Kalbimizin ortasında bir güvercin, Güvercinin kursağında bir kurşun
Cahit Irgat
Bir yıl oluyor.
Geçen yıl bu zamanlar, Güvercinimiz sonsuzluğa kanat vurdu…
17 yaşında bir “iyi çocuğun” kurşunuyla vurulmuş yatıyordu kardeşimiz, üzeri gazetelerle örtülü…
Belleklerimizdeki o an, elimizle dokunabilecekmişiz kadar yakın, yüreklerimizde ki acı ilk günkü kadar taze.
Yüz binler uğurladı O’nu…
O gün, yok sayılan, yok edilmek istenen dillerle söylendi acımız!
O gün, vicdanlarımız bir sel olup aktı sokaklara…
O’na yaraşır bir anımsamaya hazırlanıyoruz ölüm yıldönümünde…
Tüm barış ve kardeşlik yanlıları hummalı bir çalışma içersinde.
Bunlardan birisi de Hadig İnisiyatifi!
Hadig tane demek Ermenicede, tanecik demek! Kabuğu çatlamış bir narın bütün bir dünyaya dağılan birlikteliklerini ifade ediyor. Yana yana gelmiş ve bir çember oluşturmuş nar taneleri Hadig inisiyatifinin simgesi. Çoğunlukla Türkiyeli Ermeni gençlerden oluşan Hadig, kültürel ve sosyal alanlarda eksik kaldığını düşündüğü azınlık gençliğinin temsiliyetini güçlendirmeyi hedefliyor.
Hadig İnisiyatifi, barış ve kardeşlik yanlısı 19 isimle Hrant Dink’in yazılarını seslendirdiler. Hrant Dink’in kendi sesinden “Su çatlağını buldu” başlıklı konuşmasının da eklendiği enstalasyon, Beyoğlu Asmalımescit’teki ‘Apartman Projesi’nde sergilenmeye başladı ve sergi 20 Ocak’a kadar sürecek.
Evet, bir yıl oluyor!
Arkadan vuranların arkasında duranlara, barışa, kardeşliğe savaşla yanıt verenlere inat, 19 Ocak'ta, Saat üçte, aynı yerde olacağız… Barış için, Hrant için, Adalet için…
Hadig İnisiyatifinin Seçtiği 19 Hrant DİNK Yazısı
Ruh halimdir
Gelane… Hablo… Holane
Mahallenin delisi
Tuvalet korosu
Ağlayan düğünler
Kaybolmayın çocuklar
Renk köründen renkli sorular
Bu köşedeki adam
23,5 Nisan
Göçün geç soruları
Kilitli vicdanlara
Ayırmayın amca
Neler yapamadık
Aşkolsun
Yaşamın sürdürülebilirliği mi
Sırtlayıp getirenlere
Şişli Meydanı...Kulaklarımızda duduk,ellerimizde "HEPİMİZ HRANT'IZ",gözlerimizde inceden bi hüzün,başımız dik yine de...Evet kör zindanlara atılan,prangalanan,işkencelere mağruz kalan, ENSESİNDEN VURULAN biziz belki ama utanması başını önüne eğmesi ve tüm insanlıktan af dilemesi gereken biz deiliz çünkü....Başımız dik...
Göğsümüze demir bir ökçe gibi saplanan hüzün...Önümüzden eller üstünde taşınan HRANT'ın iki tahta arasındaki bedeni...İki tahta arasına sıkışmış en yüce beden, en yüce yürek,en yüce inanç...iki tahta arasında umut,iki tahta arasında mücadele, iki tahta arasında barış, iki tahta arasında hüzün....
ve HRANT'ı uğurladık sonsuzluğa....sonsuz, özgür ve kanadından barış serpen bir güvercin olmaya....
türkiye 19 ocağı asla unutmucak,unutturmayacağız...
Bu ülkenin çok fazla varolan ''yüzkarası'' günlerinden birisi...
Aynı gün,aynı saatlerde ve hatta aynı dakikalarda internette bi sitede ''tesellisi olmayan rengin adıdır siyah'' şeklinde bi cümle okumuştum.Mailime bakmak için döndüğüm mynet haberlerde son dakika ''hrant dink öldürüldü'' yazısıyla karşılaştım, biraz önce okuduğum yazının etkisi ve haberin şoku biribirine geçmiş, bi süre ekrana öylesine bakakalmıştım.Okuduğum o sözle üzüntüm katmerlenerek artmıştı.
Bir daha böyle bir acı'nın yaşanmaması için 19 Ocak'ı unutmayalım !
hrant dink suikasti için o kadar çok pozitif ayrımcılık (kendisi azınlık diye tabir edeceğimiz ermeni olduğu için) yapıldı ki, buna tepki olarak sürekli "işte şehitlere bu kadar ağlanmadı, uğur mumcu bu kadar sallanmadı" şeklinde karşı tepkilere neden oldu.
bir kısır döngüye girdi iş. iki taraf (2 taraf olması da ne komikmiş) sanki birbiri ile sidik yarışına girdi.
zihnim allak bullak oldu. bir gazeteci öldürüldü, kim olursa olsun, bunda kabullenilebilecek birşey yok.
ama 2 taraf öyle harladı ki, şimdi mesela bu 19 ocak ta ne olmuştu çağrısı için şeytan dürtüyor beni, "acaba cidden kasıtlı bölücü hareketler mi bunlar" diye.
böyle düşüncelerin aklıma gelmesi bile hoş değil ama itiraf ediyorum geliyor.
eline silah alan adam benim vicdanımda suçlu olandır. evet unutmayalım.
kısaca...
bir kukla diğer kuklayı sahneden indirmişti
geride ne mi kaldı?
geride ağlayan bir aile..
yitirilmiş, çürüyecek bir gençlik, cinayetin örttüğü bir yasa ve milli petrol kanunun mecliste görüşülüp kimsenin haberi olmayışı....
yazık...
olmamalıydı...
bir yazar vurulmamalıydı.
görüşlerine katılmam. taban tabana zıtlıklar barındıdır söylevleri. hatta sınırdışı edilmesini bile düşündüğüm zamanlar olmuştur söylevlerinden ötürü. ama ne olursa olsun, öylece vurulmamalıydı...
sevgili malcom x in dediği gibi
elinde tüfek olan nişancı kuklayı değil, kuklayı tutan elleri vurmalıdır
1932 yılında babannem doğmuş gerisi tırıvırı...
insan sevgisinin,insaniyetin yanlı olduğunu görüyoruz bir kez daha..morruncu bir şeyler sormuş tepki göstermişsiniz neden?kürtler yıllardır işkence görüyor diyen insan hakları derneğinin aynı duyarlılığı bir kez olsun şehit cenazeleri için göstermediğini hatırlattı bana bu etiket..evet uğur mumcu,abdi ipekçi daha niceleri şimdi beğenmediğiniz yalçın küçük,erol manisalı bu ülkenin yegane değerleri aydınlarıdır..bu ülkenin öz aydınlarına değer verecekken ermeni katliamı olmuştur diyen ve onlarca yanlı yazısı olan bir ermeniye methiyeler düzülüyor ağıtlar yakılıyor..siz nasıl yurtseversiniz!altını onlarca kepazelikle boşalttığınız debokrasi can cekişiyor..ve siz başka ülkelerin kışkırtma ve pohpohlarıyla konuşuyorsunuz..hesap vericeksiniz halkın önünde!
türkiye cumhuriyeti devletinde senelerdir olan ve olmaya devam edecek olan hadise olmuştu. bkz : muz cumhuriyeti
morruncu sen kimsin de benim vatandaşlığımdan şüphe ediyorsun? bu bir...
ikiyi ve üçü yazmama gerek yok
morruncu beni yanıltmadı
Umarim hep hatirlatmaya gerek kalmaz bu tarihi...
güvercinlere de dokundular
hem de güpegündüz
sokak ortasında..
karla karışık hüzünlerime
bir yenisini ekliyorum
yine bir ocak ayında..
nefretlerime utançlarıma
bir belirsiz
yalnızlık ekliyorum yine,
ürkek ve özgürce giderken sen ölüme..
barışa kanat çırpan güvercinlere bile
kurşun sıkılan
bir dünyada
hangi renk hangi söz anlatabilir ki
utancımı..
daha solgunuz şimdi
daha sessiz..
ve
güvercin rengi bir hüzünle
susuyoruz..
inatla..
elbet bütün katliamları unutturucağız. unutacağız elbet, aşağılık düzenlerinin her katliamını.. kimsenin şüphesi olmasın.
adi bir düzende adil bir yargılama olamaz biliyoruz. ve kahraman olmak isteyen çocuklar da görmek istemiyoruz karşımızda... adalet istiyoruz!!
sahi unutsak herşeyi... sanki hiç katliam olmamış gibi. sayıları binleri bulan kayıplar aslında kaybedilmemiş gibi. yakılan onlarca köy hiç yakılmamış gibi.işkenceleri, zindanları, sivasları, maraşları unutsak. yaşanılası bir barış için unutsak.... ya adalet?
o gün bir taksici benim deli olduğumu düşünmüştü.
tam ineceğim yere yaklaşmışken cep telefonumun mesaj sinyali çaldı. baktım kısacık bir sms, aceleyle yazılmış belli. bir telaş, bir öfke halinde yazılmış: "ara beni, hrant of".
öyle donup kalmışım.
taksici bir şeyler mırıldanıyor, "geldik mi abla" gibilerinden.
"bilmiyorum" diyorum.
"belki de sadece gidiyoruz"
"teker teker gidiyoruz"
"kıskıvrak gidiyoruz".
"kendi kimliğini ötekinin varlığına göre konumlandırmak hastalıktır. kimliğini yaşatman için sana bir düşman gerekiyorsa, senin kimliğin hastalıklıdır"
Hrant DİNK
Hep böyle olur!
Birini anarsın diğerlerini de anıyor musun diye sorarlar?
Neymiş Abdi İpekçiyi unutan zihniyet Hrant Dink i anıyorsa şüphe duyulurmuş?
Oysa bahsi geçen insanların hepsi bu ülkenin vatandaşıydı.
Şüphe duyulacak bir şey varsa insan kendi bilincinden süphe duysun.
Bir kez şüphe içi kemirmeye başladığında gelişmenin ne olduğu daha açık kavranabilir!