1950'ler kokan 1989 yapımı, ilk reha erdem filmi. ilk başta tekniğinin ve resimlerinin öykünün önüne geçtiğini düşünürken, film ilerledikçe öykü ile beraber bir uyum içinde olduklarını gördüm. ingmar bergman'ın filmleri gibi sinemayı tiyatroya yakınlaştırıyor. özellikle bazı kareleri ile bergman filmlerini hatırlattı.
alice'in bilindik hikayesinin bomboş eski bir evin içerisinde geçen, hüzünlü ve karamsar versiyonu. gene de "aa bak!" dedirtiyor ve annesini gördüğü sahneler ile yüzümüze bir ışık süzmesi iniyor...
dili kuş dili. rengi siyah beyaz. görmeyi bilmek üzerine... "gör sadece gör. rüyada gördüğün kuşlar bu kuşlara benzemez, onlar başka konuşur." diyerek yönetmen, hem sinemasal hem de düşsel gerçekliğe dair kendi bakış açısını veriyor.
içten içe çürümekte olan görkemli ahşap ev demek; martı, gece ve alacakaranlık, hafif bir meltem,daima o anda takılıp kalan büyük/kahverengi/ayarsız saat,ve ardında gizlenen kapılar,hatıralar demek..kalın naylon çoraplar,efsaneler,tekinsiz gıcırtılar ve menkıbeler demek.. yanık kokuları gelir burnuma,ay ışığı vurur yüzüme,bir çocuk büyür ve kalkar artık yattığı soğuk taşlardan..ağaç, açılan kollar ve..silencio..
fransa-dönüşü-reha erdem'in ilk filmi. siyah beyaz, fotografik büyükada görüntüleriyle akılda kalan, sevim burak etkileri taşıdığı söylenen bir filmdi.
ay'ı her gördüğünde hayret edenler için.