toplam 14 kişi bulundu. 14 adedi gösteriliyor.
| tuttum | fuki34 |
| tuttum | hooker |
| tuttum | after4ty |
| tuttum | aylakadamveben |
| tuttum | radyobukovski |
| tuttum | inceayar |
| tuttum | Ozn Sfk |
| tuttum | damdakikemanci |
| tuttum | ienacktisis |
| tuttum | maya payan |
| tuttum | MayisUmuttur |
| tuttum | banunab |
| tuttum | little purple crow |
| tuttum | rostrum |
~15 ahkam var.
teomanın sevişirdik bazen şarkısının sözlerini içeren gül şiiriyle tanıdım ben onu..
"...
bedeninin her noktasından söz alıyorum
öpmek için, uğurlarken seni ayrılığa
boğazımdaki taş güle dönüşüyor
öyle görünüyor, dudaklarımın ucunda
beni böyle anımsa, böyle düşün istiyorum
gülümseyen bir adam, ağlar gibi, sarsak
anla ki, yitik bir ülkeyi korumaya benzer
bir şairin sevgilisi olmak... "
çok sıkı şair ve adamdır!..
Sana artık Ahmet Erhan diyorlar
Yalnızlık, ölümün üvey kardeşi
Eve hep geç saatlerde gelen babaların
ayak izlerinden yükselen buğu
Bir toprağın, dalına dokunamadığı yerde büyüyen boşluk
Ayışığında kaldırımları süpüren bir kadının
ikide bir durup, burnunu önlüğünün koluna silmesi
Gibi boğuk, gibi çıldırtıcı, gibi silik
Sana artık Ahmet Erhan diyorlar
Nereye gideceğini yitirmiş
yol, uçurum, dağ, bayır, çöl
Bir kuşun kanadından çıkan kav
Bir kibritin ömrünün, bir tek sigarayla sınırlı olması
- Alkol, kendileri seni seviyor
Her el titremesinin bir fotoğrafını çekmeli
yanık masa örtülerinin, kırık bardakların
Günışığında herşeyin, herşeyin görünmesi
Gibi iğrenç, gibi gerçek, gibi anlamsız
Sana artık Ahmet Erhan diyorlar
Tökezlemiş söz, suskun türkü, rendelenmiş umut kırıntısı
Şiir... alkolik bir babadan artakalmış sarışın güz boğuntusu
Çıkılmaz buradan artık diyor bir ses,
hiç değilse kapıları iyice örtün
Soğuk, yalnızlığa özenip girmesin içeri
Gibi sinsi, gibi alaycı, gibi bungun
Sana artık Ahmet Erhan diyorlar
Kötümserlik, kusmukların çiçek kalıplarına dökülmüş hali
Herşeyin göreceli olduğu bir dünyada iş mi bu şimdi
Değişimlerin bir türlü dönüşüme varamadığı yerlerde
Aklımı teğelliyor bir çocuk durup dururken
Gibi çılgınlığa, gibi serseriliğe, gibi ölüme
Sana artık Ahmet Erhan diyorlar
Parmak damgasının mülkiyete yettiği bir çağda
Yüreğini kağıtlara basmanın bedeli
Damarlara dolan toprak kokusunun hep ölümü çağrıştırdığı
Yaşamın, konuşulan en eski lehçesi
Gibi okunmayan, gibi tozlu, gibi gülünç
Sana artık Ahmet Erhan diyorlar
Diklendikçe, kendi rüzgarından başı dönen gurur
Yürüdükçe, yollardan pencerelere yükselen buhur
Çok şey görmüş geçirmişsin biliyorlar
Gibi ölüm, gibi aşk, gibi şiir
Sana artık Ahmet Erhan diyorlar
Akdeniz 1958.1.72, 60 kg.,
evli, karısı hamile, iki paket sigara.
sabah dokuz akşam yedi. - sahi ne vardı başka?
Evet, diyorlar ve ekliyorlar:
Önüne geleni öpme isteğiyle dolu bir insancıllık
Sonunda götürse götürse, çiçek götürür kendi mezarına
Gibi deli, gibi meczup, gibi seyda
Ve keçe uçlu bir kalemle yazıyorlar:
Doğacak çocuğuna ad düşünen nihilizm
Sabahın alacakaranlığında, bir uçurum önünde
bekleyen dirim
Sana artık Ahmet Erhan diyorlar.
Bekar Gece
Gökyüzü dondu, günler seçilmiyor
Yağmur değil, kar değil, yapışık bir sıvı
Akıyor pencereme doğru
Gökyüzü dondu, kimseler gelmiyor
FM 1295 kilohertz
Burası yalnızlık istasyonu!
Aradığım bu değildi, aradığım bu değil
Nemli ilişkiler... değildi belki de hiçbir şey
İyi oldu, çok iyi oldu
Dünyayı bu kusmuk tadında algıladım o kadar
Ama anlayamadım
Neden bana kopçalandı bu keder..
Her şey dondu, bütün dostluklar
İçkilere buz arandı durdu
Yanlızlık mıydı, hiç değildi
Çünkü yanlızlık bile çoğulluk ister..
Bekar gece
Bu şiir senin ilk ve son konuğundu
Evet, yalnızlık bir seyirlik oyundu.
Seyircisi yoktu...
OĞUL
Anne ben geldim, üstüm başım
Uzak yolların tozlarıyla perişan
Çoktan paralandı ördüğün kazak
Üzerinde yeşil nakışlar olan
Anne ben geldim, yoruldum artık
Her yolağzında kendime rastlamaktan
Hep acılı, sarhoş ve sarsak
Şiirler çırpıştıran bi adam
Kurumuş kuyunun suyu, incirin
sütü çoktan çekilmiş
Bir zamanlar dünya sandığım bahçeyi
Ayrık otları, dikenler bürümüş
Kapıdaki çıngırak kararmış nemden
Atnalı ve sarmısak duruyor ama
Oğlum, mektup yaz diyen
Sesin hala kulaklarımda
Anne ben geldim, ağdaki balık
Bardaktaki su kadar umarsızım
Dizlerin duruyor mu başımı koyacak?
Anne ben geldim, oğlun, hayırsızın..
dengeleme
paltomun bir cebine ölümü,bir cebine hayatı koydum.
bir cebine sevinci,bir cebine acıyı,
bana gelişini senin sonra benden kaçışını.
paltomun bir cebine kahramanlığı,bir cebine korkaklığı,
bir yanına dostlarımı,bir yanına düşmanlarımı koydum.
ne kadar çok şey var bu dünyada
nefret edilecek ve sevilecek olan.
paltomun bir cebine aklımı,bir cebine yüreğimi koydum,
ancak böyle yürüyebildim.
Nereye gitsem,
Hangi boylama sığınsam
Bir kentin kenar mahalleleri gözlerin
Ne kadar bulvarlara yerleştirsem de anılarımı..
Sensin, kendinden öte bir şeysin.
Bence biraz daha uzatmalısın saçlarını,
Bir yaprak fırtınasında usulca rakı içeyim.
Anladım,
Adı niye akşamsefası bu çiçeğin...
aklımda kayalar kopuyor, duvarlar yıkılıyor
yüreğimde, kuruyan bir ırmağın yatağındaki
boşluk
ayak izlerimi bırakmaya çalışıyorum
taşların üstünde
kimsenin arayıp bulamayacağı bir adresim var artık.
dostlar da çekilip gidiyorlar hayatımdan
yürüdükleri yollarda arıyorum anları,
sevdikleri kıyıların gözlerinde
kendi sularınca boğulan bir denizim ben
kendi taşlarınca zaptedilen bir kale
başımı avuçlarıma alıp sıksam ne olur
çıkarabilir miyim beynimdeki o kara suyu?
bir çiçek tarlasına dönüştürebilir miyim?
aylardır önünde durduğum o dipsiz uçurumu
kalırsa bir soru kalır benden
yanıtı var mıdır bilmem
denizine göğüne toprağına,
uçanına kaçanına
bu dünyanın
kalırsa bir soru kalır benden
ölüm gelir,
gün akşama kavuşurken
kalırsa bir soru kalır benden
yanıtı var mıdır bilmem
yazar elim upuzun bir şiir
söyler dilim içli bir türkü
kalırsa bir soru kalır benden
gökte yıldızdır o
toprakta gömü
kalırsa bir soru kalır benden
bir de üç beş şiir, iyi kötü
kalırsa bir soru
Yağmurdan kaçarken taşa tutuldum
Dönüp bakamadım bile
Şimdi kendi içine yağan bir bulutum
Kağıtlar yeşeriyor toprak yerine
Saçlarımı uzattım, aynayı kırdım
Deri ceketimi çıkardım sandıktan
Cebimde 20 yıl önceki sevgilimin resmi
O mu büyüdü, ben mi yaşlandım?
Gümüş tabakamı, köstekli saatimi
Bir blues ritmiyle kullanıyorum
Her sabah yeniden uyansam da
Naftalinli bir gençlik bu yaşadığım
İpsiz ruhum, sarsak, serseri
Otobanlarda sırtında heybesiyle
Cafelerde tuborg bira ve patates cipsiyle
Durdun bir yerde, çağını bekliyorsun
En sevdiğim şairlerden, bir baba için(1-6 bir dizi) şiirleri ve de Teoman'ın da şarkısından bildiğimiz Oğul şiiri sevgimi arttırmıştır.geçmişimizin (ne kadarsa) ve günümüz şairi.