toplam 21 kişi bulundu. 20 adedi gösteriliyor.
| tuttum | evremilio |
| tuttum | arfat |
| tuttum | memed77 |
| tuttum | Vasvela |
| tuttum | redmuarte17 |
| tuttum | oteberi |
| tuttum | tango54 |
| tuttum | bilgi kankasi |
| tuttum | hayyam01 |
| tuttum | sizofrenick |
| tuttum | uvercink4 |
| tuttum | sadizm |
| tuttum | kenanozturk |
| tuttum | swanheart |
| tuttum | isinsu |
| tuttum | sondiojen |
| tuttum | MayisUmuttur |
| tuttum | thedevilbrn |
| tuttum | erenzaza |
| tuttum | maymundan gelen |
~12 ahkam var.
Bir havar yükseldi zindandan kırlara
Dört ateşten dört kıvılcım düştü dağlara
Dağlar tutuşup indi bağlara
Dört ayrı ses yükseldi her ateşten
Söndürmeyin ateşi
Üfleyin korlara - üfleyin korlara ...
KUTUP YILDIZI
o korku vardı hep çıkılan yolda
o korkusuzluk vardı
suyun su olduğu günden beri akardı
biri can verip aydınlatır
diğeri boğar ve yakardı
yaşamın her dönüm noktasında
bir ileri bir de geri
atılan adımlar gibi alçalma ve yücelme
atılan adımlar gibi
büyüme ve küçülmeydi adı
biri sevgi olup yapardı
diğeri öfke olup yıkardı
o korku vardı hep çıkılan yolda
o korkusuzluk vardı
geceler güvensizdi
gökyüzünde soluklar tükenirken
ay sevinçsizdi
bir şey vardı sanki hep yarım kalan
bir anı ya da bir düş gibi
uzak uçurumlarda sessizce sallanan
yıllardan beri canlı tutulan ateşler
söndürülürken yüreklerde birer birer
kim yakacaktı
uğrunda ölünen o büyük ateşi kim
daha gün batmadan
karartılan günlerin rengini
gün doğarken
kim haykıracaktı mor bahçelere kim
kim ağlayacak
kim gülecekti tüm güzellikler adına
kim sevecek
kim dövüşecekti
kim takacaktı ölürken
ölümsüzlüğü gül diye yakasına
kışın kar açıp
çiçek olacaktı buz sarkıtan dallarda
yazın güneş açıp
gelecek olacaktı ufuklarda kim
bir yıldız vardır hani
bütün yıldızlar içinde der homeros
ne kopmuştur hiç bir zaman
kök saldığı kutsal yerinden
ne de boyun eğmiştir
ölüm kusan hiç bir karanlık önünde
nasıl susulursa
bin yıllık zamana karşı okyanus dilinde
aynen öyle parlamıştır
tüm gecelerin gökyüzünde
aynen öyle
notaların tören tören canlanıp
dile geldiği günden beri
hiç bir senfoni bulamadı bu sesi
bulamadı sarayların görkemli sütunlarında
hiç mi hiç bestelenmeden
ve seslendirilmeden yaşandı zindanlarda
hücreler senfonisiydi adı
yaylı sazlar: demir parmaklıklar
ve demir kilitli demir kapılar
vurmalı sazlar: taş duvarlar
ve taş katılığında kör baskılar
üflemeli sazlar: şafakta idamlıklar
ve direnen tutuklular
erkekler kadınlar duvarlar ve ufuklar
yıldızlar içindeki o yıldızın
ölüme ve ölümsüzlüğe doğru
akışıyla başlıyordu hep birden uçuşarak
ardından diğer bütün notalar
ki maviliklerde süzülen kuşlar
kurtuluş savaşında
kurşuna ve saza vurulan türküler
fransız ihtilalinde
sürgüne ve giyotine gidilen marşlar
ve bir nice kızıl meydanda
yankılanan uğultular - uğultular
sonra güneşe gönderilen
özgürlük renkleri peş peşe
ve fethedilerek
ağızdan öpülen enginler - enginler
ey halkımın demir kazık dediği
yıldızlar içindeki soylu yıldız
varsın onlar söndü bilsinler seni
bulutları delerek saldığın ışıklar
ki bin renkli gelenek üzre
balkıyıp çoğalıyor şimdi
susmayan bir hücreler senfonisinde
kentlerin en yumuşak sessizliğinde
bildiriler düşüyor artık
insanların yüreğine yağmur taneleriyle
gök gürlemeyince yer gülmez
gök gürlemeyince yer gülmez diye
ADNAN YÜCEL
ne gökyüzü sarhoş ne akşam
yalnıca türkülerde
bıçaklanmış bir özlem gibi yaşam
gülmek için ölmek midir bu
çoğalmak için bölünmek midir
kim söyler şimdi bana
bunca türkünün içinde
ağıtlarla taşınan bu yük nedir
konuştukça söz başı bir zincir
sustukça susmak için bir emir
menekşeler emirle açılmaz ki
neden çalınır bu düdükler
bu kampanalar bu ziller
sevmenin de saati olmaz ki
ne gökyüzü sarhoş ne akşam
yalnızca türkülerde
bıçaklanmış bir özlem gibi yaşam
nasıl da kaldım böyle uzaklarda
anam anam
otursam taş
yürüsem beton bu yerler
ne olur şimdi sanki
binsem türkülerin kanatlarına
uçup yanına konsam
bir çocuk denli rahat ve sıcak
başımı dizlerine koysam
ağlasam ağlasam
gözlerinde unutsam geçen yılları
dizlerinde uyuyakalsam
ne gökyüzü sarhoş ne akşam
yalnızca türkülerde
bıçaklanmış bir özlem gibi yaşam
ah bu türküsüz yerde türküler
beni kendilerine gömdüler
buz kesildi dudaklarım
söyleyemedim en güzel sözlerimi
kuşlar söyler şimdi yerime
akıp giden ırmaklar söyler
bu ağıt yükü çekilir elbet
bu sessizlik çölü geçilir derler
"Aşksız ve paramparçaydı yaşam
bir inancın yüceliğinde buldum seni
bir kavganın güzelliğinde sevdim.
bitmedi daha sürüyor o kavga
ve sürecek
yeryüzü aşkın yüzü oluncaya dek...!"
...
göl göl olur damda biri
çentik atar günlerine
sel sel olur diğerleri
güneş güler tenlerine
...
gözden perde iner birden
düşü gerçek kılan bilir
rüzgarla bir olan bilir
SİVAS' I DÜŞÜNÜRKEN CIGARASI İÇİN DUDAĞINA GÖTÜRDÜĞÜ ATEŞTEN TİKSİNEN ŞAİRDİ.
İnsanlar kaybedilirken ey çocuk
İnsanlık adına
Nasıl başlar bu yeşil ve mavi yolculuk
Hangi gemi kalkar bu ülke limanlarından
Hangi mavilikler karşılar seni
Kıyılar zincir olmuş bileklerde
Dalgalar yargısız infaz
Al kalemi eline ey çocuk
Yeşilin ve mavinin şiirini yeniden yaz
Bir yıldız vardır hani
Bütün yıldızlar içinde der Homeros
Ne kopmuştur hiç bir zaman
Kök saldığı kutsal yerinden
Ne de boyun eğmiştir
Ölüm kusan hiç bir karanlık önünde
Nasıl susulursa
Bin yıllık zamana karşı okyanus dilinde
Aynen öyle parlamıştır
Tüm gecelerin gökyüzünde
Aynen öyle
....
Ey halkımın demir kazık dediği
Yıldızlar içindeki soylu yıldız
Varsın onlar söndü bilsinler seni
Bulutları delerek saldığın ışıklar
Ki bin renkli gelenek üzre
Balkıyıp çoğalıyor şimdi
Susmayan bir hücreler senfonisinde
Kentlerin en yumuşak sessizliğinde
Bildiriler düşüyor artık
İnsanların yüreğine yağmur taneleriyle
Gök gürlemeyince yer gülmez
Gök gürlemeyince yer gülmez diye
Kendisi ile tanışmışlığım vardı. Çukurova Üniversitesinde hocaydı. Çok üzülmüştüm öldüğünde
güzel insandı Dİrenç çiçeği, yürek çağrısı gibi çok güzel şiirleri vardır.
27 mart 1953’te elazığ'da doğan ve 2002 yılında akciğer kanseri'nden hayatını kaybeden şair. Şiirleri, yaşamının hiç bir döneminde mücadelesinde ayrı olmamış, çokları gibi yılgınlar,dönekler kervanının yakından dahi geçmemiştir.
YER YÜZÜ AŞKIN YÜZÜ
Aşksız ve paramparçaydı yaşam
bir inancın yüceliğinde buldum seni
bir kavganın güzelliğinde sevdim.
bitmedi daha sürüyor o kavga
ve sürecek
yeryüzü aşkın yüzü oluncaya dek!
Aşk demişti yaşamın bütün ustaları
aşk ile sevmek bir güzelliği
ve dövüşebilmek o güzellik uğruna.
işte yüzünde badem çiçekleri
saçlarında gülen toprak ve ilkbahar.
sen misin seni sevdiğim o kavga,
sen o kavganın güzelliği misin yoksa...
Bir inancın yüceliğinde buldum seni
bir kavganın güzelliğinde sevdim.
bin kez budadılar körpe dallarımızı
bin kez kırdılar.
yine çiçekteyiz işte yine meyvedeyiz
bin kez korkuya boğdular zamanı
bin kez ölümlediler
yine doğumdayız işte, yine sevinçteyiz.
bitmedi daha sürüyor o kavga
ve sürecek
yeryüzü aşkın yüzü oluncaya dek!
Geçtiğimiz o ilk nehirlerden beri
suyun ayakları olmuştur ayaklarımız
ellerimiz, taşın ve toprağın elleri.
yağmura susamış sabahlarda çoğalırdık
törenlerle dikilirdik burçlarınıza.
türküler söylerdik hep aynı telden
aynı sesten, aynı yürekten
dağlara biz verirdik morluğunu,
henüz böyle yağmalanmamıştı gençliğimiz...
Ne gün batışı ölümlerin üzüncüne
ne tan atışı doğumların sevincine
ey bir elinde mezarcılar yaratan,
bir elinde ebeler koşturan doğa
bu seslenişimiz yalnızca sana
yaşamasına yaşıyoruz ya güzelliğini
bitmedi daha sürüyor o kavga
ve sürecek
yeryüzü aşkın yüzü oluncaya dek!
Saraylar saltanatlar çöker
kan susar birgün
zulüm biter.
menekşelerde açılır üstümüzde
leylaklarda güler.
bugünlerden geriye,
bir yarına gidenler kalır
bir de yarınlar için direnenler...
Şiirler doğacak kıvamda yine
duygular yeniden yağacak kıvamda.
ve yürek,
imgelerin en ulaşılmaz doruğunda.
ey herşey bitti diyenler
korkunun sofrasında yılgınlık yiyenler.
ne kırlarda direnen çiçekler
ne kentlerde devleşen öfkeler
henüz elveda demediler.
bitmedi daha sürüyor o kavga
ve sürecek
yeryüzü aşkın yüzü oluncaya dek!
ADNAN YÜCEL