seni ıslıkla çağırmak isterdim
şiişt kızzz deyince bakmanı
şafak öncesine pijamalı
mışıl mışıl ayakları
saklanmak yok
sarılmak isterdim
kapris sokaktan
geçerken
ellerinden tutmak
işaret parmağınla
gösteremezsin onu
gören olursa
duyan olursa
kötü günah duygusu
haram hikayeleri
çünki hayalimdeki kız
bakire azra
istanbul 1991
kumburgaz
benim şiirim serttir bazen çok sert hasan oğlan
yatılı okur çocuk gibi heyacanlı umarsız
asya davulunu afrika davuluyla karıştırmadan
kanatırım kalpleri sadece kalpleri
ince bir zaman tünelidir kelimelerim ince
kimileri ince tünelde kaybolur
dönemez gersin geriye
kocaman kalabalık caddelerde
kaybolurlar havayi mavi
yeşilmişik falan falan
ne onlar var aslında
ne aralarında kendilerine
ait sandıkları kalabalık
o ince çizginin içinde
kayıp zaman yolcularıdır
benim sesim ise
med cezir
derdim sularla
hani derlerya
havanda
su döğülmez
mitilde
kız sevilmez
aslında
birşeylerim
boşuna
1994 ankara
adiğey notları
konuşabildiğim tek dil!
bir gün çıkar gelir bir gün sonsuz yıldızlardan
sarı kurak susuz bir gecede çıpladak ev
birkaç kara küçük kazanı olan kırık çömçeli
ıslaklakmı ıslak dandik muşambalı raflar
şafağı bir biri ne katar bir çocuk ağlama sesi
kocakarı zor oldu der oğlan gelir anasını götürür
bazen bazanda kulağına üflerler üf üf diye
bakkaldan bir sandık lokum büskivit
petibör lokum petibör üst üste bazende
kırmızı boyalı şerbet danışık
filanın kızı filan oğlana
sancılı doğan beklesin
nasıl sa yine kalır
başka sancılara
1987 kız gedikten aşarken
notları bozhöyük
ben :)
hayat testideki suya benzer
kimi bir dikişte
kimi yudum yudum
ama nihayetinde
biter
kadınlar dört mevsime
benzer
erkekler
mevsimsizdir
bir mevsim de bulur
kendini
mesala arkadaşım
şakir
kendini tanımlayamaz
utangaçtır
ya öbür kara oğlan
kendini
napolyon sanır
karışık duygularla
bezelidir
insan oğlu
emel ile eceli
karıştırırız
bazende
seçme şansımız
olmaz
içme şansımız
olmaz
bişeyler
testiyi alır
bişeyler
sevdiklerimizi
hayat suyu notları
2002 bulgariya
Alnına konsun bu öpüş!
Ve, şimdi senden ayrılırken,
İtiraf edeyim ki-
Günlerimi bir düş
Sayarken yanılmıyorsun;
Ama, umut gitmişse uzaklara
Bir gece ya da bir gün
Bir görüntüde ya da bir şeyde olmaksızın
Fark eder mi bu yüzden?
Bütün gördüğümüz ve göründüğümüz
Yalnızca bir düş içinde bir düş.
Kırılan dalgaların dövdüğü bir kıyının
Haykırışları içinde duruyorum:
Ve altın kum taneleri
Tutuyorum avucumda-
Ne kadar az! Ama nasıl da
Süzülüyorlar parmaklarımın arasından derinlerine
Ben ağlarken - ben ağlarken!
Ah Tanrım! Daha sıkı
Tutamaz mıyım onları?
Ah Tanrım! Tekini bile kurtaramaz mıyım acımasız
dalgadan?
Bir düşün içinde bir düş mü
bütün gördüğümüz ve göründüğümüz?
Her satırı
Mendireğe dizili karabataklara benzeyen
Bir mektup bırakarak
balıkçı koyundan
sisler icinde uzaklaşan kayık gibi
bir sabah usulca ayrıldın
koynumdan
Bütün yolcularını
Boğaz köprüsünün çaldıgı
Araba vapurunun
boş seferleri
gibi yanlızca rüzgâr
gezinir sensiz
yüreğimde
Durgun bir sudur aslında deniz
ki çocukların acemi oltalarını denedikleri
kuytu bir iskelenin
tahtaları altına yazdıgım
ayrılık siirini okudukca
dalgalanır...
uçurumlu bir gece ya düşersin
ya aşarsın gedikten
ben dar bir koridorda
bir hızır gülü
bir poşet kanla
yetiştim
anons anonsu
duymuştum
diyen
insan
evladı
azrailin
biletini yırttım
vermem seni
dostum
öyle kolay olmaz
benden ayrılmak
gerekirse omzumda
taşırdım
seni
cephede
artık kurtulduk
ilaç kokan o yerlerden
sen hayatına devam et
ben kollarım
yine seni
kampanya
kurşun veya
kanser araç kazası
taksidine
girme bir daha
2006 keşan
küçük çocukların tahta atları vardır
kimi çocukların kırmızı bisikletleri
özeller özel arabalarla okullarına
bazı çocukların okulları yıkılır
bazılarının ebeveyinleri
pirinç tarlalarında ıslanır
ya gerilla olursun
bedava değil paralıdır
kükümetli avlarsın
hükümetli olursun
ailen cezalandırılır
nepal notlarından
1998
Bir porno dergiyi karıştırırken
rüzgarın darmadağın ettiği
şehirlerarası mezarlıklarda
Dedim ki partizanca
bu fırtına, boşalmak üzere olan
dağların sıklaşan soluğu'dur
çünkü üstümde incecik bir gömlekle geçecek kış
elim sende oynayalım senle
elim sende
darbir oda
soluk salon
emektar
koltuğa çarpmadan
elim sende oynayalım
yıkılmadan
bir yerlere çarpmadan
biraz hızlı başlayalım
istersen
zaman çobuk geçiyor
yorulursan bana söyle
istersen hiç başlamayalım
sen hayatına devam et
bende okyanusya
sürgünlerine
izmir foça 1989
dalyan şiirleri
Artık heyecanlandırmıyor beni
garlar, peronlar, benzin istasyonları,
uykulu mola yerleri, yabancılıklar,
bilmediğin dağ rüzgarlarıyla ürpererek uyanmak
bir gece vakti, dalgın bakışmalar
sonra uykusuz sabahlarda indiğin sahil kasabası
daha gövdene uyanmadan serin tuz, kıştan kalma dalgalar
bir yerlerde beklediğini sandığımız büyük rüyalar
galiba artık heyecanlandırmıyor kimseyi
nicedir eksildi içimizden o çekip gitme duygusu
eski neşesine bir türlü kavuşamayan kalbim
saçıp savurdu buraya gelene kadar
içindeki şarkıları
şimdi gündelik hayatın sade gürültüsü, kuru düzeni kuşatırken
sessizliğimi
ardına saklandığım kelimeler
kadar bir hayat
ölmeden önce okunacak, yazılacak birkaç kitap.
Kolay bir hüzündür gecenin kovuğundan sarkan
Ellerindeki paramparça geçmişin sığ bir gövdesidir yolun ortasında
Erken bir gülüşe başlarken (tutanabildiğin yalnızca bir gülüş)
Ve sanki (kendinden korkan) bir erken bağlanmışlık varoluş ve tükenişin.
Bir görüntü anlatır (sanki) bir yolun, bir yoğunluğun ortasında bal rengi kanı
Ve ayrılığın ta içinde biriken küllüğüdür özlemin.
Eski, hep eski anlatılmamışlıktır defterlerin.
Kuruyan su.
Kuruyan uykusu.
Ve kan yine de bal rengi derbederliğin.
şiire dedim ki;seninle işim bitti artık..
bir daha dönmem gavur kızı:
ne hancının hanı boş kalır
ne hancının şarabı biter
bütün saraylara yerleştimde
bir kalbine yerleşemedim
gavur kızı
kadrimi kıymetten attığın güne
düşmanlar yurdunda sattığın güne
bir ela göz üstüne taptığın güne
bırakırım göz yaşımı
birdaha dönmem
1988 bamsı beyrek notlarından
dispariteli disparitesiz şiirler(etiket)
işte bu ruhuma ii geliyo....
eski ladislaslar toplanmış yenileride
hepsi emrime itaat eder
hayal ülkemde
ergene yastığımdır
yorganım okyanusya
peri kızları rafya sunarlar
avantüryelerim
hertarafa dağılmış
bilmedikleri uzay
sessizliklerine bile
lapis kalelerim var yıkılmaz
züheyrlerden bal yaptırmam
arılarıma
marabutlar haber getirir bana
dünyanızdan
yön bilmez kaptanlara
portolonyalarını ben veririm
saygım yalnız sana
ey kibele
doğduğun toprağa
1992 ankara belkız notları
bir tanık
artık tarafsız değildir
kamera veya başka bir araç
bir ses kayıt cihazı
kaydedediniz
birileri dev camlı binalarda
tarih yazıyorlar
günlük gazetelerden kan ve hakaret kusuyorlar
sen duwarlara yaz
etine yaz
anlat
hikayeni
biz cumhuriyette hayvan gibi yaşadık