Amat, Malta'ya doğru seyrederken akşam vakti gökyüzünü yağmur bulutları kaplamıştı. Çok geçmeden yağmur başlayacak gibiydi. Buna rağmen, yeniçerilerin en kıdemsiz neferleri olan karakullukçular, onca emekle yıkadıkları çamaşırları, pruva ile başaltı arasına gerilen kasavele halatına asıyorlardı. Emilio Santos, nam-ı diğer "Sakal" ise çubuğunu tüttürmekteydi. Artık nasıl cesaret ettiyse, aceminin biri çekine çekine bu ketum adama sordu:
"Ağam! En iyi sen bilirsin. Ben bugüne kadar alt tarafı bir can aldım. Yüzlerce kişiyi öldürmek nasıl bir şey?"
Sakal susuyordu. Sorusuna cevap alamayacağına hükmeden acemi tekrar işine dönecekti ki, o güne kadar 4.000 kadar adam öldüren yeniçeri şu cevabı verdi:
"İlk kez öldürdüğünde bir değil, sanki bin kişiyi öldürmüş gibi olursun. Yeni doğmuş ve annesi tarafından emzirilen o bebeği öldürmüşsündür. Babasının başını okşadığı o çocuğu da, bir genç kıza aşkını ilan eden o delikanlıyı da, zavallı bir kadının kocasını da, savaşa giderken ailesi tarafından uğurlanan o masumu da... bütün bu kişileri öldürmüş olursun. İkinci kez birini öldürdüğünde alt tarafı bir tek kişi öldürmüşsündür. Üçüncü kez ise, kimseyi öldürmüş sayılmazsın."
Mükemmele yakın kurgu, anlatımdaki üstün teknikler, mükemmel ötesi dil becerisi, kıvrak zeka, Osmanlıcaya ve denizcilik terimlerine hakimiyet ve çok sağlam karakterlerle örülü okunası, hoş bir roman. Okurken Kırbaç Süleyman'ın dirayetine mi hayran olursunuz, Fitilli Daniyal Ağa'nın o esrarengiz geçmişine mi, ağzı bozuk yaşlı gabyarlardan den biri misiniz yoksa gizemli Diavol Paşa mı bilemem ama ben en çok, en çok Emilio Santos'um.
Emilio Santos Ölmemeliydi...
olayın geçtiği dönemin durumunu masal tadında şahane anlatan süper gemici romanı. osmanlıca kelimelerle dolu dili muhteşem olmuş. tam argolarda kullanmalık bisürü yeni kelime
karayip korsanı filmi ayarında çekilse 1 numara olur düşüncesindeyim
osmanlı döneminde geçen bir deniz yolculuğu. osmanlı osmanlı olalı böyle bir hikaye anlatılmadı dan brown' un kitapları kadar iyi bir kurguya sahip olan ihsan oktay anar kitabı...
1 günde okudum bitirdim ama ağır dili ve eski denizcilik terimleri nedeniyle epey zorlandım üstelik, gerçek üstücü yönü puslu kıtalara göre daha karişik ve anlaşilmaz geldi bana. bu karışıklığına ve mantığı tam çözemememe rağmen o kadar akıcı ki. anlamadan sevdiğim belkide tek roman, buna rağmen bu kadar akıcı olabiyorsa, kendinizi içinde hissettirebiliyosa , o romanı yazan eller öpülür. ince diye üzülmeyin tekrar okunma potansiyeli çok yüksek.
ihsan oktay anar'ı daha da bi sevdirmiştir.
ibranice MET , farsca MAT sozcukleriyle alakali olarak OLUM anlamina gelen ifade.
latince, "seviyor" .
sevgilimin hediyesi. o yüzden ayrı bir değeri var gözümde.
yeni aldım, derhal başlayacağım.
EMİLİO SANTOS ÖLMEMELİYDİ...
2 kere okudum gene okurum gene okurum.
hayal gücümü tahayyul sınırlarımı zorlayan kitap.
Bence güzel bi roman masal tadında olması bana ayrı bir haz verdi,bırakmadan okudum keşke filminide çekebilseler..
ege diyarında ahmet isminin kısaltılmış hali
kitabı en ilginç yapan beklenmedik şeylerin olması, eğer biraz başlarda anlamak için sabrederseniz bittiği zaman cok üzüleceğiniz bir kitap.
golem kafası...
topraktan yaratılan bir varlıktan adaleti istemek...
bir x-files bölümü vardı bununla alakadar hatırlar mısınız bilmem...
musevi bir adamın cinayetinin ardısıra gelişen olaylar...
sempatik majiye değin gider hadise...
sonsuz dongu
"emet","gerçek"
çok fazla denizcilikle ilgili terimler kullanması biraz zorlamıştır okuyanları, puslu kıtalar atlası ayarında olmasada oldukça iyi bir eserdir, fitilli daniyal ın hikayesi oldukça etkileyicidir