrını sordum bir gece
güldü de bu suale önce
ölüm dedi, ölüm bir hiçtir bence
gençliğimi yalnız aşk ile ördüm.
rast geldim bir ak saçlı ihtiyara
lanetler ederdi bir eski yare
sorunca ölümü, dedi bir çare,
çünkü rüya gibi bir hayat sürdüm.
bu sırrı sormaya karar verdim ben
hayatı hicranla dolu ölüden.
baktı boş gözlerle ayet okurken
dedi, ben hayatı ölümde gördüm.
nazım hikmet ran
gerçek yaşam. neden şimdi kendini öldürmüyosun sorusunada. doğru zaman geldiğinde zaten kendi kendine gerçekleşecek bi olay olduğunu düşünüyorum. tamamen kendi kontrolüm dışında gerçekleşmeli.
Ölümle tanıştıktan sonra anladım
Sadece bir kimlik belgesi olduğunu yaşamanın
(erdem bayazıt)
basini koydugun anda asla uyanmak istemicegin yastik gibi..
öLmek Bence Çok güzeL bir Şeydir. Bana göre tam bir temizLiktir. ALLAH öLümünde hayırLısını Versin. amin :)
al a.q bu saatte aklıma getirdiniz yine :S
belamısınız a.q
sabah namazımı kılsam acaba madem bukadar uyanık kaldık sevabı büyükde olur boşa gitmesin sabah
...ve müjdeli haberi yaymaya başladık. Hiç unutmuyorum; eşimin annesinin sesi hala kulaklarımda. Bir o sesi, bir de kızımın rahmime kondurduğu ilk ve son öpücüğü...
Heyecanlanmıştık her ikimiz de. Yalnız iş alenen itiraf etmeye gelince, o erkekliğe bok sürdürmemeye çalışıyordu. "Tamam canım bu kadar abartmayalım, hayırlısı işte..." sözüyle diyologları sonlandırma girişimine kaç kez tanık olmuştum. İtiraf etmeliyim ki, ben heyecanımı gizleyemiyordum ve onun bu sözde soğukkanlı tavrı hoşuma gidiyordu. Zaten ben bir heyecanımı gizleyemem, bir de itiraf etmekten alı koyamam kendimi.
Rutin kontroller, hediyeler, egzersizler, telefon görüşmeleri, kitaplar, "dur bir tanem sen yorulma" nezaketleri, tekrar forma girememe fobileri, yersiz dökülen gözyaşları, -ilginç bir şekilde- aş ermemeler... İtiraf etmem gerekir ki, bunların herbiri heyecanıma heyecan katıyordu. İşin ilginç yanı, ilk hakiki çığlıktan sonra sanki eski "ben"den geriye hiçbir eser kalmamıştı. Galiba bütün dikkatimi kas ve buna paralel yürütmeye çalıştığım soluma hareketlerine vermişim. Hayli tekniktim ve anneydim: Teknik bir anneydim.
Kasıklarımın artık acımaya başladığını hissedebiliyordum. Bunu, nefeslerim sımsıkılaşmışken güç bela duyabildiğim, sanki bedenime dışarıdan girmiş bir başka ruha aitmiş gibime gelen ses kulağıma fısıltıyordu: Bu ses kulaklarımdan içime doğru hızla koşuyor, kasıklarımdaki diğer ruha çarpıyor, o ruhta ortaya çıkan duygulanım tekrar kasıklarıma maddi bir etkide bulunarak onları acıtıyor ve bu acının çıkardığı ses tekrar kulağıma geliyordu. Bu nefsî-bedenî etkileşimler kaç defa tekrar etti bilmiyorum; fakat her defasında yüzümde gülümsemeye yol açıyordu. İtiraf etmeliyim ki, hayatımda ilk ve son defa bu anlarda çığlık atarken gülümseyebildim...
Doktor hanım telaş içerisinde boşuna kızımın cesedinin poposuna vurmaya başladı: 1. bebek doğduğunda ağlamadı, poposuna vurduk ağladı; 2. bebek doğduğunda ağlamadı poposuna vurduk ağladı, ........ n. bebek doğduğunda ağlamadı; poposuna vurduk ağladı. Bu bebek de doğduğunda ağlamadı; o halde...
Ölü doğum paradoksal ifadesi, bir açıdan anlamlı kılınabilir. Ana rahmindeki bebek, bu kutsal mabette hayata gözlerini yumar ve diğer bir kutsal mabete, yani toprağa kavuşturulmak üzere rahimden çıkartılır.
Benim kızım ise ölü doğmadı. Doğduktan sonra da ölmedi. Tam doğarken öldü, tam ölürken doğdu. Benim kızım, kasıklarımdan gelen gülümseyen acının sesinin sahibi olan ruhu, rahmime ıslak dudaklarıyla bir öpücük kondurarak öldürdü ve işte tam da bu anda doğdu: Ben teknik olarak anneyim; ben sevimli, küçük bir paradoksal kızın annesiyim. İtiraf etmem gerekir ki, bu paradoksu çözemedim, galiba hiçbir zaman da çözemeyeceğim. Ve yine itiraf etmem gerekir ki, hayatımda ilk ve son defa o anlarda çığlık atarken gülümsedim ve benim kızım hiç ağlamadı.
varlık yokluğun içinde
yokluktur boşluk
eğer gerçek yoksa bu mezarlar ne ?