E be aynalı... varlığını içime sindirmek mi yoksa yokluğunun acımasız gerçekliği ile dalınan hayallerden uyanmak mı acı olan?
...
"isminiz nedir?" dedi.
"ahmet raci"
ahmet raci mi? [ gülerek ] beşeriyetin ismini gasp etmişsin nurum!
nev-i beşer o kadar aciz ve zayıf ve muhtaçtır ki hayatını rica ile imrar eder. raci demek insan demektir.
...
rüya gibiydi ..
Zahid bize ta'n eyleme
Hak ismi okur dilimiz
Sakın efsane söyleme
Hazrete gider yolumuz.
Erenlerin çoktur yolu
Cümlesine dedik beli
Ko desinler bize deli
Usludan yeğdir delimiz.
Muhyi sana da ola himmet
Aşık isen canan minnet
Elif Allah, mim Muhammed
Kisvemizdedir dallımız.
(ta'n: kınamak/ beli: evet/ muhyi: hidayet veren Allah
kisve: elbise/ dall:işaret)
Hep ikilik birlik için
Bak, iki göz bir görüyor!
Birlik ise dirlik için
Bak, iki göz bir görüyor!
Ruh-u cesed, arş-u felek
İns-ü peri, cinn-ü melek
Birlik için hep bu emek
Bak, iki göz bir görüyor!
Şirkten eyle hazer
Vaktini boş etme güzer
Aleme bir eyle nazar
Bak, iki göz bir görüyor!
Sende seni, sende seni
Bil ki budur "allemeni"
Birleye gör can-u teni
Bak, iki göz bir görüyor!
(hazer: uzak durmak
allemeni: bana öğretti)
Alemde meşhud olan bu devran,
Tekamül içindir, kemale doğru.
Her nokta cevval, her zerre raksan,
Uçup giderler visale doğru.
Ekvan, insan koşup giderler,
Tutulmaz kapılmaz hayale doğru.
İnsan isen gel matlubu anla,
Yorulma, gitme celale doğru.
Ufk-i ezelde doğan bir güneş,
Gider mi acep zevale doğru?
İfate etme kıymetli vakti,
Çevir yüzünü cemale doğru...
Merhaba!..
Merhaba, ey pertev-i sırr-ı vücud!
Merhaba, ey zübde-i cümle şuün!
Merhaba, ey memba-ı fehm-ü fünun!
Merhaba, ey mazhar-ı ikram-ü cud!
Kainattan sen idin maksud, sen!
Ey zeka! Bizler senin miratınız.
Nokta sensin, biz senin ayatınız.
Secdegah sen, kıble-i mabud sen!
(pertev-i sırr-ı vücud: varlık sırrının nuru
zübde-i cümle şuün: tüm oluşların özü
memba-ı fehm-ü fünun: anlayış ve ilimlerin kaynağı
mazhar-ı ikram-ü cud: Hakk'ın iltifat ve ikramına nail olan
maksud: amaç
mirat: ayna
ayat: büyüklüğü gösteren işaret
mabud: yaratan)
***
Allahu ekber! Allahu ekber!
Ay sırr-ı vücud-ı bivücud!
Marufsun amma bilinmezsin
Zahirsin amma görünmezsin!
(maruf:bilinen)
***
Doğdu şimdi şems-i idrak aleme
İstivagahtır dimağ-ı Ademi
Nur-i Haktır şeb-çerağ-ı Ademi
Ey Melaik! Baş eğin hep Ademe!
(istivagah:saltanat mekanı/ şeb-çerağ:karanlıkları aydınlatan cevher/ melaik:melek)
hayalin derinlikleri
okuyan insanın kafasında ampuller yakan nadide bir eser...
dem bu demdir dem bu dem!
leylasız mecnun..
Şehbenderzade Filibeli Ahmet Hilmi'nin değerli bir eseri.
Not:Bu kitapla beni tanıştıran dostum, iyi ki varsın.
"Ellili yaşlarında görünen biri konuşuyor, daha genç olan dinliyor, bazen soru soruyordu. Konuşmalarından, önce deli olduklarına hükmettim. Gerçekten deliydiler. Ama delilerin meczup denilen türlerinden. İşin tuhaf tarafı, bu iki pejmurdenin delice konuştukları konular, beni oldum olası meşgul eden şeylerdi. Yaşlı olan genç deliye şöyle diyordu:
(...)Zaten hiç ile hep, birin ta kendisi, bir şeydirler! Ama cahil kalabalıklar bir şeyi iki farklı adla anıyorlar!..."
Diğer konularda benzer şeylerdi. İyice şaşırmıştım. İster istemez söze karıştım:
"Tuhaf! Varla yok hiç bir olur mu? Örneğin ben şimdi varım, yarın yok olacağım. Bu ikisi arasında fark yok mu?" dedim. Deli başını çevirdi. Kahkayı bastı : "Vay! Sen varsın ha?! Acaba var mısın?"
Bu önemli soruyu kendi kendime çok sormuştum. Bu soru yüzeysel bir bakışla anlamsız hatta alay konusu olarak görülebilir. Ama öyle değildir. Eğer varsam, neden yok olacağım? Yok olmayacaksam, ruhum baki mi kalacak? (...) ve daha cevabını bulamadığım bir çok soru. Deli ekledi :
"Ama ben varım. Çünkü hiçim ve yokum. Vücudum mutlaktır. Yok olma sınırlıdır. Mutlak olan vücuttur. Mevcuttur."
Bundan sonra sustu. Hiçbir soruma cevap alamadım. Sonunda ısrarlı sorularımdan rahatsız oldu. Arkadaşına :
"Haydi gidelim, bu hayvan bizi zevkimizden alıkoydu." dedi.
Kalkıp gittiler. Ne tuhaf! Perişan görünümlü bir deli, mükemmel tahsil görmüş bir insana hayvan diyebiliyordu!
Raci aklından çıkaramadığı Aynalı Dede' yi bulur ve şöyle bir muhabbet gelişir aralarında:
Kıyafetiyle tam bir tezat oluşturan bir ciddiyet içinde yavaş ve ahenkli bir sesle:
"Safa geldiniz nurum, buyrunuz" dedi ve kulübesinden çıkardığı bir hasır parçasını yere serdi. Oturdum. Sırtımı kulübeye dayamıştım. Ön tarafımızda on beş kadar iri taşlı ve güzel sülüs yazılı mezarlar, sağ ve sol yanımızda sık dikilmiş ağaçlar bulunuyordu. Kulübenin sahibi bir kere daha içeri girdi, mangal işini gören bir çömlek getirdi. Bir daha girdi, eski bir cezve, iki fincan, bir ibrik, bir tütün tabakası, birkaç teneke kutu çıkardı. Kuru ot ve çerçöple yaktığı ateşe cezveyi sürdü. Tekrar:
Safa geldiniz nurum! Nasılsınız, iyi misiniz?" dedi.
"Allah'a hamdolsun" dedim.
Adamın ciddiyetiyle kıyafeti arasındaki arasındaki tezat beni şaşırtmıştı. Tekrar söze başlayarak:
"Adınız nedir?" dedi.
"Ahmet Raci."
"Ahmet Raci mi? -gülerek- "Beşeriyetin adını ellerinden almışsın nurum! İnsan türü o kadar çaresiz, zayıf ve muhtaçtır ki hayatını ricayla sürdürür. Raci demek, insan demektir." dedi. Bu mükemmel sözler üzerine şaşkınlığım bir kat daha arttı. Merakla sordum:
"Sizin adınız nedir?"
"Benim adım çoktur, heryerde bir ad ve lakapla anılırım. Burada üzerimdeki aynalardan dolayı "Aynalı Dede" namıyla tanınırım. Ama istersen Adem Baba de."
Bir süre düşündükten sonra kendimi daha fazla tutamayarak şöyle dedim:
"Azizim, kemal sahibi bir kimse olduğunuz ortada. Böyleyken kemalinizi bu garip kıyafetin altında gizlemenizin nedenini anlayamıyorum."
"Cevabı çok basittir." -Kahveyi pişirip fincanımı doldurduktan sonra konuşmasını sürdürdü-: "Herkes süse meraklıdır. Birçoğu büyük paralar harcayarak türlü türlü elbiseler diktirir. Ben de bu tür elbiseden hoşlanırım."
Aldığım cevap, akla uygun değildi. Kafamda tarttığımda akılcı olmadığını görerek kendi düşüncemi söyledim. Bana şu cevabı verdi:
"Açıklamamı akılcı bulmuyorsunuz. halbuki bence akla uygundur. Elli yaşında bir adamın tanesini on, bazen yirmi kuruşa alıp boynuna taktığı ve adına boyun bağı dediği bir yuları akla uygun gördüğünüz halde külahıma taktığım ayna parçaları neden akla uygun olmasın? Tut ki her ikisi de insan münasebetsizliğini, deliliğini göstersin! Bu durumda bile benim deliliğim daha akla uygun ve daha mantıklıdır"
Birdenbire aklıma daha parlak bir fikir geldi. Deli kılığına girmiş bir bilge olma ihtimali bulunan Aynalı Dede ile ciddi konular hakkında konuşmak isteyerek:
"Sultanım, siz bu viranede gömülü bir hazinesiniz, bense bilgeliği arayan avareyim. Sizden yararlanmama izin verir misiniz? Lütfen elinizi verin, öpmek istiyorum."
"El öpmek?!" -şaşırarak-: "Niçin? İstersen konuşalım. Ama sözden ne çıkar! Şimdiye kadar kimbilir kaç eşek yükü kitap okudun, ne anladın? Hiç değil mi? İnsanların bilgileri nedir? Arzularını gidermek ve zanatlarını geliştirmek için edindikleri birşeydir. Peki Hakk ve hakikate ilişkin ne bilirler? Hiç! Akli denklemlerle Hakk'ın varlığını bulmak mümkündür. Ama bilmek, anlamak mümkün mü? Ne konuşalım! Harf dizisiyle bilgeliğin aslına ulaşılabilir mi?"
O an garip bir duyguya kapıldım. Koca bir medeniyetin, insanlığın binlerce yıllık birikiminin eseri olan bilgileri hor gören bu garip kılıklı delinin sözlerindeki büyüklük, ben de bir aşağılık kompleksine yol açmıştı. Çok alçalmış, çok küçülmüştüm.Ağzımı bile açmadan, yardım ve acıma uman bakışlarımı ona diktim..."
zaman gazetesinde yayınlanan çizgi romanı aslında yıllar önce ustura dergisinde siyah-beyaz olarak yayınlanmıştır.(siyah-beyaz versiyonu çok daha hoş görünmektedir.)
ancak ustura dergisinde yayınlanırken tamamına erdirilmeden apar topar bitirilmişti.(yarım bırakılmıştı) umarım bu sefer tamamını okuyabiliriz. bu güzel kitap orjinal bir çizim tarzına sahip ressamın elinde ayrıca bir değer kazanmakta.
çizgiromanlaştırılmaya başlamış bu pazar itibariyle takip edilmek üzere. amak-ı hayal'i "gönül bilmemnesi" türü dizilere benzetmeyecek bir görgünün gerçekleştirmesi gerekiyor. çizgiroman da olur, film de.
içiyordum içiyordum.
sosyomat hiçlik tepesi buluşması..
bu toprakların siddharthasıdır desek çok mu iddialı olur?
film olsa da izlesek
hastasıyız!