gitsem mi gitmesem mi derken 17:30'da gitmeye karar verip yola koyulduğum canım konserdir. trafik falan derken taksime vardım. kalabalığı yara yara yeni meleğin önüne gittiğimde saat 19:00'du şubat ayındaki konsere gitmiş olan ben kuyruk olmadığını gördüğümde çok şaşırdım. biletimi aldım ve saat 19:45 gibi girdim içeri. yerime oturdum. oturdum... oturdum... yaklaşık 2.5 saat boyunca oturdum. alt grup lakırdısı boş çıktı. saat 22:00'de sahneye çıktılar. işte o ana kadardı tüm sıkıntım yerini şapşal bir gülümsemeye bıraktı.
13 kişiydiler 1 çello, 1 klavye, 1 flüt (yan flüt değildi, eminim), 3 keman, 1 gitar, 1 gitar/vokal, 2 soprano, 1 tenor (bu abi aynı zamanda garip enstrümanlar da çalıyordu) 1 davul, 1 abi de önündeki davullarla takılıyordu artık o aletler grubunun adının neolduğunu da ben bilmiyorum cahilliğime verin. (perküsyon mu ki? her neyse işte)
12 şarkıdan sonra hadi biz gidiyoruz dediler ama 5 şubat 2006'ta da aynı numarayı yaptıklarından geleceklerinden emindim (yine de in a pale moon's shadow'a tam konsantre olamadım, ''acaba'' diyor insan ister istemez)
iki kere dümendan haggard diye bağırdık. çıktılar yeniden, 3 şarkı daha söylediler... the day as heaven wept, in a fullmoon procession, eppur si muove, de la morte noire benim en çok istediklerimdi diyebilirim. ama ayırmak imkansız hepsi de birbirinden güzeldi. saat 00:00 gibi nihayete erdirdiler konseri.
evet geçen konsere göre daha az kişi gelmişti, bunun en büyük nedeni eminim ki fiyatlardı. (45 ayakta, 65 balkon)
bir kaç gözlemle yazımızı nihayete erdilerim. 18 yaş altı bir çok kişi vardı onların onurlarını kırıcı şeyler oldu. herkes içeri girerken 18'in altında olanları bi kenara topladılar. düşünsenize ''genç metalci'' en bi metalci olmuş o gece... efendim saçlar kıyafetler filan böyle bi şekilcilik ile konser alanına kadar havasını atmış arz-ı endam etmiş gelmiş. 5 dakkada karizmayı sıfırlıyor üzücü tabi... içlerinden birisi hemen yanımdaydı ''abi ben velimle geldim'' dedi ve yan tarafa geçti gülüşmeler oldu baya bi yıpratıcı oldu sanırım onun için.
bunun dışında şubat ayında da orada bulunan bendeniz gönül rahatlığı ile diyebilirim ki en efendi metalciler dün oradaydı. böyle çıldıranları görmedik pek. güzeldi. konserin en komik anlarından birisi alt kattan bi izleyicinin sessizlik anında İSTİKLAL MARŞIIIIIIIIIIII diye bağırmasıydı. bu sefer çalmadılar : )
velhasılkelam ''nasıl olsa yine gelecekler'' deyip kendinizi avutabilirsiniz. geliceğiz derlerse geliyorlar. sözlerinin eri insanlar hakikaten.
konser hakkında yazmış olduğum kritik, uzun biraz=)
Bu yazı objektif değildir. Objektif bir yazı okumak isteyenlerin acilen okumayı bırakmalarını tavsiye ederim şiddetle. Zaten nasıl objektif olabilirim ki, müzikal anlamda bakış açımı tamamen değiştirmiş olan, sahneye çıkıp bu kadar sempatik davranıp gönülleri fetheden bir grup hakkında? Mümkün değil.
19.30 gibi kapı önünde bulunan bendeniz, bilet üzerinde 19.00 olarak geçen kapı açılış zamanının ertelenmiş olduğunu görünce şaşırmadım tabi. Nitekim, saat 20.00 gibi de kapılar açıldı, yasak denen fotoğraf makinesini de uygun yerlerimizde taşıyarak (=P) içeriye girdik.Zaten kuyrukta da önde olduğum için, içeri girdikten sonra sahne ile aramda sadece 5 kişi olduğunu gördüm. Deneyimlerim gösteriyordu ki, 2. ya da 3. sıraya kadar zorlanmadan gidebilirdim=)
“Yalçın” adlı şahsiyeti gerçekten merak etmekteyim. Kapıdan itibaren Haggard yerine Yalçın diye bağıran bir topluluk vardı ve konser başlamadan önce salonun yarısını geyiğe ortak etmiş, “Haggard” tezahüratları ne zaman başlasa 3. bağırışta “Haggard” ı, “Yalçın” a çevirmeye başlamıştı. Tahminimce adam oldukça yüksek miktarda bir ego patlaması yaşadı, ben olsam ben de yaşardım.
Bilet üzerinde 21.30 olarak gözüken konser başlama saati, beklenen gecikme ile birlikte 22.00 oldu. Konserden hemen önce %90ı kızlardan oluşan bir topluluğu demirlerle sahne arasındaki boşluğa aldılar. Ben de kendimi 2. sırada ve benden oldukça kısa birisinin arkasında buldum. Türkçesi, tüm sahneyi muhteşem bir şekilde görebiliyordum=) 90 tane de fotoğraf çektim zaten=)
Haggard...Seyirci ile içinde bulundukları aşırı samimi diyalog, yaptıkları bütün hataları, bütün olumsuzlukları çok rahat bir şekilde görmezden getirtebilirdi. 2 tane hatalarını yakaladım sadece, teki keman teki piyanoda geçişlerde olmak üzere; ki umurumda da değildi tahmin edebileceğiniz üzere. Genel olarak hareket edebilecek durumda olanlar rahat durmadılar sahnede, özellikle de gitarist Claudio ufacık sahnede adım atılmadık yer bırakmadı denebilir. Grup olarak da en başarılı performansı Eppur Si Muove’de gerçekleştirdiler bana göre. Eğer Awaking The Centuries çalınsaydı Eppur Si Muove’nin çalındığı zamanda, o olurdu tahminimce en iyi parça, performanslarının doruk noktasıydı çünkü o an ve sonraki Heavenly Damnation.
Grup elemanlarından bahsederken Fiffi ve Susanne’den bahsetmemek olmaz tabi. Fiffi adlı şahsiyet, her şeyi olan muhteşem insan şeklindeydi tam anlamıyla. Motorhead t-shirtü, kovboy şapkası, muhteşem sakalları ve üzerindeki ekipmanlarla tam anlamıyla imaj çizdi diyebilirim. Zaten konser başlangıcında, “Haggard Awaking The Centuries’deki atmosferi nasıl yaratabilir ki Yeni Melek’te?” soru-eleştirimi sildi attı diyebilirim Pestilencia Intro’sunda elindeki meşaleyle albümdeki monologu gerçekleştirmesi ile. Konser sırasında bir noktada da belindeki mug ( bira falan konulabilecek metal kupa diyeyim=P) ı çıkartıp içine su koyarak ( su idi sanırım) ondan içmesi sanırım adamın kendini yaptığı işe adamasının güzel bir örneğiydi.
Susanne...Diğer bütün elemanların sıcakkanlı tavırları bir yana, Susanne’ninki bir yana diyebilirim bu noktada. Demirlerin önündeki kesimle sürekli iletişim halinde bulundu, sürekli bir seyircinin yaptığı bir harekete gülümsedi, öpücükler gönderdi, konser boyunca muhteşem hareketlerde bulundu. Zaten aşık olmuştum kendisine, iki defa da göz göze gelme şansı buldum, tekinde elimle öpücük yolladım, karşılık verdi ve öldüm o an. Diğerinde de göz göze geldik, ve sadece gülümseyebildim ben, ağzım kulaklarıma varıncaya dek. Gülümseyerek karşılık verdi o da, kendisine taptığımı anlamıştır sanırım.
Grup için zamanında “playback yapıyorlar” diyen insanlar ölsün lütfen, yansınlar cayır cayır=) Kapı gibi bir canlı performans vardı karşımızda, hataları ve muhteşemlikleriyle; takdir edilesiydi. 13 kişi gelmişlerdi ve kendi adıma hiçbir eksiklik hissetmedim diyebilirim. Yeni Melek’in ses sistemi kötüydü yine; ama geçtiğimiz sene geldiğime göre düzelme varmış gibi geldi bana. Bir ara Asis’in pedal – processor vs. sinde bir sorun oldu sanırım, şimdi hatırlayamadığım bir parçada. “Kusura bakmayın, bizim elimizden de bir şey gelmiyor” tarzında bir el hareketi ve mimik sergiledi, biz çoktan affetmiştik zaten onları. Sorun düzeldikten sonra da parçada kaldıkları yerden devam ettiler hiçbir sorun yokmuşçasına, muhteşem oldu.
Setlistte Pale Moon’s Shadow’dan sonra bis için sahneyi terk ettikleri gözüküyor ama tam olarak emin değilim işin aslı. Sahneye tekrar gelmeden önce Asis çıktı sadece, kontrol masasının oradan gül aldı bolca, sonra grup elemanlarını teker teker tanıtırken verdi gülleri onlara, o sırada ve konser sonrasında güllerin çoğu seyircilerin oldu zaten. Bu arada çok da başarılı bulmadığım espriler yaptı Asis, seyirciyi gaza getirmek için olsa dahi seyirciyi “Shadow” diye bağırtmak için yaptığı espri ( seyirci solunda kalan Claudio için, “sağ kulağı hiç duymuyor, sol kulağı çok az duyuyor. Hadi ne çalacağımızı duyuralım şimdi ona”) pek de güzel değildi=)
Konser ganimeti olarak da, konser yarısında makinemin pili bitse de çekmiş olduğum 90 küsür fotoğraf, yakaladığım havlu ve baterist tarafından doğruca elime teslim edilen setlist (başkasına verdiği setlisti yakalayınca o kişiye vermemi istedi, verince de yeni bir tane getirip bana verdi=P) ve setlist üzerindeki 8 imza kaldı bana diyebilirim=) Zaten konser sonrasında grup elemanları ( genel olarak yan flüt ve kemanlar hariç) seyircilerin arasına indi. Asis dışındakiler demirlerle sahne arasında kaldılar, Asis ise doğrudan seyircilerin arasına indi. İmza isteğimde kolunun altına aldı “şuraya gidelim orada imzalayayım” falan dedi. Susanne adlı ilah ise, kendisine söylemiş olduğum “I love you so much” cümlesini bilerek ya da bilmeyerek yanlış anladı ve “we love you so much, too” dedi grubu kastederek. Halbuki ben seni seviyordum Susanne=(
Fotoğraf makinamın pili kalmadığı ve artık salonda yapabileceğim bir şey kalmadığı için terk ettim ben de Yeni Melek’i; ama ben 00.30’da çıkarken Asis hala insanlarla muhabbet falan ediyordu. “Hadi kanka bara gidelim.” Desen gelecek insanlardı, muhteşemdiler. 00.00’ gibi de konser bitti bu arada, neredeyse tam 2 saat sürdü 15 parça ile. Şubat’ta tekrar geleceklerine dair bir şeyler de söylediler, orada olacağımı belirtmem lüzumsuz sanırım. Bu sefer kaçıracağım Susanne adlı tanrıçayı ayrıca, bütün yardımları kabul edebilirim.
konser fotoğraflarını kendi makinemle çekmediğim için elime geçene kadar beklemem gerekiyor, dolayısıyla yayınlamam da gecikecek gibi gözüküyor.
setlisti yazmadım, fotoğrafta zaten var diye=)