aslında orwell'in kitabının adı bin dokuz yüz seksen dört'tür. hatta ingilizce'si de nineteen eighty-four olarak geçiyor.
~307 ahkam var. « sonraki sayfa 1 ... 13 14 15 16 önceki sayfa »
orwell'in "sadece sonunu" degi$tirerek voleyi vurdugu kitap.. orwell'e gicik olma nedenim..
orwell "-ben ilham aldim zamyatinden" gibi bir demecte bulunmu$sa da bir kitabin yalnizca sonunu daha elim bir $ekilde degi$tirerek ilham alinabildiginin pek mumkun olmadigini cemi$kezek koyu ihtiyar heyeti bile bilebilir kanimca..
asil kitabin yazari : yevgeni zamyatin
kitabin ismi : biz'dir. (rusca ismi ise miy)
doğduğun sene diyorlar. ben sanki daha yaşlıymışım gibi hissediyorum. vardır bi-kerameti
graffitiyle ilgilenen bazı anarşik insanların sokak kameraları üzerine yazdıkları numaralardır.
(bkz: teleskrin)
hastası olduğum kitap. bir ara deli gibi düşünüodum acaba bizim tarih de yalan mı die
kitabin totalitarizm elestirisi bir yana en ilginç ozelliginden biri toplumdaki dil kullanımı hakkında belirttigi seylerdir. doublespeak 1 ve doublethink 1 kavramlarından bahseder:
1 - war is peace (savaş barıştıir)
2 - freedom is slavery (özgürlük esarettir)
3 - ignorance is strength (bilgisizlik kuvvettir)
1- “I just want you to know that, when we talk about war, we're really talking about peace.”(bilmenizi isterim ki, savaş hakkında konuştugumuz zaman aslinda barış hakkında konuşuyoruz) — George W. Bush
2 - “Those who cast the votes decide nothing; those who count the votes decide everything.”(oy verenler hiç bir şeye karar vermezler; oylari sayanlar her şeye karar verirler) — Stalin
3 - "simdi flash haberimiz sayin seyirciler: kameralarimiz bodrum'da ünlü manken ... " - herhangi bir tv programi
george orwell'in bu romanını keyifle okumuştum. ankara kızılayda o kocaman ekranları görünce aklıma hep bu romandaki televizyon benzeri gözetleme cihazları gelir. bazen ürktüğüm de olmuştur.
bin dokuz yüz seksen dört okuduğum en etkileyici romanlardan birisidir.
aslında orwell'in kitabının adı bin dokuz yüz seksen dört'tür. hatta ingilizce'si de nineteen eighty-four olarak geçiyor.
Kısaca, George Orwell'in 1984'ü bir komünistten, baskıcı ve sınıfsal egemenliğe dayanan bir sistem eleştirisidir.
Bunun yanı sıra toptan bir sistemler eleştirisidir. Faşizm'den Kapitalizm'e kadar uzanan..
Birkaç örnek verilmesi gerekilirse,
Tele-ekranlar:
Bugün Avrupa ve Amerika'da her yerde "güvenlik" kameraları yok mu? Hatta yakın zamanda İstanbul "Emniyeti" de benzer kararlar ile, İstanbul'un belirgin yerlerine kameralar yerleştirmediler mi? İstanbul Üniversitesi'nde ( ki maddi durumu iyi değil ve birçok eksiği varken) var olan birçok kamera, yazıcıoğlu iş hanını 4 bir yandan sonra "devlet baba"'nın gözleri (sermayenin egemenliğini korumak üzere ( ve tabiki kendi yarattıkları çözmek amacıyla yaptıkları söylemleri) görev başında olan şey.) İstiklal Caddesinde sevgilinizle el ele tutuştuğunuz için cezalandırılmanız çok paranoyakça ve imkan-dışı görülüyor değil mi? 1984'te var olan tele-ekranların ben bir anda evleri girdiğine düşünmüyorum. Önceleri açık alanlara girdiler. Bunun nedeni ( V for Vendetta filmini izleyenler ordaki faşizan devletin önce virüsü oluşturup, insanları zehirlemesi, yeterli kayıp verildiğinde, panzehrini ortaya çıkartarak tanrı gibi görünmesini hatırlasınlar.) çoğunluğu sistem tarafından oluşturulan sorunların, bu şekilde çözüleceği gibi bir bahane bulması ile başlar. Asıl amaç tabiki devleti dolayısıyla sınıfsal egemenliği arttırmak. Daha sonraları muhtemelen apartmanların içine girmişlerdir ve nihayetinde evlere ve yatak odalarına. Çok mu uzak? Belki de hiç olmayacak ama tek bir şartla(68lerin ünlü söylemiyle - Savaş bitti, siz isterseniz!) siz isterseniz..
Ayrıntısı:
http://izleniyoruz.net/
Çiftdüşün
Bugün kapitalist ve emperyalist devletlerin söylevlerinin temeli nedir? Afganistan'a, Irak'a, Vietnam'a, Kore'ye Hep Özgürlük ve Demokrasi için gitmediler mi? Bunun öyle olmadığı onlar da biliyor. Ama çiftdüşünün aleni bir uygulaması olarak, Özgürlük diyip işgal edip, katlediyorlar, demokrasi diyip kukla demokrasiler kuruyorlar. Kendileri bunun özgürlük olmadığını biliyor ama bunun özgürlük olduğunu kendilerini ve herkesi içtenlikle inandırıyorlar. Demokrasi ve özgürlüğün gerçek anlamlarının katliamlar, kırımlar olmadığını hepimiz biliyoruz. Ama öyleki tıpkı kitapta olduğu gibi kavramların içi boşaltılıyor ve insanlar kelimenin anlamını bilmelerine ve uygulamada öyle olmadıklarını bildikleri halde öyle olduklarına tüm benlikleriyle inanıyorlar.Çift düşün değil mi?
Yenikonuş
Ülkemizde çok aleni bir şekilde olmasa da "Tikky" dediğimiz topluluğun önderliğinde bir düşünsel dil yıpranmasını yaşanmamakta mıdır? Bunun kaynağı ve yönlendiricisi sermayenin suları değil midir?
Bunun dışında sistemimizin belki bıyıklı, sert bakışlı bir büyük biraderi yok gibi gözükse de, romandaki parti gerçekteki sermaye dimdik durmakta. Büyük Birader de para olarak karşınıza dikilmekte.
Kitleleri afyonlamak! Mesela kitapta porno yayınlar yasak gibi gösterilip, parti tarafından el altından sürülüyordu ve proleterlere dağıtılıyordu.
Düşmanı Değiştirme
Kitapta parti düşmanlarını yok etmiyor, onları değiştiriyor. Ve düşmanlarını kendi yaratıyor. Mesela düşmanlarını dönüştürmek konusunda kapitalizmin hayli temeli var. Öncellikle Che gibi figürleri popülerleştiriyor, anlamını içini boşaltıyor.. Ondan da öte geçmişi elindeki araçlarla değiştiriyor. Mesela sscb'de maymun- insan deneylerinin yapıldığına dair komik olan şeyleri bile tarihsel gerçeklik olarak, komünizm suçları diye bir şeyi faşizmle aynı kefeye konabilecek şekilde değiştiriyor. Daha sonra da düşman yaratmak konusunda tabiki çok başarılı. Kitapta söylendiği gibi silah sermayesi, burda da sistemin çarkı. Bkz: 11 Eylül..
Tüketicilik
Yine kitapta, makineleşen dünyanın ürettiklerinin insanlara yeteceğini ama böyle olursa proleterlerin imkanlarının iyileşeceği ve düşünme imkanı bulabileceklerini ve böylece partinin hegomonyasının(sınıfsal hegomonya kitapta bürokratik bugün burjuva diktatörlüğü) biteceği söyleniyor. Tabi proleterler de çalıştırılmalı ama. Böyle olunca üretilen şeyler, sahte savaşlar kullanılarak tüketiliyor.
Bugünkü kapitalizme ve sermaye sınıfına baktığınızda, bir ayda eskiyen kotlar , giysiler, bozulan beyaz eşyalar gibi tüketimci politikaların aynı amaçta olduğunu görebiliriz.
Bilimin Amaçlı Kullanımı
Bugünde kitaptaki kadar aleni olmasa da benzer uygulamalar söz konusu. Kitapta iki konu üzerinde yoğunlaşıyordu pozitivist bilim, silah ve gözetleme. Bugün ise benzer şeyler sürmekte iken bilen asıl yoğunluk kanser tedavisi yerine kozmetik gibi alanlara kaymıştır. Kar eden, para kazandıranın yaşayacağı sistem için de bilim de metalaşmıştır.
dün bugün gelecek..
hepsini biraraya toplayıp böyle yalın ancak yalın olduğu kadar da vurucu bir romanı yazmak sanırım ancak onun işi olablirdi..
İnsanı anlatmak herkesin harcı değildir.Ama onun işidir.
gerçeğin abartılarak ve özele indirgenerek sunulmak marifetiyle yadsınmasını sağlama hareketleri.
Bir de 1980lerde İngiltere'de çekilmiş filmi var. Ama kitap kadar etkileyici değil.
Bir de müziklerini Eurythmics'in yaptığı filmi var İngiltere'de çekilmiş. Ama kitabı apayrı tabii. Bir de Apple'ın yeni Mac'i tanıttığı reklamı var 1984 temalı.