1. sosyomat hesabınızla giriş yapın.
  2. üye ol
  3. parolamı unuttum
  4. giriş

şafak türküsü beni tanımlar diyenler

toplam 14 kişi bulundu. 14 adedi gösteriliyor.

şafak türküsü hakkında şafak türküsü

~14 ahkam var.

    etkisni hiç kaybetmeyecek parca

    Kydnos   28 Ekim 2010 01:03   aferim     (0 puan)  |   Yk 

    ooff off.ürperti verici çok güzel bir yorum

    seydunaa   18 Ocak 2010 12:51   aferim     (0 puan)  |   Yk 

    saçlarına yıldız düşmüş koparma anne aglama....nevzat çelik ölümü bekleyen bir mahkumun agzından dökülen dizeler ne kadar gerçekçi ve dogal bir şiir...

    CORLEONE06   16 Kasım 2008 23:11   aferim     (0 puan)  |   Yk 

    ölümü özledim anne yaşamak isterken delicesine

    ozgurclub   02 Eylül 2008 05:06   aferim     (0 puan)  |   Yk 

    kısaltılmamış tam metni..

    beni burada arama anne
    kapıda adımı sorma
    saçlarına yıldız düşmüş
    koparma anne
    ağlama

    kaç zamandır yüzüm tıraşlı
    gözlerim şafak bekledim
    uzarken ellerim
    kulağım kirişte
    ölümü özledim anne
    yaşamak isterken delice

    bugün görüş günü
    günlerden salı
    islak
    sarı bir yağmur
    ülkemin neresine bakarsa ay
    orada yitik bir anne ağlıyor
    sen aralıyorsun yağmuru
    acıdan sırılsıklam alnına siper edip elini
    sonra bir umut koşuyorsun
    yüreğin avcunda
    ısırırken
    çırpıntı gözlerini
    (ah verebilseydim keşke
    yüreği avcunda koşan
    herbir anneye
    tepeden tırnağa oğula
    ve kıza kesmiş
    bir ülkeyi armağan
    koşma anne
    birdenbire batacak olan
    düş denizinde yarattığın umut sandalıdır
    oysa benim için gece
    ışık hızıyla koşan
    kısa ve soğuk bir zamandır
    bu yüzden boğuk seslerle geldiler bir şafak
    uykusuz
    yorgun
    ve korkak

    sanırım baytardı
    yüreğimin depreminde rihter ölçeği çatlarken
    ölebilir raporu veren beyaz önlüklü doktor
    boşver hipokrat amca
    üzülme ne olur
    sen de anne
    sen de üzülme
    hücremin dört bir köşesinde el ayak izlerimi
    ciğerlerimde yırtılan bir çığlıkla hazır beklediğim
    ve korkunç bir sabırla birbirine eklediğim
    korkak kahraman gecelerimi
    düşlerimle sınırsız
    diretmişliğimle genç
    şaşkınlığımla çocuk devrederken sıradakine
    usulca açılıverdi
    yanağımda tomurcuk

    pir sultan'ı düşün anne
    şeyh bedrettin'i
    börklüce'yi
    torlak kemal'i düşün anne
    hala kanaması nedendir faşizmin göğsünde
    utangaçlığı bile vuramadan yanaklarına yasının
    onsekizinde ölümüne pervasız yürüyen
    ince bilekli çıplak ayaklı tanya'nın
    deniz'i düşün anne
    her mayıs şafağında uzun
    uzun döverken darağaçlarını
    ve o şafaktan doğma
    onbir yaşını çiğneyip yürüyen çocukları
    insanları düşün anne
    düşün ki yüreğin sallansın
    düşün ki o an
    güneşli güzel günlere inanan
    mutlu bir yusufçuk havalansın

    sıcak omuzlar değerken omzuma
    buz üstünde yürüdüm yıllar boyu
    bayraklar ve türkülerle
    kopunca memelerinden o mükemmel yaşama

    kurşunlar sıktılar alnıma
    açık alanlarda ağır
    kartalların konup kalktığı
    yalçın kayalardan biriydim
    ölüp dirildim yeniden
    güneşli güneşsiz akşamlarda

    mutlu yarınlar adına
    özgürlük adına ekmek adına
    üstüne vardım kuyruğu kanlı itlerin
    dirilip dönmesin diye hiroşimalar
    tahtadan atların boynuna çıplak
    ölümlerle yatmasın diye çocuklar
    aç gözlerle bakmasın diye çocuklar
    kardeşlik adına
    havadaki kuş denizdeki balık adına
    yürüdüm yıllar boyu

    dönüp bakmadım arkama
    ıraktı gözlerim cok ırak
    izim kalır mı bilmem yürüdüğüm yolda
    kalsa da silinir gider
    yalnızca bir ağıt gibi çakılır
    ardımca gelenlere gözlerimi yaktığım yer

    tören adımlarıyla ölmek
    ne garip şey anne
    kanlı karanlık bir oyunda baş oyuncuyum
    bütün gözler üstümde

    sürüyor gecenin karnında şafağa bakan oyun
    masa üstünde üşüyen bir sigara
    yanında küçücük bir cam bardak
    içinde rengi bu gecenin
    cılız titrek bir kibrit
    kağıt kalem
    sandalye
    geride flu
    yağlı
    büküm büküm bir ip
    ve çingene kuralına uygun
    değişmez dekoru mudur
    idam mahkumunun

    kırılacak cammışım gibi davranıyorlar
    yüzlerinde zoraki çatılmış bir hüzün
    oysa birazdan boynumu kıracaklar
    pul pul dökülecek yaz sivası eylül'ün

    ben ölümü asıl az ötede titreyen
    çingenenin kara kıllı ellerinde gördüm
    anladım ki küllenen sigaradır
    soğuyan bir bardak çaydır benim ömrüm

    yani benim güzel annem
    alacaşafağında ülkemin
    yıldız uçurmak varken
    oturup yıldızlar içinde
    kendi buruk kanımı içtim

    ne garip duygu şu ölmek
    öptüğüm kızlar geliyor aklıma
    bir açıklaması vardır elbet
    giderken darağacına

    geride
    masa üstünde boynu bükük kaldı kağıt kalem
    bağışla beni güzel annem
    oğul tadında bir mektup yazamadım diye kızma bana
    elleri değsin istemedim
    gözleri değsin istemedim
    ağlayıp koklayacaktın
    belki bir ömür taşıyacaktın koynunda

    usul adımlarla yürüdüm ömrümü
    karşımda kurum kurum-laşan darağacı
    (tarlakuşu korkmaz ki korkuluktan
    ökse de olsa dört bir yanı)
    birdenbire acıdı boynum
    gelecekler var birbiri ardınca genç
    yakışıklı

    ne olur işçi kadınım
    az yumuşak dik
    şu kefenin yakasını

    yaşamak ağrısı asıldı boynuma
    oysa türkü tadında yaşamak isterdim
    çiçekleri kokmak ırmakları akmak
    yaz boyu çobanaldatanlara aldanmak
    su başlarında aylak sektirmek kavalımı
    sonra bir çocuğun afacan bacaklarında
    anavarca kayalıklarına tırmanmak isterdim
    o güzel günleri görenler arasında
    bir soluk ben de yaşamak isterdim
    bir de luvr müzesinde seyretmek gizliden
    öperken siya-u jakond'u tebessümünden
    işte o an saçlarından yakalamak dolunayı
    bir de yirmibeş kilometreden görebilmek
    nazım'in gözleriyle pırıl pırıl moskova'yı

    ölmek ne garip şey anne
    bayram kartlarının tutsaklığından aşırıp bayramı
    sedef kakmalı bir kutu içinde
    vermek isterdim çocukların ellerine
    sonra
    sonra benim güzel annem
    damdan düşer gibi
    vurulmak isterdim bir kıza

    künyemi okudular
    suçumuz malum

    gecenin kıyısında durmuşum
    kefenin cebi yok
    koynuma yıldız doldurmuşum
    koşun çocuklar çocuklar koşun
    sabah üstüme
    üstüme geliyor
    yanlış mı duydum yoksa
    erkenci bir horoz mu ötüyor
    keskin bir acı bilenmiş
    gitgide yaklaşıyor sonum

    iri sözlerim yoktu söyleyecek
    usulca baktım yüzlerine
    bin yıllık iskeletleri çatırdayarak
    göçtü ayaklarının dibine

    korkutamadılar beni anne
    avlunun ortasında çatık bir kaş gibi duran
    darağacı
    bir zaman rüzgarda
    saçını tarayan telli kavak değil mi
    boynumdaki kemendi bir oğle sonu bükerken o kız
    sarı sıcak sevdasını düşünmedi mi
    söyle anne
    o çingene
    bir çicek bahçesi kadar sıcak sokağımızdan
    bağıra çağıra geçen bohçacı kadını
    sevmedi mi çılgınca

    kurulmuş tuzaklar yok artık yolumda
    işkenceler zindanlar hücreler
    savunmak yok mutlu tok bir yaşamı
    açlık grevlerinde beynimi bir sıçan gibi kemiren
    mideme karşı
    kısacası
    bir çiçeği düşünürken ürpermek yok
    gülmek umut etmek özlemek
    ya da mektup beklemek
    gözleri yatırıp ıraklara

    ölmek ne garip şey anne
    artık duvarları kanatırcasına tırnağımla
    şaşkın umutlu şiirler yazamayacağım
    mutlak bir inançla gözlerimi tavana çakamayacağım
    baba olamayacağım örneğin
    toprak olmak ne garip şey anne
    ceplerimde el yerine balyoz taşırken
    korkunç bir merakla beklerken kurtuluş haberlerini
    ve yüreğimin ırmakları taştı
    taşacakken
    ölmek ne garip şey anne

    uçurumlar ki sende büyür
    dağdır ki sende göçer
    ben yaprak derim çiçek derim
    cam diplerinde açmış kanatlarını kozalak derim
    gül yanaklı çocuğa benzer
    yine de
    oğlunu yitirmek kimbilir
    ne garip şey anne

    beni burada arama anne
    kapıda adımı sorma
    saçlarına yıldız düşmüş
    koparma anne
    ağlama
    kırıldıysa düş evinin kapısı
    bütün kırık kapıların çağrılısıyım
    kızların yanaklarında çukurlaşan
    biten başlayan aşkların ortasındayım
    her kavgada ölen benim
    bayrak tutan çarpışan
    her kadın toprağı tırnaklayarak doğurur beni
    özlem benim kavga benim aşk benim
    bekle beni anne
    bir sabah çıkagelirim

    bir sabah anna bir sabah
    acını süpürmek için açtığında kapını
    umarım kurtuluş haberleriyle dönmüş olur
    cam ve kekik kokuları içinde acı yüzlü çocuklar
    o zaman nasıl indirilmişlerse şen şakrak
    öylece kalkar uykudan salterler
    dişleyip tükürmeden sigaralarını
    türkü tadında giyinirken işçiler

    bir sabah anna bir sabah
    acını süpürmek için açtığında kapını
    adı başka sesi başka nice yaşıtım
    koynunda çicekler
    çicekler içinde bir ülke getirirler
    başlarını koymak için yoğun dizine
    sen hazır tut dizini anne
    o mükemmel güne

    ağustos-ekim 1983
    Nevzat Çelik

    deaconfrost   01 Eylül 2008 22:05   aferim     (0 puan)  |   Yk 

    şey anne.. ölmek... garip... ölmek ne garip şey anne...

    RVS   01 Eylül 2008 22:03   aferim     (0 puan)  |   Yk 

    "oğul tadında bir mektup yazamadım anne"

    xelal   01 Eylül 2008 21:58   aferim     (0 puan)  |   Yk 

    o şiirin kitabını ilk antalyadan kemere giderken servis otobüsünde okumuştum.1988 di galiba.çalıştığım tatil kıöyündeki bir komi arkadaştan almıştım kitabı.hakkaten bende ağlamıştım.

    KAOLA   01 Eylül 2008 21:54   aferim     (0 puan)  |   Yk 

    Ahmet Abi'ye vurulduğum şarkı...Ölmek ne garip şey anne...

    efsunnn   28 Ağustos 2008 20:25   aferim     (0 puan)  |   Yk 

    İdeolojiye bakılmadan da dinlendiğinde insanın içini acıtan şiir,şarkıdır.

    efsunnn   27 Ağustos 2008 22:37   aferim     (0 puan)  |   Yk 

    bu şarkı ahmet kayanın yaptıklarından bağımsız milliyetçilik kimliğinizi bi kenara koyup sadece bi insan olarak dinlenince yüreğe dokunmaması imkansız.gencecik bi adamın baba olamıycam örneğin toprak olmak ne garip şey anne diyerek gün sayması ...

    miratul huzun   25 Ağustos 2008 23:21   aferim     (0 puan)  |   Yk 

    Ahmet Kaya şarkısı..ağlatır annenden uzaktaysan daha bi üzer..fenaadır

    antitheus   26 Aralık 2006 05:17   aferim     (0 puan)  |   Yk 

    'nın bestelediği güzel bir nevzat çelik şiiridir.idamlık siyasi mahkumların yüreğine su serpen dizeleri mevcuttur.

    little purple crow   04 Aralık 2006 09:17   aferim     (0 puan)  |   Yk 

    in aynı adlı şiir kitabında yer alan,

    ne garip duygu şu ölmek, öptüğüm kızlar geliyor aklıma.
    bir açıklaması vardır elbet, giderken dar ağacına

    dizeleriyle beni benden alan şiir.

    tam metni:

    Beni burada arama
    Arama anne
    Kapıda adımı sorma
    Saçlarına yıldız düşmüş
    Koparma anne ağlama.

    Kaç zamandır yüzün traşlı
    Gözlerim şafak bekledim
    Uzarken ellerim kulağım kirişte
    Ölümü özledim anne.
    Yaşamak isterseken delice
    Ah.. verebilseydim keşke
    Yüreği avcunda koşan herbir anneye
    Tepeden tırnağa oğula
    Ve kıza kesmiş
    Bir ülkeye armağan
    Düşlerimle sınırsız
    Diretmişliğimle genç
    Şaşkınlığımla çocuk devrederken sırdaşıma
    Usulca acı verdi yanağımda tomurcuk

    Pir Sultan'ı düşün anne, Şeyh Bedretinn'i
    Börklüce'yi, Torlak Kemal'i
    Insanları düşün anne

    Düşün ki yüreğin sallansın
    Düşün ki o an güzel günlere inanan
    Mutlu bir Yusufcuk havalansın
    Yani benim güzel annem
    Ala şafağında ülkemin yıldız uçurmak varken
    Oturup yıldızlar icinde kendi buruk kanımı içtim

    Ne garip duygu şu ölmek
    Öptüğüm kızlar geliyor aklıma
    Bir açıklaması vardır elbet giderken dar ağacına

    Geride masa üstünde boynu bükük
    kaldı kağıt kalem.
    Bağışlar beni güzel annem
    Oğul tadında bir mektup yazamadım diye
    Kızma bana.
    Elleri değsin istemedim
    Gözleri değsin istemedim
    Ağlayıp kokluyacaktın
    Belki bir ömür taşıyacaktın koynunda.

    Yaşamak ağrısı asıldı boynumda
    Oysa türkü tadında yaşamak isterdim
    Ölmek ne garip şey anne
    Bayram kartlarının tutsaklığından aşırıp bayramı
    Sedef kakmalı bir kutu içinde
    Vermek isterdim çocukların ellerine
    Sonra, sonra benim güzel annem
    Damdan düşer gibi vurulmak isterdim bir kıza

    Gecenin kıyısında durmuşum
    Kefenin cebi yok
    Koynuma yıldız doldurmuşum
    Koşun çocuklar koşun
    Sabah üstüme üstüme geliyor
    Kısacası güzel annem
    Bir çiçeği düşünürken ürpermek yok
    Gülmek umud etmek özlemek
    Ya da mektup beklemek
    Gözleri yatırıp ıraklara.

    Ölmek ne garip anne
    Artik duvarlari kanatırcasına tırnağımla
    Şaşkin umutlu şiirler yazamıyacağım
    Mutlak bir inançla gözlerimi tavana çakamıyacağım
    Baba olamıyacağım örneğin
    Toprak olmak ne garip şey anne.
    Uçurumlar ki sende büyür
    Dagdır ki sende göçer
    Ben bayram derim çiçek derim
    Çam diplerine açmış kanatlarını kozalak derim
    Gül yanaklı çocuğa benzer
    Yinede oğlunu yitirmek ne garip şey anne

    Her kavgada ölen benim
    Bayrak tutan çarpışan
    Her kadın toprağı tırnaklıyarak
    Doğurur beni
    Özlem benim kavga benim aşk benim

    Bekle beni anne.
    Bir sabah çıkagelirim
    Bir sabah anne bir sabah
    Acını süpürmek için açtığında kapıyı
    Adı başka sesi başka
    Nice yaşıtım
    Koynunda çiçekler
    Çicekler içinde yeni bir ülke getirirler.

    CNKT   15 Ekim 2006 00:20   aferim     (0 puan)  |   Yk 

ahkam girebilmek için, üye olmalı veya giriş yapmalısınız.
 
etiketler; üzerimize yapıştırabildiğimiz, bizi tanımlayan ve/ya ilgili olduğumuz konuları gösteren terimlerdir.

bu etiket ile görülen ilk kişi(?) :little purple crow

Etiket-radyoaktif-ghost bu etiketin kural dışı olduğunu düşünüyorsanız, yandaki ikona tıklayıp rapor edebilirsiniz.

pilli projeleri: pilli.com: kollektif bağımsız içerik | sosyomat.com: arkadaşını etiketle | put.io: online cloud storage