toplam 7 kişi bulundu. 7 adedi gösteriliyor.
| tuttum | pabucsuzasik |
| tuttum | Tharwat |
| tuttum | Le Fischermaux |
| tuttum | kedi olmus gidiyorsun |
| tuttum | zazaenden |
| tuttum | guybrushthreepwood |
| tuttum | mryuksel |
~3 ahkam var.
altin künye ya da kolyeye isim yazdirmak, bmx bisiklete binmek, cevat prekazi'ye hayran olmak, amerikan sac trasi olmak, mahalle maci yapmak, fırt dergisi okumak, sinemaya gunduz seansindaki seks filmlerine gitmek, kizlarla papaz kimde oynamak, ford taunus otomobil almak, almanya'daki akrabanin super cikolatalar getirmesi, pazar aksamlari trt'de spor stüdyosu'nu seyretmek...
self kontrol ciyayco uçan kaz modern talking anadoludan görünüm pazar konseri telekutu perihan apla tutti frutti alacakaranlık kuşağı (ikisi hep çakışırdı) sindi bebek furyası fruko rugan ayakkabılar önce alışveriş sonra fiş bizimkiler yalan rüzgarı mavi ay hayat ağacı ninja kaplumbağalar himen ve şila tabiki 1000 liraya çikolata ve gazoz alabilmek
büyük ihtimalle hemen hemen herkese gelmiş olabilecek bir elektronik postayı paylaşmak istiyorum. kim yazdıysa ellerine sağlık. teşekkür ederim.
"1980'li yıllarda hayatının ilk tecrübelerini yaşamış, ilkokula gitmiş, kenan evren'i, erdal inönü'yü, turgut özal'ı tanımış olmak, ajda pekkan'ın "alo", michael jackson'ın pepsi reklamlarını hatırlayacak kadar şanslı olmak demek big in japan, the final countdown, eye of the tiger demek. "icraatin içinden" demek, "semra koy bir kaset de neşemizi bulalım" demek. köprü demek, ödediğiniz her kuruş verginin yol, su, elektrik olarak size geri dönmesi demek.
"voltran voltran voltran" demek , depozito toplamak adına coca cola şişesi biriktirmek demek, adile naşit'ten masal dinlemek demek. debbie gibson, tiffany, jason danovan, sandra, modern talking vb dinliyor olmak. comanchero'nun ve life is life'ın sözlerini ezberlemeye çalışmak demek. michael jackson, madonna, samantha fox demek.
korhan abay, cenk koray, metin milli, ersen ve dadaşlar demek. clementine, he man, she ra, transformers demek.
okula siyah önlükle gitmek demek. kayahan, nilüfer, sezen aksu, barış manço ile büyümek demek.
"ihtilal çocuğu"" demek, "köle izaura" demek, ziyaretçiler (the visitors) demek!!!! acidçi misin metalci mi demek.
moruk demek, herıld yani demek, "hey corç versene borç" demek, "olmaz maykıl bende de yok" cevabını işitmek demek, geriye dönüp baktıkça iç geçirmek demek.
yüzyıl içindeki en iyi, en kıyak kuşak. hem eski hem yeni olmak demek. biraz gözü açık bir 80li yüz yıllık "nesil kültürünü" bir porsiyonda almış demektir.
"edi mörfiiiiiii huuuuuuuuuuuuuu şörli makleeyynn yeeeeeee" diye bağırıp en az bir technotronic kasedine sahip olmak demek.
mahalle çeşmelerinden su içmek, bayramları iple çekmek, cumhurbaşkanı denince kenan evren'i hatırlamak demek.
koltukaltında topla okul bahçesine yalnız giderken "nasılsa oynayacak birileri vardır" diyebilmek demek.
"eti kemik geçiyor" demek.
evden çıkmayan bilgisayar bebeleri haline gelmeden çocukluğunu yaşayabilmiş, son dönemin bir üyesi olmak demek.
"ne" sorusuna zonk cevabını vermekten zevk duymak, büyüteç ile kağıt yakmak ve siyah kağıtların beyaza oranla daha kolay yandığını keşfetmek, 9 voltluk pile dilinle dokunup o ekşi anı yaşamak, televizyon konserlerini teybe çekerken odaya giren anneyi hemen susturmak, "23 nisan çocuk şenliği'nde gelen yabancı çocuklara 5 dakikada aşık olmak" demek.
son dersin son 5 dakikasında parkeleri giyip zilin çalmasını beklemek, "hurraa" kapıya doluşmak, dışarıya pestil olarak çıkmak demek, sinek ilacı arabalarının arkasında bıraktığı bulutta deli gibi dolaşmak demek.
kutu kolayı açtıktan sonra kapağını cekip çıkarıp atmak demek.
tipe bak demek.
fon müziği laura brannigan'dan self control olan günler demek. bakkala gitmenin, sokakta oynamanın, harçlık toplamanın geçerli sayıldığı, havuç'un olmadığı yıllar demek. her şeye rağmen temiz ve el değmememiş bir hayat demek. sonrasında "biz büyüdük ve kirlendi dünya" demek.
pazar akşamları "mecburen" yıkanmak ve erken yatmak demek.
sesi açıp kısmak için televizyonun dibine kadar gidip üstündeki düğmelere basmak zorunda olmak demek.
şehirlerarası yolculuklara çıkarken otobüsün "302s" olması için dua etmek, bilet alırken "arka kapının önü ve tekerlek üstü olmasın" demek.
resimli futbolcu kartları demek, süper babaanne demek, fantayla coca colayı karıştırmak demek, mahalle kavramı demek.
"ceausescu" ve karısının kurşuna dizilişini televizyondan seyretmek demek, o görüntülerin yıllar sonra bile kafadan hala çıkmamış olması demek.
anket ve "hatıra defterleri"nin olması, bunlara "seviyorum ama kimi" diye başlayan maniler yazmak, önünde tek arkasında iki çizgi olan külotlu çorapların havada sallanarak giydirilmesi, içinde biri sabunlu iki ıslak bez olan "musti"li beslenme çantası, dantel yaka, yenen kokulu silgi, leblebi tozu çekerken atlatılan ölüm tehlikeleri, hulahop, ayak bileğine takılarak çevrilen top, sek sek oynamak, bayramda mahalleye dağılıp şeker toplamak, "müsaitseniz annemler size gelecek" demek. trt'nin yayın akışının bitmesiyle çalan istiklal marşı için ayağa kalkıp marşı hazırolda bangır bangır söylemek ve marşın bitiminden sonra çıkan tiz "biiiiiiiiiiiiip" sesine rağmen televizyonu kapatmamak demek.
zerrin özer demek. "nasıl da geçmişti bütün bir yaz" demek. bu şarkıya kafanda klip çekmek demek.
annelerin çernobil yüzünden çay içirmemesi, gofret yedirmemesi demek. challenger'ın olduğu günkü haberleri hatırlamak demek. pkk saldırılarında her gün mutlaka birilerinin öldüğünü duymak ama anlamamak demek. veronica castro'yu güzel zannetmek demek. kenan evren'i atatürk zannetmek demek.
yazlık diskolarda içeri alınmamak demek. bunun için ağlamak ve içeride-her nedense- you are in the army now şarkısında sarmaş dolaş danseden abi ve ablalara bakıp özenmek demek.
gorbaçov'un kafasındaki kırmızılığın ne olduğunu merak etmek, anneye "zeki müren'e teyze mi diyeyim amca mı diyeyim" diye sormak, kenan evren'in cumhurbaşkanlığı görevinden ayrılırken çankaya köşkü basamaklarından yavaş yavaş inip sekreteriyle vedalaşmasını hatırlamak, hayat bilgisi kitabında kenan evren'in resmi olması, her yere modern cami inşa etme furyasına anlam verememek, batman ve şırnak'ın henüz il olmadığı günleri hatırlamak, özal'ın çenesinin enteresan yapısına anlam veremeyip "acaba benim çenem de ileride böyle olur mu" kaygısıyla aynaya bakmak demek.
"breyk breyk arkadaş arıyorum" demek. eve lazım olur diye fazlaca pul almak demek. "ho ho ho hoover" demek. zeki müren'in "size alo diyoruuuum" demesi demek.
ilkokulda halley, petrol ve comanchero şarkılarını uydurma sözlerle söyleyerek danseden tolga han özentisi sefil dans grupları kurmak, okul sonrasında ise her gün koşturarak eve gidip "bu toprağın sesi" programında kımıl zararlısı ile mücadele yöntemleri, orman köylüsünün sorunları ve "yüksek randımanlı durum buğdayı" türleri ile ilgili verilen faydalı bilgilerin ardından kamber ağa ile uyanık skeçlerini büyük bir ilgi ile izlemek demek. küçük yaşta bilinçli bir çiftçi kadar ziraat bilgisine sahip olmak demek. sinemalarda the lord of the rings, harry potter vs izlemek yerine jules verne romanları okumakla geçirilen bir çocukluk demek.
"aldım çantamı kolumaaa,
çıktım dallas yoluna,
ben babi'yi beklerken
ceyar girdi koluma"
şarkısını dansıyla birlikte bilmek demek.
"kimler geliyo kimler?
sana ne, sana ne?"
"ama bunu söylemenize gerek yok ki. ben yapınca alışverişi, zaten alıyorum satış fişi" replikleri barındıran "ali ve ayşegül atik" reklamı ve "bakkal amca! bir pergel, bir kalem, bir de çikolata alacağım. erooooolll, eroooolll (mahallede çocuklardan biri) buraya gelin dedim size buraya! fişini de al oğlum"'daki meşhur erol, "hadi hep birlikte, hep birlikte, biz biz olalım yemeklerden önceeee, lavaboya koşalım, hafta da bir kere tırnakları keselim, fırçalayıp onları tertemiz olalım" diye şarkılar ezberleyen bir nesil olmak demek.
icraatın içinden izleyip özal'ın kalemine bakıp hipnotize olmaya çalışmak demek.
videocudan american ninja, kartal, kan sporu ve evil dead gibi filmleri kiralamak demek.
analogtan dijitale geçiş devrini yaşamış birey olduğunu anlamak ve ikisinden de farklı zevkler aldığının farkına varmak demek.
çok güzel bir ülkenin son yıllarını hayal meyal hatırlamak, sonra da çivisinin çıkışını görerek büyümek demek.
hava durumlarının eksi değil de "sıfırın altında bilmem kaç" denildiğini bilmek demek.
apartmanın çatısına 5 metrelik anten takıp üstüne de tencere kapağı bağlayan bir abinin sizi televizyon önüne oturtması ve çatıdan "oldu mu" diye bağırıp anteni ayarlamaya çalışması. yunanistan kanallarını görüntülemek adına "oldu oldu" diye camdan kafayı çıkarıp bağırmak ve kimsenin buna şaşırmaması demek. siyah beyaz ve karlı bir görüntü de olsa.. üstelik yunanca tek kelime anlamasanız da gündüz vakti çizgi film izlemek için az debelenmemiş olmak demek.
muhtemelen hayatımız boyunca yaşadığımız en güzel 10 yıl demek.
trt 1'de oluşan sorunlar sonucu yayına bir süre ara verildiğinde ekrana getirilen donuk ağaç, dağ bayır resmine 10 dakika hareketsiz bakabilmek demek.
türkiye'de yaşamış son mutlu kuşak olduğunu hüzünle hissetmek demek."