Diyalektik materyalizm,tarihi determinizm ve Marksist felsefe,toplumdaki değişim ve dönüşümü,insan dışı maddi ve üretimsel faktörler ile toplumun alt yapısındaki çelişkilere dayanan determinist tarih anlayışına bağlar.Buna göre insanın düşünce ve iradesi,toplumsal değişimlerde herhangi etkiye sahib değildir;çünkü kendileri bile dış faktörlere bağlı olarak değişir.
Halbuki Kuran,toplumun düşünce ve düzenindeki her türlü değişimi,insanın toplumsal düşünce ve duygularına bağlar.Bundan dolayı da insanları,kendi tarihsel-toplumsal durumlarından,yaşanan biçimlerinden ve topluma egemen olan rejimden sorumlu tutar.Kuran şöyle der:''Bir toplum,kendinde bulunan durumu değiştirmedikçe,Allah onda bulunan durumu değiştirmez.''
Ne mükemmel tespittir,
Bu adam başımı döndürüyor,bu adam beni rahatsız ediyor.
okumak ve anlamak lazım zat-ı muhteremi
müslüman sosyalizminin önderi...yaser arafattan che ye kadar yeryüzündeki bir çok sosyalist insanın esinlendiği insan...
O, takipçilerine şöyle seslenmektedir: “Sorumluluğun bilincinde olan Müslüman aydınlar, altı seslenilenle konuşma sanatı konusunda kendilerini yetiştirmelidir:
1- Yeryüzü Aydınları
2- Müslüman Kardeşler
3- Şehirli Toplumsal Yığınlar
4- Kadınlar
5- Köylüler
6- Çocuklarımız”
Allah'a hamd ediyorum; içim içime sığmıyor.
Onlar altın topladılar, ben hazine buldum.
Onlar saraylar inşa edip birkaç koltuk elde ettiler, ben tapınak inşa ettim ve iyilik tanrısının sonsuz iklimlerinde saltanat tahtına kuruldum.
Onlar masa başlarında gururlandılar, ben aşk tapınağının minaresinde gururumu ayaklar altına aldım.
Onlar Kayser'in köleleri oldular, ben ise Hekim'in sahabesi oldum.
Onlar yoldan saptılar, el ve avuçlarını doldurdular, ben ise kaldım ve elim avucum boş bir halde, inzivayı tercih ettim.
Onlar adlarını ekmeğe sattılar; ben adımı suya verdim.
Onlar lezzet ve zevk aldılar ; ben ise gam ve keder.
Onlar para babası oldular; ben dert babası.
Onlar yaşamaya bağlandılar; ben yaşama.
Onlar özgürlüğe ihanet ettiler, ben özgürlüğe bağlı kaldım.
Onlar elbiselerine sığmayacak kadar şişmanladılar; ben içim içime sığmayacak kadar aşık oldum.
Onlar hasta ve zayıf develerini zorla, saray kapılarında kurban ederken, ben İsmailimi şevkle Kabe yolunda boğazladım.
Onlar, kalabalıkta birbirlerine yabancıyken, biz yalnızlıkta birbirimizi tanıyoruz.
Onların altını varsa, benim de aşkım var.
Onların evi varsa, benim de mihrabım var.
"Varlığım bir sözcüktür benim! Yaşamım da yalnız o sözcüğü haykırmaktır."
Devrimci insan,''geleneksel ve kalıtsal beninin'' yerine,kendi eseri olan,yani kendisinin yetiştirdiği benini(ene-öz) koyan insandır.
gelmek istemiyor musun? gelmeyecek misin? burada mı kalmak istiyorsun? elimi bıraktın mı? bu dağın ayağında, bu yolun başında, yalnız mı bırakıyorsun beni? ben, sensiz nasıl giderim? ben, sensiz yürümesini bilmem, buna güç yetiremem. benim sensiz bir adımı bile attığım olmuş mudur? niçin bırakıyorsun beni? kendi başıma mı bırakıyorsun beni? kime bırakıyorsun beni?
(kevir)
üstad
kerbela için şunları yazmıştır.
"gidenler hüseyni bir iş yapmıştır.
kalanlar ise zeynebi kalmalıdır.
kalmıyorsa yezididir..."
medeniyet ve modernizm
adlı kitabın yazarı
Toplumlarin geleneksel islam anlayisina hic cekinmeden elestiriler getiren ve bu yuzden ne sia ne de sunni toplumlar icersinde yasayamayan avrupaya gidip bir musluman neslin ufkunu acmada basarili olan musluman sosyolog. anne baba biz sucluyuz, dine karsi din ve kendini devrimci yetistirmek kitaplari cok guzeldir.
Varolandan kaçış, var olandan nefret etme sanatı meydana getirir... Sanat var olması gereken ve fakat varolmayandır.
Ali Şeriati, efsunlu, karmaşık, kimi zaman korkunç karanlıklar üreten kimi zaman mağaraların içinde doğan güneş gibi aydınlatan kadimden moderne her daim taze ve çarpıcı İran Tefekkür Geleneği'nin yumruk gibi, çölde vaha gibi, yakan güneşin altında sayebân gibi bir militanıdır.
Sokaklarda, evlerde, mescidlerde, nehir kenarlarında, fabrikalarda, tenekeden yapılmış gecekondularda yankılanır sesi.
"Bir gün eğer üşürseniz ısınmak için kitaplarımı yakabilirsiniz" der gibi bakar gözleri.
İran'ın haysiyetidir.
---/---
"Bir dine inanmıyorum. Ama inansaydım bu kesinlikle Şeriati'nin inandığı din olurdu."
Jean Paul Sartre
"bulunmadıklarında bulunduklarından daha çok "var olan" kimseler!
yer yer duymamaları gereken sözlerin seslenileni olan kimseler bunlardır işte,
kendileriyle hep konuşur durumda olduğunuz kimseler bunlardır,
güzel sözlerimizi de bunlara söyleriz hep,
duymalarını istemediğimiz sözleri,
hep yazıp da göndermediğimiz mektupları da bunlara yazarız.
özgün sözler, "duyulmak" için söylenen sözler değildir,
"söylenmek" için söylenen sözlerdir.
özgün yazılar "okunmak" için yazılan yazılar değildir,
"yazılmak" için yazılan yazılardır."
(kevir'den)
((biri'ne söylemek isteyip söyleyemedim bunu.
bu yüzden buraya yazdım.))
Buradan Bir Yere Yol Yok
yolcunun ayak izi bellidir
-kimdir bu yolunu yitiren, bu bilinmeyen yol-
ne kat ediyor?
bu yolculukta, bu yolda ne arıyor o?
bu çölden arzu kentine bir yol var mı?
-sevginin ak kucağında
tanrısının seher yağmuruyla el yüz yıkayan kente
şu andan itibaren ezelin
aşk mehtabının eteğinde
rahat uyuyan şehre
alemin efsanesinin güzel kötü bir şehrine
hayal parmağı onun güzel çehresinden sildiği
nerede? ey yolunu yitiren yolcu
-gel dön
bu çölde kimseye aşina değil bir şey ölümden başka,
harmandan başka
gel, dön artık, ey yol garibi!
görmüyor musun orada
-kuru tek ağacın sığınağında
zırh garip kalmış, sessiz yolcu öldü
ve soğuk gözlerinde
-müphem ve hayran bakışında
binlerce umut goncası saçıldı.
Görmüyor musun hasretten
"Behrami avının kemendi atıldı"
ve ecelin elindeki bir elle
-şu kuru tek ağaçta
bu yolu kat eden herkesin yazgı sözü kazındı:
"ben kat ettim bu çölü, ne Behram, ne Güreş."
Nerede ey yolunu yitiren yolcu
Dr. Ali Şeriati
1933'te Meşhed kenti yakınlarında ki Mezinan'da doğdu.
iranlı toplumbilimci ve islam düşünürü.
öğrenimini kendi ülkesinde tamamladıktan sonra Fransa'ya gitti.o yıllarda konferans ve kitaplarıyla Avrupa'da İslami bir topluluğun oluşum ve gelişimine katkıda bulundu. Cezayir kurtuluş savaşına yazı ve konuşmalarıyla destek oldu.emperyalist güçlerin islam ülkelerine yönelik sömürü faaliyetlerine karşı çıktı ve düşüncelerini bu konu üzerinde yoğunlaştırdı.
Paris'te doktora yaptıktan sonra İran'a döndü. kadro,ünvan ve serveti değil. mustazaflar uğruna kendini adama yolunu seçti.doktorasını tamamlayıp ülkesine döndüğünde tutuklandı, hayatının bundan sonra ki büyük bölümünü hapis ve sürgünde geçirdi. ve "serbest" bırakıldıktan sonra da düşünmeyi ve konuşmayı sürdürdü. kısa süren hayatı;düşünme, konuşma, yazma ve yol gösterme ile geçti. iran gençliği üzerinde ki etkilerinden rahatsız olan yönetim, daha önce de denenmiş bir düzene başvurdu. Ali şeriati'ye yurt dışına çıkış izni verdi.(mayıs 1977). bu çıkışından bir ay sonra (savaka ajanları tarafından) Londra'da "eceli ile ölmesi" sağlanarak şehid edildi.(18-19 haziran 1977). şehadeti onu büsbütün simgeleştirdi ve etkisini güçlendirdi.
felsefe, sosyoloji ve dinler tarihi başta olmak üzere çeşitli bilim dallarına ait çoğunluğu konuşma ve konferanslarından olan, 300'e yakın eseri bulunmaktadır.