toplam 1454 kişi bulundu. 20 adedi gösteriliyor.
~1777 ahkam var. « sonraki sayfa 1 2 3 4 5 ... 89 önceki sayfa »
Mrb bayanlar ben istanbuldan berk 30 yasında yakısıklı ve romantik bi gencim, ve ayak fetişistiyim, İstanbuldan görüsebilecegim ve ayaklarını yalatmak ısteyen her yastan bayanlarla görüsmek istiyorum, bayanların ayaklarını büyük bi itinayla yalamak istiyorum, bi bayana hizmet etmek ve kölesi olmak istiyorum, sadece istanbuldan görüsebılecegım ve ayaklarını yalatmak ısteyen bayanlar ulassın bana, sanalcı kısılerle ılgılenmıyorum, Ayaklarını yalatmak isteyen her yastan bayanlarla tanısıp görüsmeyi arzuluyorum, berkdemir02@hotmail.com
Mrb bayanlar ben istanbuldan berk 30 yasında yakısıklı ve romantik bi gencim, ve ayak fetişistiyim, İstanbuldan görüsebilecegim ve ayaklarını yalatmak ısteyen her yastan bayanlarla görüsmek istiyorum, bayanların ayaklarını büyük bi itinayla yalamak istiyorum, bi bayana hizmet etmek ve kölesi olmak istiyorum, sadece istanbuldan görüsebılecegım ve ayaklarını yalatmak ısteyen bayanlar ulassın bana, sanalcı kısılerle ılgılenmıyorum, Ayaklarını yalatmak isteyen her yastan bayanlarla tanısıp görüsmeyi arzuluyorum, berkdemir02@hotmail.com
Yaşanmışlığı olan bir hazin öykü:
-abi kızın masasının çevresine gidip yerlerde bir şeylere bakıncam
+ niye?
- işte bakıncam ki kız o soruyu sorsun?
+ ne sorusu olm ne saçmalıyorsun sen?
- abi kız diyecek ki "ne var ne arıyorsunuz?"
+eee?
- ben de diyeceğim ki "kaybettiğim aşkımı"
+ seni sikerim olm! hakkaten skerim bak!
- =/ abi karılar bana niye bakmıyo abi!
.
.
.
.
aşk = kardiyovasküler egzersiz, bir nevi koşmak
aynı anda birden fazla şey düşünmek: sevdiceğinin düşünce bulutuyla gezerken başka şeylere odaklanmaya çalışmak
aşk gökten zembille iner aniden;
büyü misali ne olduğunu bile anlamadan, yüreğinin en derin köşesine yerleşiverir...
Karaltıların arasında sesiz sakin bir gölge saklı kalmış, arayıp duruyor tenini. Öyle bir başına, sanki kendisi gibi ama aslında hiçbir şey değil. Gecenin ertesinde bir sabahı Kafdağı gibi bekliyor. Enteresan bir yanı yok kimsenin eğer bizde enteresan bir şey varmışçasına bakmadıkça. Artık kimseyi sevmiyoruz gerçek manada, bizi sevenleri seviyoruz. Bir yerde oyunu birisinin başlatması gerekiyor. Yine de gerçek şu ki severek gelen de sevmiyor, sadece kâğıtları dağıtmaya başlıyor. Bazen ise kimse enteresan bir şey varmışçasına bakmadığı için bize, biz dağıtmaya başlıyoruz kâğıtları; dönüşünde elin, enteresan bir şey varmış gibi davransınlar diye. Üçkâğıt.
ne biçim bişimiş amına koyim şu aşk ya yüzyıllardır konuşa konuşa bitiremediniz
hele:
,,,
ama en azından bir iki kelam etmek babayiğitçe olur zannederim. sevmek idi aşk idi bunların tanımını yapmak biraz abes gelir bana. bunlara içkin kavramlarla ilişkimiz belirliyor yaşadığımız şeyin özünü sanırım. bir an için beni sevmiş/bana aşık olmuş bir insanın misal, içinde belirip büyüyen o "şey"in sadece ve sadece benim evrendeki eşsiz varlığıma ulaşmak için dere tepe aşmış olduğunu bir zahmet düşünmeyebilip de, içten yanmalı bir motor gibi tüm dünyayı alevler içinde bırakabilecek o enerjinin doğasını, neden biriktiğini, adresiyle buluşunca neye dönüşeceğini, vuslatının kıyameti de olup olmayabileceğini anlamaya çalışsam ya, işte o zaman belki karşımdaki gücün anlamına bir nebze olsun nüfuz edebilirim.
fromm içimizdeki "ayrı"lığın, o dayanılmaz, o onulmaz "ayrı oluş"un giderilme çabası olarak değerlendiriyor sevgiyi. bıkmadan, yeniden yeniden, sanat eseri gibi çaba vererek üretilmesi gerektiğini savunuyor. yaşama başlayışla birlikte kopup bizi divane eden o ayrı oluş, o dalından kopmuşluk, o anlam verilemeyen; bilince oturtulamayan yabablık hissi sevgi yaratmaya, sevgi üretmeye yönelik dostane bir enerjiye dönüşüyor gibi. kapitalist dünyanın insanın ruhunda erozyon yaratan ilişki dinamiklerinde bunu yeniden tanımlamak şüphesiz ki oldukça karamsar bir tablo çizecek, sevişmeyi saf öfke boşaltımına, sevgiyi saf zayıflık gidericisine, paylaşımı sırf benlik kusma yoluna indirgeyecek olabilir. insan o kıyassız, eşsiz varlığından her saniye hezeyanlar içinde sarhoş olamyı bırakıp ara ara kendine dönüp bakmalı; neler dönüyor orada, burada, dünyada, kişiliğimde; kalbimde? her bokun "kendini ifade etme" tabanlı bir eyleme dönüştüğü çarpık bir duygusal iklimde sürüklenen, eyleme dönüşmüş bu boktan kendini tanıtma çabalarının sahiciliğine ikna edilniş, ve fakat süreçte bunun ne kadar can sıkıcı ve tahammül edilemez safsatalara dönüştüğünü idrak edemeyen, idrakı bırak, sanki neredeyse bilinçli zihin düzeyine dahi çıkaramayan bir çok insanın yaşam kirletici tavırlarının altında, bir zamanlar edward bernays denen orrrrrrrospu çocuğunun fışkırttığı aşağılık icraatların yattığını bir bilsek diyorum hani, şahıs denen tek kişilik evrenin, kitlesel ölçüde manipüle edilmeye ne kadar müsait bir gözü kapalı, aklı kapalı, ruhu kapalı, bedeni kapalı, bildiğin kapalı bir devre olduğunu anlardık. bunca nefretin, bunca şiddetin hala gönül gözünün kapalı olmasına bağlandığı titrek duygusallıklardan artık vazgeçilmeli. akıldır, bilgidir korkusuyla dünyayı kirleten; kim ortaçağı yeniden yaşamadığımızı iddia edebilir?! ah dünya, ne de güzel kendini tekrara vuruyorsun! güzel dünya! acı veriyorsun, acıyla göneniyorsun!
demem o ki, aşkın içinde kayda değer miktarda bir mümkünsüzlük yatıyor. olmuyor. olmuyor. yok ama; aşk değil olmayan, aşkla birbirine tutunma denen şey vuku bulmuyor ne yapsan. bu mümkünsüzlük yok mu, insanı açlıkla pislikle değil bununla terbiye edeceksin. sisifos'un kaderinde yatan sonuçsuzluğun kederiyle yıkayacaksın insanı. sisifos'un kederinde yatan devam etme inadıyla besleyeceksin sonra. o güçle bir insana yaklaşabilir misin? o gücün kendini, ve de/ya da yöneldiğin insanı tahrip etmemesini sağlayabilecek misin? bir yandan en derin, en ilkel, en ata dürtülerle yanarken, bir yandan en gelişkin, en naif, en en erdemli duygularla sönmemeyi becerebilecek misin? bir insana diyorum, onu haz merkezi olarak değil de, dokunarak tanınan, içinde eriyip içinde eritebildikçe anlam kazanan, seni de kendine işte aynen böyle tanıtan bir deneyim, bir eş, bir kardeş, bir ruh olarak görebilecek misin? bok var, adam smith okuyorsun, ayn rand'a hayranlık duyuyorsun, curriculum vitae'ler doldurarak insanlık merdiveninde senden daha aşağı basamaklara erişmek için varlıküstü bir enerji harcayanlara dişlerini saydırıyorsun! ah güzel dünya! gözlerimi kapatsam da açar açmaz mülksüzler denen rubab-ı fevkalade'yi çocukken okuduğumuz dünyaya uyandırsan?! mümkünsüz ama, değil mi?
böyle oluyor işte, leş gibi tükenip tek bir insana damla değmeden hayatlar yaşayarak yavaş yavaş böyle tükeniyoruz işte. inadına final yapmıyorum. günümüz hıyarzan senaristlerinin, kendisini laboratuvar labirentlerinde çaresiz ve ipuçsuz bırakışından hayvani zevkler alan fareye dönüşme kaygılı seyirci tipolojisini protesto ediyorum. yazacağım ne varsa yukarıda yazdım arkadaş.
Her seferinde ağzıma sıçmasına izin veriyorum. Ben mi salağım. Aşk mı çok kurnaz bilemedim.
şu vakitler anam dan emdiğim sütü burnumdan getiren hissiyat olsa gerek..