30 Nisan...2007 :
Bugün bir yazı okudum ve tüm hissettiklerimi, yaşadığım karışıkları anlatacak derece de güzel ve büyüleyiciydi. Ustam Elif Şafak'a saygılar.
Devinmek, debelenmek, uğraşmak, hatta konuşmak bile... Dondurmak istiyorum içimi, donayım ki hissetmeyeyim ne acı ne sevinç. Ama donduramamışım besbelli ki sürekli bir sızı içimde. Bir labirent “depresyon” dedikleri, çıkış yollarını bilsen dahi bulmak istemediğin. Gelirken kaybolmayayım diye yol boyu serpiştirdiğim bütün ekmek kırıntılarını evham kuşları yemiş kıtır kıtır, labirentin içinde kaybolmuşum bir başıma. Kelimelere bile kalmamış tutkum ya da ilgim. Ya da ben öyle sanmak istiyorum. Ömrü hayatımda ilk defa yazıdan soğuyorum. Bir kozanın içindeyim ki çıkmak istemiyorum. Ve işte o dönemde, yani etrafıma umutsuzluktan perdeler çekip üzerime endişeden battaniyeler örttüğüm, kaybolduğum, kahır olduğum, görünmez olmak istediğim, alabildiğine asosyalleştiğim, en sevdiğim arkadaşlarımı bile görmeye tahammül edemediğim, münzevileştiğim, beynimin mağarasına çekildiğim ...
Gürdün mü! Şu ayrı yazılır, bu ayrı yazılır mafyası çocukların gözünü öyle korkutmuş ki her bir şeyi ayrı yazmaya başlamışlar.
Korkma sen yeğenim; o "-ki"yi bitiştir.