Kıyıdan uzaklaşmış, kendi halinde seyreden bir dalganın yavaş yavaş çekilmesinden ibaret bazen hayal gücü ya da sadece bir bellekten ibaret. Öncesinde kimsesiz, referansını hatırlayamadığım sahipsiz bir imge iken gözümün önünde kabaran, sonrasında bir hapishane hücresinin soğuk duvarlarındaki çatlaklarda gezinen gözün takipçisiyim. Bazen hayal kurmak, kişinin dünyanın olmazlığına dair tersinden tasarımları değil, ama sadece tekrar ve tekrar kendisinin neye benzediğini düşünmek ya da neye benziyor olduğunu tasarımlama çabasına bürünüyor. Kişinin kendi olabilirliğine dair arayışları için bir hayal gücüne ihtiyaç duyuyor olması belki acınası ama diğer taraftan hala ızdırap çekiyorum öyleyse gencim dercesine, kendisine dair bir umudun hala içinde bir yerde yasamakta olduğuna ait inancı ya da bu yöndeki ısrarcılığı da olabiliyor.
caddede yururken, iste, okulda, evde, arkadaslarimizin yaninda, eglenirken, sikintidan patlarken, calisirken, karsimizdaki bize bir sey anlattigi sirada saga sola bakarken... asla kurtulamadigimiz duygudur absurdluk. baskalarina anlatirken bize anlamli gelen butun yasantilarimizin kendi basimizdan gecerken tamamen anlamsiz, belirsiz, amacsiz gozukmesi, sanki her an cizgi filmlerdeki gibi kafamiza koca siyah bir kuyruklu piyano dusecekmis hissidir.
ondan kacmaya, kurtulmaya calisiriz, farkinda olmadan. yazilar yazar, resimler cekip photoshopla degistirir, ilginc hikayeler anlatiriz karsimizdakine, sadece birbirimize ve kendimize "korkma, bu hayatin bir anlami var, bak, dinle, goreceksin" diye yalan soyleyebilmek icin. birbirmizin gozlerinin icine bakmaya utaniriz o yuzden, yalanimiz ortaya cikacak, hayatin amacsizligi suratimiza carpacak diye...
yine de devam ederiz kendimizi kandirmaya, gercekle yuzlesmek esit derecede anlamsizdir cunku.