toplam 31 kişi bulundu. 20 adedi gösteriliyor.
| tuttum | om mania padme hume |
| tuttum | kizil sacli prenses |
| tuttum | neyzenx |
| tuttum | atommm |
| tuttum | Siamese Twins |
| tuttum | Drowning Man |
| tuttum | charlesbaudelaire |
| tuttum | Smeat |
| tuttum | yortsavullar |
| tuttum | zibabbaun |
| tuttum | s e y y a h |
| tuttum | neretva |
| tuttum | huzunsari |
| tuttum | teoman k |
| tuttum | dirk diggler |
| tuttum | okunmazadam |
| tuttum | The Director |
| tuttum | kendihalinde |
| tuttum | amphibia |
| tuttum | receptemelli |
~24 ahkam var. 1 2 önceki sayfa »
aksam,yine aksam,yine aksam
bir sirma kemerdir suya baksam
üstümde sema kavs-i mutalasam!
aksam,yine aksam,yine aksam
göllerde bu dem bir kamis olsam.
O BELDE
denizlerden
esen bu ince hava saçlarınla eğlensin.
bilsen
melal-i hasret ü gurbetle ufk-ı şama bakan
bu gözlerinle, bu hüznünle sen ne dilbersin!
ne sen,
ne ben,
ne de hüsnünde toplanan bu mesa,
ne de alam-fikre bir mersa,
olan bu mai deniz
melali anlamayan nesle aşina değiliz.
sana yalnız bir ince taze kadın
bana yalnızca eski bir budala
diyen bugünkü beşer
bu sefil iştiha, bu kirli nazar,
bulamaz sende bende bir mana,
ne bu akşamda bir gam-ı nermin
ne de durgun denizde bir muğber
lerze-i istitar ü istigna.
sen ve ben
ve deniz
ve bu akşam ki lerzesiz sessiz
topluyor bu-yı ruhunu guya,
uzak
ve mai gölgeli bir beldeden cüda kalarak
bu nefy ü hicre müebbed bu yerde mahkumuz..
o belde?
durur menatık-ı düşize-i tahayyülde;
mai bir akşam
eder üstünde daima aram;
eteklerinde deniz
döker ervaha bir sükun-ı menam.
kadınlar orda güzel, ince, saf, leylidir,
hepsinin gözlerinde hüznün var
hepsi hemşiredir veyahut yar;
dilde tenvim-i ıztırabı bilir
dudaklarındaki giryende buseler, yahut,
o gözlerindeki nili sükut-ı istifham.
onların ruhu şam-ı muğberden
mütekasif menekşelerdir ki
mütemadi sükun u samtı arar;
şu'le-i biziya-yı hüzn-i kamer
mülteci sanki sade ellerine.
o kadar natuvan ki, ah, onlar,
onların hüzn-i lal ü müştereki,
sonra dalgın mesa, o hasta deniz
hepsi benzer o yerde birbirine..
o belde
hangi bir kıt'a-i muhayyelde?
hangi bir nehr-i dür ile mahdüd?
bir yalan yer midir veya mevcud
fakat bulunmayacak bir mela-ı hülya mı?
bilmem. yalnız
bildiğim sen ve ben ve mai deniz
ve bu akşam ki eyliyor tehziz
bende evtar-ı hüzn ü ilhamı,
uzak
ve mai gölgeli bir beldeden cüda kalarak,
bu nefy ü hicre müebbed, bu yerde mahkumuz.
Ahmet Haşim
korkaklık bir adamı tarif etmeye yeter mi, ya da öfke sadece?
nefreti kendine rehber edinmiş, alaycılığı ilke benimsemiş...
birini üzmek çok da zor olmasa gerek,
dış görünüşünden bahsetmek yeter çoğu zaman..
araplık onun dışında mıydı sahiden yoksa tüm benliğine sızmış mıydı..
aynalardan ziyade kendisiydi, çevresiydi bakmaktan zevk nefret ettiği..
"Yârin dudağından getirilmiş
Bir katre âlevdir bu karanfil,
Rûhum acısından bunu bildi!
Düştükçe, vurulmuş gibi, yer yer
Kızgın kokusundan kelebekler,
Gönlüm ona pervâne kesildi..."
...
zannetme ki güldür;ne de lale
ateş doludur,tutma yanarsın
karşındaki şu gülgün piyale
içmişti Fuzuli bu kadehden
düşmütü bu iksir ile Mecnun
şirin sana anlattığı hale
ateş doludur,tutma yanarsın
....
gelmiş geçmiş en büyük empresyonist şair;seviom seni..
fecri ati topluluğunun en baba ismidir; şiirleri aruzladır,fıkraları da vardır ahmet abimizin gurabahene-i laklakan diye değişik bir eseri vardır... bülbül şiir güzeldir
Bir gamlı hazânın seherinde,
Isrâra ne hâcet yine bülbül?
Bil, kalbimizin bahçelerinde,
Cân verdi senin söylediğin gül.
Savrulmada gül şimdi havada,
Gün doğmada bir başka ziyâda.
"en büyük sembolistdi", "türkiye'de sembolizmin öncülüğünü yaptı" ... bir çok münekkit , şâirimizi sembolizmden çok empresyonizme yakıştırır. bu yakıştırma bana da daha doğru geliyor. çok meşhûr şiirindeki
yorgun gözümün halkalarında
güller gibi fecr oldu nümâyân
güller gibi ...sonsuz iri güller
mısralarına dikkat edersek, şâirâne bir tarzda güneş doğarken oluşan kızıllığını anlattığını, gülü bir sembol değil de, benzeyen olarak kullandığını görürüz. şiirlerinde bu tip oyunlar çoktur. yalnız şiirin devamında
güller ki kamıştan daha nâlân
gün doğdu yazık arkalarından!
derken , "güller ki kamıştan daha nâlân" mısrası biraz kafa karıştırmıyor değil. onun dışında şiir şahsi müşahedelerinin ve arzularının şâirâne dile getirilişi.
haşim, herhangi bir cereyana bağlılığını dile getirmemiş. sadece piyale'nin önsözünde, şiiri güzelleştiren şeyin esrârı olduğuna değinmiş, şiir hakkında güzel bir yazı yazmış. bir insanın muhitiyle kurduğu ilişki, ondan etkilenme şekli ve bunu yansıtışı da pekâlâ esrârengiz olabilir. kelimeyi nasıl mânâlandırdığımıza bağlı vesselâm.
Fotoğrafına bakınca bu adam neyine çirkin demiş beni görse herhalde kendini atar dediğim, kafası da dediğinin aksine yuvarlak şekli gayet düzgün olan ancak insanlardan kaçan şair.
fecr-i atinin en büyük sembolisti.
huzur içinde yat.
sana yalnız ince taze bir kadın
bana yazlnızca eski bir budala diyen bugünkü beşer
bu sefil iştiha bu kirli nazar
bulamaz sende bende bir mana......
(bu çağın abazanlarına iyi bir cevaptır)
bilcümle kadın kısmısına olan nefretiyle de dikkat çeken önemli şair. bu özelliğine binayen türk edebiyatında bir kofti schopenhauer benzetmesi yapılabilir. çünkü ahmed haşim'in kadınlarla ilgili fikirlerini mantıksal zemine oturtma çabasında onun fikirlerinden esinlenmiş olma olasılığı göze çarpmaktadır.
yahya kemal beyatlı adlı bir edebiyat ziyanıyla yapmış olduğu tartışmalarda oldukça haklıdır ve bu yönüyle ayrıca takdire şayandır.
seyreyledim eşkâl-i hayâtı
ben havz-ı hayâlin sularında,
bir aks-i mülevvendir onun'çün
arzın bana ahcâr ü nebâtı.
diyerek hayâtı algılayış şeklini ortaya koyan şâir, okuruna da şöyle seslenmektedir:
muzlim şeceristân arasında
esrâr ile yekpâre münevver
bir yoldur açılmış sana derdim
kârî, bu kitâbın gecesinde
mehtâbı senin'çin yere serdim
ahmet hamdi haklı, ahmet haşim tam bir dil zevkine erişemese de büyük bir hayâlci olduğunu
şiirlerinde derînden hissetdirmiş.
Ağır ağır çıkacaksın bu merdivenlerden eteklerinde bir yığın güneş rengi yaprak ve birzaman bakacaksın semaya ağlayarak...
melali hala sızlamakta yıllardır...kuru yapraklar gibi toz olup giden haşim....
şiirlerini anlamak için hakkında az da olsa bilgi sahibi olunması gereken şair,yazar.
çirkin olmak,gece,ay ışığı ve bahçeler onunla anlam bulur.
bizi anlamayan nesle aşına değiliz derken ne kadar haklı olduğunu buraz daha sorgulamk ve içseleştrmek zorundayız..kocaman bır edebiyat modern şiirımızn kurucularınadn olan şairımızi kendi zamnında nsl dışllayabılmis..hala anlamk da zorluk cekıyrum..?
Hababam Sınıfı'nın romanlarından birinde, edebiyat öğretmeni ödev olarak "O Belde"yi veriyordu. Öğrenciler yine yeni bir numara ile kaytarıyorlardı falan. Kitabın sonuna bu şiir de eklenmişti, "kitapta bahsi geçen şiir" falan denerek. Okumuştum, ağzım açık kalmıştı, daha ortaokuldaydım, %10'unu anca anlamıştım ama kalakalmıştım öyle, şiirdeki ahenk bile bitirmişti beni. bak şimdi, bir hey gidi çekmezsem olmaz, bir de parça vermezsem bir şiirinden
...
Sanki hicrâna bir teselliydi
Şeceristân-ı kalb içinde revân
Olan hâfi suların mûsikî-i nevmidi
damarlarımda ümitsiz de olsa akan kan ayrılığa bir teselli, diyor derim ben de şüphelenirim halen; acep şeceristan-ı kalb dediği, görmeyi gönülden arzuladığı bir orman mı, o belde'de bir orman belki, orada gizli gizli akan sular, neblem, ben bilmem, beyim bilir
Yorgun gözümün halkalarında
Güller gibi fecr oldu nümâyân,
Güller gibi... sonsuz iri güller,
Gün doğdu yazık arkalarından!
Altın kulelerden yine kuşlar,
Tekrârını ömrün eder i'lân,
Kuşlar mıdır onlar ki her akşam,
Âlemlerimizden sefer eyler?
Akşam, yine akşam, yine akşam,
Bir sırma kemerdir suya baksam;
Akşam, yine akşam, yine akşam,
Göllerde bu dem bir kaçmış olsam!
"bir günün sonunda arzu" şiiri...
mükemmel bir ahenk, anlam mükemmel, sanat mükemmel...
imgeler bu kadar güzel olabilirdi ancak..