1. sosyomat hesabınızla giriş yapın.
  2. üye ol
  3. parolamı unuttum
  4. giriş

alphaville beni tanımlar diyenler

toplam 101 kişi bulundu. 20 adedi gösteriliyor.

alphaville hakkında alphaville

~22 ahkam var. 1 2 önceki sayfa »

    An itibariyle otobüsteyken dinlediğim big in japan'i söyleyen süper grup,keşke o dönemde genç olsaydım.

    esocan    09 Ocak 2011 18:01   aferim     (0 puan)  |   Yk 

    haziran gibi ümraniye ikea'nın orada halk konseri vermişlerdi. nereden nereye.

    engelskirchen   20 Kasım 2010 10:45   aferim     (0 puan)  |   Yk 

    bir de yine az bilinen "jet-set" diye bir şarkıları vardır, bende 45'liği vardı :)

    cargie   26 Eylül 2009 23:28   aferim     (0 puan)  |   Yk 

    big in japan ilk radyo'da çaldığında grubun solisti marian gold berlin'in büyük bir lokantasının mutfağında patates soymakla mesguldu. derken plak şirketiyle imza atıldı ve aynı hafta içinde single 5 bin kopya sattı. 20 ülkede aynı anda ilk 10'a girdiler ve bazılarında 1 numaraya ulaştılar. yıllar sonra marian gold'a big in japan'ı duyduğunuz zaman aklınıza ne geliyor sorusu sorulunca sadece patates soymak diye cevap verecekti. aynı yıl forever young albumu buyuk başarıya ulaştı. bu albümden big in japan, sounds like a melody, forever young ve the jet set single'ları piyasaya sürüldü. sounds like a melody ve the jet set'in single b yüzünde bulunan b-side şarkıları elevator ve golden feeling hayranlar tarafından çok sevildi. benim ise bu albümdeki favori şarkım tüm zamanların en dark dans şarkısı diyebileceğim ; a victory of love

    ilk album sonrasında grubun klavyecilerinden frank martens aile problemlerinden dolayı grubu terketti ve mobilya işine geri döndü. grup 1985 yılından sonra yola 2 kişi olarak devam edecekti.

    1986 yılında 2. album afternoons in utopia geldi. albümden red rose, dance with me, jerusalem ve universal dady single'ları çıktı. bu single'ların yanında lassie come home, fantastic dream, carol masters gibi çok tatlı şarkılar barındırıyordu afternoons in utopia albümü. ama albüm beklenen iyi tepkiyi alamadı. düşler ülkesinde gezinti yalan olmuş ve alphaville'in düşüşü başlamıştı.

    grup 3 yıl albüm üretemedi..

    ve ardından 1989 yılında summer rain'li, romeos'lu, for a million'lı, the mysterious love'lı THE BREATAKING BLUE albümü geldi. albümün bütün şarkılarına 7 ayrı ülkeden 9 yönetmen klip şeklinde kısa filmler çekti. alphaville ilk albumu fersah fersah aşan kalitede işler yapıyordu ama başarı bir türlü gelmiyordu. grubun bu noktada böyle bir beklentisinin olduğunu tahmin etmiyorum. artık big in japan den oluşan çöp hayran tayfası gitmiş, alphaville'in derinliğini kavramış gerçek fanlar kalmıştı yanlarında.

    ardından grubun solisti marian gold solo çalışması So Long Celeste'i çıkardı 1992 yılında.

    bu solo çalışmasının ardından 1994 yılında alphaville'in en karanlık albümü prostitute geldi. albüm kapağına ilk bakışta kapakta ne olduğunu anlayamamıştım. kapakta bir vajina vardı ve ona dişlerini geçiren bir köpek. bu albumden çıkan ilk single fools mtv de liste başarısı yakaladı ama klip şiddet içermesinden dolayı sonrasında mtv ve butun alman kanallarında yasaklandı.

    -
    grup bu ara ülkemize 2 konser vermek için uğradı.. konser mekanları izmir atlas pavyon ve istanbul mecidiyekoy profilo idi.. profilo da 2 bin civarı insan izledi izmir de ise 500. istanbul konserine doyamayan hayranların büyük ısrarıyla ve organizatorlerin baskısıyla grup ist konserinden sonraki gece kemancı üst katta privite bir show'a katıldı ve 10 tane şarkı söyledi.
    -

    1996 yılında marian'ın 2. solosu united geldi. album gerçekten çok lezzetliydi ve birbirinden sağlam coverlar içeriyordu. bowie nin five years'ını nerdeyse bowie den daha iyi yorumluyordu bu albumde marian gold. bawie'nin dediği gibi freddie mercury 'nin boşluğunu anca marian gold gibi bir ses doldurabilirdi.. ama olmadı...

    1997 yılında 80s sosuna bulanmış salvation albumu geldi. alphaville 80lerin ruhuna çok güzel tech pop tınıları yerleştirmiş süper bir dans albümü yaratmıştı. guardian angel, control, flame albümden favorilerim.

    hemen ardından 1999 yılında 8 cd den oluşan ve sadece 1000 kopya basılan (61 numara elimde) Dreamscape box seti piyasa çıktı. sette o döneme kadar piyasa çıkmamış demo kayıtları, b-side ların remixleri mevcuttu.

    2003 yılında crazy show adında 4 cd lik bir box set daha çıktı.

    artık marian gold yoluna tek başına devam ediyor. aldığım duyumlara göre 2009 da yeni albüm bizleri bekliyor..

    en sevdiğim şarkılarıyla notlarıma son veriyim..

    Shes playing with love...hello hello..

    Waiting
    For a change in the weather
    Im waiting for a shift in the air
    Could we get it together, ever
    Hoping for your return, hoping for your sweet, sweet
    Return

    Hello
    Is this heaven calling
    Hello, hello, is somebody there, she must be somewhere
    And then she says hello, hello, hello
    Shes really an angel
    She stands in the sunshine
    Shes closing her eyes, she starting to dream,
    Shes pulling the strings
    Shes dreaming a strange dream
    Where nothing is grey
    Then she takes me away and shes pulling the strings
    When shes playing with love
    Shes playing with love...

    Counting
    I count every second
    And Im standing
    I stand in the rain, I walk up that lane
    Which leads to the sunshine
    She stands in the sunshine
    Shes closing her eyes
    Then she takes me away and shes pulling the strings
    When shes playing with love
    Shes playing with love...

    Neu   28 Aralık 2008 18:23   aferim     (0 puan)  |   Yk 

    nerden çıktın gösterimden...varsa gösterimi
    tekrar izlemek isteriz...

    darktranquillity85   11 Ağustos 2008 14:18   aferim     (0 puan)  |   Yk 

    1981’de Marian Gold ve Bernhard Lloyd’un kurdukları dostluk Alphaville’in temellerini attı. 1982/83 Gold/Lloyd/Mertens’ten oluşan en son hali ile üçlü, Forever Young adını verdikleri grupları ile ikinci konserlerini verdiler. (Bu konser gelecek on yıl içinde verecekleri en son konserdi.)

    1984 Ocak «Big In Japan» adını taşıyan ilk single’ın hemen ardından grup «Sounds Like A Melody» ve Ekim ayında piyasa çıkacak olan «Forever Young» isimli ilk LP ile aynı adı taşıyan «Forever Young» isimli single’ları yayınladı.

    Gruptan ayrılan Frank Mertens’in yerini, keyboardist/gitarist Ricky Echolette aldı. Aynı ay, ALPHAVILLE, orjinal adı, «Der Bulle und Das Madchen/The Cop and the Girl olan Alman yapımı bir filmin soundtrack’inde ve Alman sanatçılardan oluşan yardım projesi «BAND FÜR AFRİKA»nın çıkardığı Nacht im Wind isimli ortak çalışmada yer aldı. 1985 Ocak Alphaville, Forever Young albümünün dördüncü ve son single’ı olan THE JET SET’i yayınladı.1986 Uzun bir sessizliğin ardından,grup ikinci stüdyo albümleri olan AFTERNOONS IN UTOPIA»nın ilk single’ını piyasaya çıkardı.

    Prodüktörlüğünü daha önce Scott Walker ve Simple Minds’ın eski prodüktörleri Peter Walsh ve daha önce A-ha ve David Bowie ile de çalışmış Steve Thompson’ın yaptığı single’ın adı Dance With Me » idi. Oldukça kalabalık bir müzisyen kadrosunun yer aldığı yeni albümde Alphaville alışılmış sound’un dışında yeniliklerle hayranlarının karşısına çıkıyordu.Bayan geri vokaller,gitar sololar,sıkça kullanılan saksofon,perküsyon,trompet vb.akustik aletler, Rock’n’Roll tabanlı sound’u ile Red Rose,The Voyager parçalar ve sosyal içerikli albümün genelinde yer alan derin ve felsefi sözler, ve insanı araştırmaya iten şiirsel imgeler.

    Baştan sona bir öykünün anlatıldığı albümünün tümünün teması 80’li yıllarda insanlığın en çok özlemini duyduğu BARIŞ üzerine bir ALPHAVILLE ÜTOPYASI. Bu oldukça sofistike albümün ardından grup, daha fazla stüdyo çalışmasına zaman ayırmak için canlı konser vermeme kararı aldı. Haziran ayında grup,yeni single «Universal Daddy»i takiben Afternoons in Utopia albümünü çıkarttı. Aralık ayındada «Jerusalem» adlı single piyasaya sürüldü. Bu günlerde Alphaville,Klaus Schulze’ninde içinde yer aldığı,SOUNDTRAXX FOR IMAGINARY MOVIES isimli projeye start verdi.

    1987 MAYIS Alphaville,eski Tangerine Dream üyesi, Klaus Schulze’nin prodüktörlüğünde üçüncü stüdyo albümlerinin kayıtlarına başladı. 1989MART Üçüncü Alphaville Stüdyo albümü «The Breathtaking Blue» yayınlandı…Bu albümde yer alan her şarkı için aralarında Godrey Reggio’nun da yer aldığı dokuz yapımcı, birer kısa film çektiler.»SONGLINES» isimli ve video formatındada piyasaya sürülen bu filmlerden,Christoph ve Wolfgang Lauenstein «In the middle of the riddle» için çektikleri kısa film o yıl Hollywood’da ,En İyi Kısa Film OSCAR’ını aldı.

    Trans Nonain   23 Temmuz 2008 15:47   aferim     (1 puan)  |   Yk 

    Hayatımda yarım bıraktığım ender filmlerdendir yönetmen:Jean-Luc Godard

    Hemi   30 Kasım 2007 04:55   aferim     (1 puan)  |   Yk 

    bknz: ama bana gore guano apes cok daha guzellsştirmistir sarkıyı super bi cover...

    bacio   30 Kasım 2007 04:53   aferim     (0 puan)  |   Yk 

    elevator hastasiyim....

    tipxxxxx   24 Şubat 2007 05:07   aferim     (0 puan)  |   Yk 

    big in japan şarkılarının coverını beceremeyenlerin hiç yapmamasını istiyorum.

    lunitari   24 Şubat 2007 05:05   aferim     (0 puan)  |   Yk 

    dance with me her daim el altında tutulasıdır.

    benbilmembeyimbilir   24 Şubat 2007 05:03   aferim     (2 puan)  |   Yk 

    ne bahtsız nesiliz hiçbirini göremedik efsanelerin ben 80'ler geri gelsin istiyorum olacak gibi değil. Yada zaman makinası yapılsan ben onlara gideyim.

    dortogeyianlatiryedigoktensozeder   20 Şubat 2007 03:46   aferim     (1 puan)  |   Yk 

    1965 tarihli jean luc godard filmi,
    lemmy caution'un tuhaf durumunu anlatan, gezegen tarihinin en tuhaf bilimkurgu filmlerinden biri,
    film-noir atmosferinin en şahane örneklerinden gölgeler, kontrast vs..
    filmi anlatan mekanik dış sesin ince damarlarda gezinen monologları arasında
    "bir kaplan beni parçalıyor ama o kaplan benim"
    gibi zımba cümleler söz konusu,
    yüz kere izlense yine izlenir kategorisine rahatça sokulacak akıl almaz bi fransız bilimkurgusu...

    tom violence   20 Şubat 2007 01:56   aferim     (1 puan)  |   Yk 

    15 ARALIK 2004 ÇARŞAMBA: Ben 80’ler çocuğuyum. O dönemin şarkılarından, modasından, trendlerinden, filmlerinden, çizgi filmlerinden, ünlülerinden etkilendim ve hala etkilenmekteyim. Elimden He-man oyuncağım, yeşil walkman’imden Samantha Fox kasetim eksik olmazdı. Michael Jackson ve Madonna fanatikliğim de o dönemden kalma bir şey… Sezen Cumhur Önal’ın Müzik Yelpaze’sini izlerdim. O zaman MTV, VH1’ı bırakın; sadece TRT1 ve TRT2 vardı. “Back to the future” serisi, “Breakin’ 2”, Michael Jackson’ın “Moonwalker”ı, Madonna’nın “Who’s that girl?”ü favori filmlerimdi. Betamax’tan izlerdim bunları… O zamanlarda bile duvarlarım posterlerle doluydu. Samantha Fox’un yırtık kot şortlu posterim hala milletin aklındadır. Michael Jackson’ı 6 yaşımdan beri taklit etmeye çalışırdım. Yani bu konularda değil günlük yazısı; kitap bile yazabilirim.
    İşte bu yüzden Blue Jean dergisinde ilanını gördüğüm ve isminin “Back to the future” filminden esinlenildiğini düşündüğüm “Back to the 80s” partisine mutlaka gitmeliydim. Daha önce de 80ler partilerinin ilanlarını görmüştüm, gitmek de istemiştim; fakat bu sefer kaçırmak istemememin bir nedeni vardı. O da Michael Jackson ve Madonna’nın şarkılarından sonra (bkz: Billie Jean, La Isla Bonita, v.s.) 80’lerin en büyük hiti olduğunu düşündüğüm “Big in Japan”i söyleyen Alphaville grubunu canlı izleme şansını elde edecek olmamdı. Yani hayal bile edemeyeceğim bir olaydı bu… Bu hafta iki tane sunumum var, ama nasıl kaçırabilirdim bu partiyi ve konseri? Böyle efsane bir şarkının yaratıcısı Alphaville’i dünya gözüyle görmek ve dünya kulağıyla (şimdi uydurdum bu deyimi J ) dinlemek şansı bir daha ne zaman ele geçe bilirdi ki? İşte o tarihi gün bugündür. Bu bahsettiğim parti ve Alphaville konseri bugün gerçekleşecekti.
    Çok heyecanlıydım bugün. Normal yaşantıma devam ediyordum, fakat içimi tatlı bir heyecan kaplamıştı. O yüzden erkenden Taksim’e gittim. Parti ve konserin gerçekleşeceği Yeni Melek Gösteri Merkezi’ni buldum. Evet, işte “Back to the 80s” afişi, lazerli ışıklar ve security… Daha henüz herhangi bir insan topluluğu yoktu. Saat 18:00 idi. Partinin başlama saati ise 21:00 idi. “Ne zaman kapılar açılacak?” diye sordum. “Saat 19:00’da” dediler. Ben de biraz Beyoğlu sokaklarını dolaştım. 2000’lerin ortalarını yaşıyordum. Ama “Back to the 80s” afişleri haricinde 80ler havasına girebileceğim bir ipucu arıyordum sanki… Karnımı doyurmak için girdiğim Burger King’de bu ipucunu bulabileceğim aklıma gelmemişti. 80’li yıllardaki en iyi arkadaşım, 1992 yılında kaybettiğim için çok üzüldüğüm oyuncağım He-man’i yıllar sonra bugün bulmuştum. “Çocuk mönü” ile bedavaya veriliyordu. Tabii ben çocuk mönü almadım. 2.500.000 TL verip Chicken Whopper JR. mönümden ayrı olarak satın aldım. Küçükken He-man’im kaybolduğumdan beri yıllar boyu onu aramıştım. Bulamamıştım. Tesadüfen, sanki ilahi bir şeymiş gibi tam da “Back to the 80s” partisine gitmeden önce buldum. Artık çantamda her ne kadar orijinalinden daha küçük olsa da 80’lerdeki favori oyuncağım vardı biletimin yanında… İşte artık ruhen daha da hazırdım…
    Saat 19:00’a doğru, zaman tünelinin, daha doğrusu Yeni Melek Gösteri Merkezi’nin kapısının önüne geldim. “Aaa, ne güzel. Kimse yok. Sadece bir kişi var benden başka…” diye düşündüm. Saat 19:00 olduğunda yine kapı açılmadı. Hava soğuktu. Hafif yağmur yağıyordu. Yani zaman tünelinin kapısını açmak için “Back to the future” filmindeki gibi yıldırım falan mı bekliyorlardı, nedir? Korumalara “Hani kapılar 19:00’da açılacaktı?” diye sordum. Onlar da “Hayır, 20:00’da açılacak” dediler. Haydaaaa! Neyse ki benim gibi bu partiyi heyecanla bekleyen, erken gelen, 80ler delisi Mehmet Ali diye benden birkaç yaş küçük bir çocukla tanıştım. İlk ikimiz geldiğimize göre 80ler hayranı olduğumuz apaçık ortadaydı. Koyu bir 80ler muhabbetine girdik. O da başta Modern Talking olmak üzere 80lerin müziğine hayranmış. Çevremizde bizim gibi 80ler meraklısı olan birilerinin fazla olmadığından yakındık. Bu muhabbet iyi geldi. 80leri her şeyiyle birlikte tartıştık. Zaman çabuk geçmişti. Bir baktık, arkamızda çoooook uzun bir kuyruk oluşmuş, saat 20:00 olmuş. Ama yine kapılar açılmadı. Bu sefer de “Kapılar 21:00’da açılacak” demesinler mi? Arkamızda bizim gibi gençlerden çok gençliklerini 80’lerde yaşayan orta yaşlı insanlar vardı. Orta yaşlı olanlar “Yahu, zaten parti 21:00’da başlıyor. Ne demek bu?” diye tepki gösterdiler. Haklıydılar. Ben de “Ohoo, güya 7’de açılacaktı” dedim.
    Biz Mehmet Ali ile bir yandan muhabbete devam ediyor, bir yandan da gelen insanları inceliyorduk. Leopar desenli taytlar, aslan yelesi saçlar, beyaz spor ayakkabılar, Madonna bilezikleri, Michael Jackson aksesuarları, renkli saçlar, bantlar, eldivenler, deri aksesuarlar, havlu çoraplar, kolları dirseğe kadar kıvrılmış spor ceketler, büyük tokalı kemerler, Top Gun’daki gibi armalı ceketler, renkli rozetler arıyorduk insanlarda. Ama bulamıyorduk. Sanıyorduk ki, birçok insan 80’lerdeki gibi giyinecekler.
    Sonunda saat 21:00 olmuştu ve kapılar açılmıştı. En önde Mehmet Ali ile ben olduğumuz için ilk biz girdik. Fotoğraf makinesi, kamera gibi kayıt cihazlarının yasak olduğunu öğrendik, ama ben dijital fotoğraf makinemi sokmayı başardım. “Çantayı açar mısınız?” diye sordular. Ben sanki kendimden güveniyormuşçasına bir ses tonuyla “Tabii” dedim ve içindekiler sorulduğunda “Cep telefonu, cüzdan gibi şeyler” dedim. Öyle bir güven verdim ki güvenlik yuttu ve içeri girdim. Bu tarihi anı görüntülemem gerekiyordu. Saçma sapan yasaklar beni bu hatıraya sahip olmama engel olamazdı.
    Sahnenin en önünden yer tuttuk. Orada hemen imaj değiştirdim. Montumu, beremi, atkımı montlardan sorumlu görevliye verip astırdım. Başıma bandanamı taktım. Kazağımı çıkardım. Artık içimdeki Michael Jackson t-shirt’üm gözüküyordu. Birden bire orada ilgi çeken insanlardan biri olmuştum. 80lerden esintiler taşıyan birkaç kişi sonunda görmüştük. Kabarık saçlı olanlar vardı. Dantel eldivenler takanlar vardı. Saçlarını Cyndi Lauper gibi yapan bir kız vardı.
    O sırada DJ partiye çoktan başlamıştı. Ama çaldıkları milleti gaza getirmiyordu. Tamam, belki Rockwell-Michael Jackson düeti “Somebody’s Watching Me”, birkaç ay önce kaybettiğimiz Laura Branigan-Self Control, Eurythmics-Sweet Dreams, Cyndi Lauper-Girls Wanna Have Some Fun, Kim Wilde-You Keep Me Hangin’ On gibi birkaç büyük hiti de kendi fikri ile çalıyordu, fakat çaldığı diğer şarkılar çoğunlukla unutulmuş, sönük şarkılardı. Hatta ara sıra DJ yuhalanıyordu, ıslıklanıyordu. Bu olaya el koymam lazımdı. Mehmet Ali “Çantanda kağıt kalem var mı?” diye sordu. Ben de “Evet” dedim. “İstediğin şarkıları yaz, DJ’e ver” dedi. Ben de kağıda “Michael Jackson-Billie Jean, Thriller, Smooth Criminal, Madonna-La Isa Bonita, Duran Duran-Wild Boys, AHA-Take On Me, Modern Talking-Brother Louie” yazıp DJ’e verdim. Bu aklıma ilk gelenlerdi. Mesela Gloria Estefan’ın “Conga”sı, George Michael’ın “Faith”i, Samantha Fox’un herhangi bir şarkısı, Europe’un “The Final Countdown”ı, Kaoma’nın “Lambada”sı, Duran Duran’ın “The Reflex”i de çalınmalıydı. DJ yazdığım şarkılardan Borther Louie, Thriller, Smooth Criminal haricinde hepsini çaldı. Zaten partide en çok coşulan şarkılar bunlar oldu. Mesela Alphaville konseri haricinde bu gecede milletin en çok coştuğu şarkı "Billie Jean" oldu. Bir MJ Fan olarak bundan gurur duydum. Sadece 80’lerin değil, tüm zamanların en büyük pop hiti “Billie Jean”in tempoları ilk duyulduğunda herkesin "Wwhoooo!!!" diye tezahürat yapışını, şarkıyı hep bir ağızla söylemelerini ve kendi çaplarında dans etmeye başlayışlarını görmeliydiniz. Binlerce kişi hep bir ağızdan, ezbere "Billie Jean" şarkısını söylüyordu. Çok güzel bir atmosferdi. Ben de öyle bir havaya girdim ki, cebimden yün de olsa eldivenlerimin tekini çıkarıp sağ elime giyip “Billie Jean”deki hareketleri yer kısıtlı da olsa yapmaya çalıştım. Ama insanlar bana bakıyorlardı. Zaten t-shirt’üm gecenin başından beri ilgi çekiyordu. İnsanlar birbirlerine benim Michael Jackson t-shirt’ümü gösteriyorlardı, Michael Jackson hakkında muhabbete girdiklerini duyuyordum. “Billie Jean” çalarken de fotoğraflarımın çekildiğini hissettim. Bir ara yine DJ kendi sönük şarkılarına geçince yine ıslıklar ama bu sefer en şiddetli haliyle çalınmaya, tezahürat yapılmaya başlanmıştı. DJ o sırada yine benim istek şarkılarımdan biri olan “La Isla Bonita”yı koyunca herkes sustu ve hep bir ağızdan şarkıyı söylemeye başladı. Bu olay da gecenin görülmeye değer anlarından biriydi. Resmen DJ’i linç edilmekten kurtardım yani… Bana dua etsin. Partinin konserden önceki ilk kısmı 23:00'a kadar, yani Alphaville sahneye çıkana kadar da devam etti.
    23:00’da Alphaville sahneye çıkmadan önce DJ tesisatı kaldırıldı, perde açıldı ve perdenin arkasından hiç beklemediğimiz şahane bir sahne çıktı. Daha sonra Alphaville elemanları merdivenlerden inip sahneye geldiler. Millet coşmuştu. En son solist Marian Gold sahneye çıktı ve “Hurricane” adlı yeni parçalarıyla konsere başladılar. Ben başta olmak üzere birçok insan şoke oldu. Çünkü adam o kadar değişmiş ki ben ilk çıktığında bir bodyguard sahneye fırladı sandım ve Mehmet Ali'ye "Bu o olamaz" dedim. O da aynı fikirdeydi. Tamam, 20 yıl sonra herkeste acayip bir değişiklik olur ama "Big in Japan" zamanından beri televizyonlarda, dergilerde hala o dönemdeki görüntüleri ve fotoğrafları çıktığı için, yeni halini bilmediğim için şoke oldum. Bir insan bu kadar mı değişir ya? Sesi ve hala aynı olan hareketleri olmasa şüpheyle bakacaktık. Marian Gold sahnenin önüne gelir gelmez göz göze geldik. Çünkü sahneye çok yakındım. En önün en ortasındaydım!!! Alphaville'i en yakından izleyen kişi bendim. Marian Gold ilk sahneye geldiğinde gözlerini benden ayıramadı, çünkü büyük ihtimalle yaşadığım şok yüzüme yansımıştı. Hiç tezahürat yapamıyordum, aval aval bakıyordum bu bambaşka adama… Demek ki neymiş? Hiç kimse “forever young” olamıyormuş. Şoku üzerimden atar atmaz fotoğraf ve azıcık kamera çekmeye başladım. Artık ben de havaya girmiştim. Ama hala Mehmet Ali ile bu büyük değişikliğin dedikodusunu yapıyorduk. Bu muhabbetimize hemen yanımızdaki Alphaville’i 20 yıldır sürekli takip eden bir bayan da katıldı. Bu bayan bizzat tanışıyormuş Alphaville ile... Bütün tarihçesini anlattı. Yüzündeki İzelVari izlerin eskiden de olduğunu fakat eskiden fondötenle bunları kapattığını, konser anında bizi duymadığını, çünkü sahneye gelmeden önce içmiş olma ihtimalinin yüksek olduğunu, zaten müziği daha iyi duyması için kulaklığı olduğunu, müzisyenlik kariyerleri boyunca yirmi senede çok iniş çıkışlar yaşadıklarını, duygusal kontrastları ve müzik endüstrisi sistemi içindeki gelgitlerinin yoğun olduğunu, şarkılarını, sırlarını, v.s. E-mail adresini de verdi bana. Çünkü çektiğim fotoğraflardan bir tanesini çok beğenmişti ve kendisine göndermemi istiyordu.
    Adam 50’sine dayanan merdivenin zirvesinde olmasına rağmen performansı hala çok iyiydi. Konser süper geçti. En önde olmanın avantajlarını yaşadım. Marian Gold’a ve grubu Alphaville’i en yakından izleme şerefi bana aitti. Fotoğraf ve birazcık da kamera çektim, böylece tüm gazetecileri özendirecek karelere sahip oldum. En önemli avantajı da Alphaville’in solisti Marian Gold’un elini tutma şansını elde etmemdi. Olay şöyle gelişti: her zamanki gibi ta dibimde Marian oturmuş, şarkı sözlerini çeviriyordu. Elimi uzattım. Aslında istesem elini kendim tutabilirdim. Sadece elini değil, istediğim herhangi bir yerini tutma şansım vardı. O kadar yakındım yani… Fakat hem şarkı sözlerini çeviriyordu, hem de G. Hanım’ın “Bizi duymuyor” iddiası doğruysa Marian’ı korkutmak istemedim. Hakikaten bizi fazla fark etmediği doğru olabilirdi. Ta burnunun dibine elimi uzattığım halde hissetmemişti bile… Şarkı sözlerini çevirdikten sonra elimi fark etti ve sıktı. Eli ıslaktı. Terli miydi ne? İşte küçüklüğümden beri VH1’da, o kanalda, bu kanalda gördüğüm “Big in Japan” klipinde şarkı söyleyen, şarkı söylerken de 20 yıl sonra tutacağım sağ elini yumruk yapan kişinin o elini tutmuştum. Dünyada kim bilir kaç kişi benim yerimde olmak isterdi? Önde olmamın tek dezavantajı ara sıra Marian’ın şarkı söylerken ağzından çıkan tükürüklerin suratıma gelmesiydi ama olsun. Gülü seven dikenine katlanır.
    “Hurricane” dışında konserde çalınan şarkılardan bazıları şunlardı: “A Victory Of Love”, “Summer in Berlin”, “In The Mood”, “Forever Young”, “Monkey In The Moon”, “The Jet Set”, “Sounds Like a Melody” veeee tabii ki “Big in Japan”… İşte konserin en çok coşulan anı “Big in Japan” performansı oldu. “Yıllar sonra nasıl çalacaklar acaba?” diye meraktan ölüyordum, ama beklediğimden daha süper bir performans gördüm. Şarkının ruhunu ve duymak istediğimiz tüm sesleri en iyi şekilde seyirciye yansıtıyorlardı. Marian’ın sesi de hala aynı kalitede çıkıyordu. Sanki Marian, Michael J. Fox’un zaman makinesini çalıp 80’lerden 2004’e gelmiş, makyajla yaşlandırılmış haliyle söylüyordu. Hatta diyebilirim ki, şarkının canlı halini dinlemek şarkıyı albüm versiyonu ile dinlemekten daha değişik ve güzel bir duyguymuş. Çünkü o anı yaşıyorsunuz. Kelimelerle anlatılamaz. Eski Türk filmlerinde disko’larda “Big in Japan” ile dans eden Ahu Tuğba, Serpil Çakmaklı, Tecavüzcü Coşkun, Hülya Avşar, Banu Alkan gibilerinin kulakları çınlasın. Bunların bir kısmı “Ünlüler Çiftliği”nde pinekliyor, ama ben “Big in Japan”i Alphaville’den canlı olarak dinliyordum. He he. “Big in Japan” performansının yaklaşık yarısından fazlasını kameraya çekmeyi başardım. Tamamını çekmek isterdim, fakat yer yetmedi. Olsun, bu da süper oldu.
    Alphaville iki kere bis yaptı. Aslında “Big in Japan, Big in Japan, Big in Japan,….!!!!” diye sahneye geri çağrılmışlardı, yani seyirci “Big in Japan”i tekrar canlı dinlemek istiyordu, fakat iki biste de farklı şarkılar çaldılar. Yine de seyirciyi coşturmayı başardılar. Artık “Bizim adımız Big in Japan değil, Alphaville” mesajı mı vermeye çalıştılar, yoksa “Big in Japan”i “Alphaville” olarak mı algıladılar sahne arkasından; orasını bilemeyeceğim. Ama G. Hanım konserden sonra bana attığı maillerin birinde “Marian bugün sadece çok sevdiği ve hayatını verdiği bir konsept olarak Alphaville yok olmasın diye bu işi sürdürüyor ama Alphaville özellikle onun için zor bir tecrübe oldu. Dinleyicilerin Big in Japan ve Forever Young ile coşup diğer şarkılarda dışarıda oturduğunu ve bazılarının bu ne berbat bir müzik dediğinin farkında mısın? O da bunu görüyor, müziğinin kalitesi her yönden her geçen yıl artmış olmasına rağmen insanların böyle görmesine ve yirmi yıllık bir emeğin neredeyse hiç kıymeti yokmuş gibi yaklaşılmasına üzülüyor.” diyecekti. Bunu da belirtmeden geçemedim. Çünkü Alphaville’i bilen birinin söyledikleriydi bunlar ve her şeyi açıklıyordu bir nebze de olsa…
    Alphaville 1'e doğru sahneden inince tekrar parti başladı, ama ben eve gittim. Benim bulunduğum süre içerisinde 80'leri temsilen çaldıkları şarkılar, her şarkıcıdan veya gruptan bir tane şeklindeydi. Amaaaa, doğal olarak Michael Jackson'a torpil yapmışlardı ve 3 tane çalmışlardı. Somebody's Watching Me, Billie Jean haricinde hangi şarkıyı mı çaldılar?: Beat It... Konserden önce “Beat It” çalmamıştı ama konserden sonraki partinin ikinci kısmında çaldılar. Hatta benim partide en son duyduğum şarkı buydu. Belki ben gittikten sonra da çalınmıştır. Mehmet Ali de en çok “Ne zaman Modern Talking çalacaklar acaba?” diye düşünüyordu, fakat hafta arası olduğu için birçok insan gibi biz de Yeni Melek Gösteri Merkezi’ni Alphaville konseri bittikten biraz sonra terk ettik. Eğer hafta sonu ya da tatil olsaydı, parti bitene kadar orada kalırdım herhalde… Ne de olsa ertesi günü erken kalkmak zorunda olmayacaktım. Gerçi yarın sunumum olmasa “Nasıl olsa okulu kırarım” diye yine kalırdım. Yine de DJ’lerin çaldıkları o şarkıları kendi evimizde, ya da başka partilerde dinleyebiliriz ama Alphaville’i canlı olarak dinleyip izleme, elini tutma şansını bir daha ne zaman yakalayacağım, değil mi? Önemli olan da buydu. Hem partinin 2 saatlik ilk bölümünde de bulunmuştum. Bu arada partinin konser sonrası bölümünde DJ neden Erasure’dan 1991 yılına ait “Love to Hate You”yu çaldı, anlamadım. Tamam, süper şarkı… Fakat bu, 90’lar partisinde Britney Spears’tan “I’m A Slave 4 U”yu çalmak gibi bir şey… Ben de bu şarkıya bayılırım ama bu 80’lere ait olmadığı gerçeğini değiştirmiyor.
    Şu an bile “Back to the 80s”in etkisinden kurtulabilmiş değilim. Hatta şu anda Winamp da arka arkaya 80'lerden çalıyor nedense... Hiç ayarlamadığım halde hem de... Ne güzel zamanlardı 80ler... Acilen bir zaman makinesi icat edip 80'li yıllara geri dönmem lazım!

    TurgayTarcan   21 Ocak 2007 11:03   aferim     (3 puan)  |   Yk 

    big in japan dan ibaret olduklarını sananların vay hailne diyebileceğimiz grup... sevilesidir dinlenesidir.... candır canandır... zaman zaman ses tınısı cure e benzer ( tespit tbundy)

    djalminha   20 Aralık 2006 11:19   aferim     (1 puan)  |   Yk 

    çirkin olduğu kadar çekici bi soliste sahip,sounds like a melody,big in japan gibi eserler ortaya koymuş grup. "big in japan" birini küçümsemek için kullanılan bir deyim,ayriyeten uyuşturucuyla alakası vardı :?

    luthien tinuviel   07 Ekim 2006 20:53   aferim     (0 puan)  |   Yk 

    "dance with me" albümleri benim için en son albümleridir, zira devrisinde düşüş başlamıştır.

    nedense 'la karşılaştırırdım onları 'dayken ve onları tutardım.
    (demek ki yarıştırıyormuşum, karşılaştırmıyormuşunm.)
    e, daha 84-85... ne beklersin ki 12 yaşındaki adamdan?
    ikisini de mis kokulu alman dergilerinden izlemeye çalışırdım.

    e, o zamanlar öteki 'yu bilmiyorum ya, şimdi şimdi (aslında sonradan sonradan) anlam vermeye başladım, eski 'nın altındaki 'nin önündeki alçak rafların önünde duranlara, "gençler! 'bravo'ları karıştırmayalım!" şeklinde ünleyen ve hâlâ da 'in yeni yerinde çalışmaya çalışan (o zamanlar daha gençti doğal olarak) a'biyi...

    neyse...

    herhalde , 'dan daha karizmatik geliyordu diye.

    cervantes   28 Eylül 2006 11:10   aferim     (0 puan)  |   Yk 

    buram buram 80ler...

    plastikin   18 Eylül 2006 21:37   aferim     (0 puan)  |   Yk 

    21 eylülde istanbuldalar 22 sinde ankarada 23 ünde de izmirdeler..

    anorak   17 Eylül 2006 20:13   aferim     (0 puan)  |   Yk 

    tam adı olan filmi.

    isu   21 Ağustos 2006 02:35   aferim     (1 puan)  |   Yk 

ahkam girebilmek için, üye olmalı veya giriş yapmalısınız.
 
etiketler; üzerimize yapıştırabildiğimiz, bizi tanımlayan ve/ya ilgili olduğumuz konuları gösteren terimlerdir.

bu etiket ile görülen ilk kişi(?) :cocuk

Etiket-radyoaktif-ghost bu etiketin kural dışı olduğunu düşünüyorsanız, yandaki ikona tıklayıp rapor edebilirsiniz.

pilli projeleri: pilli.com: kollektif bağımsız içerik | sosyomat.com: arkadaşını etiketle | put.io: online cloud storage