çağrışıma bak;amisteradam
Amsterdam çok şey demektir aslında. Heyecan ve salaklıkla insanları çileden çıkarmaktır, sağa sola kusmaktır, Studio 80'de hiç etmediğin kadar çıldırmışcasına dans etmektir, yanında kız var diye sadece baktığın red light'a, kız arkadaşının kafasını güzel yapıp onu bayıltarak otel odasında bırakmak ve kararsız kaldığın iki fahişeyle yarım saat arayla beraber olmaktır. Gündüz gözüyle bir tane fotoğraf çekilmediğini farkedip bitik bir halde Amsterdam çıkışında Amsterdam'la hiç alakası olmayan yerlerde resim çektirmektir sırf Amsterdam'a gittim diyebilmek için.
En iyisinden olsun deyip pişman olmak, çıplak adamlarla birlikte müze gezmektir. Seks tiyatrosunda kendinden geçmek ama birşey yapamamanın sabrıyla ilahiyata ermektir. Amsterdam yalan söylemek gibidir, güzeldir ama azı karar çoğu zarardır.
amını yerim cümlesinin bayalığını bu şehir üstüne kurunca sırıtmaz
lkjslasşldksksşldjalsjdşld
Ölmeden gideydik :(
cigarayı yaptıktan sonra polisten ateş istenilebilen yer
ZY189 AYT-AMS
jacques brel ilahi tadında söylemiştir bu naçizane şarkıyı .
joint
damisterdam!!!
meydandaki herkese açık pisuvar, delikli metalle kapatılmış tuvaletler, red light, magic mushroom (gerçi yasaklanmış artık), truffle, joint, sokaklarda ot kokusu, sex müzesi van gogh müzesi, rijks müzesi, işkence müzesi, madam tuso, dingin temiz hava, yeşillik, kanallar ve kanal evler, kek, güleryüz, sex tiyatrosu, yaşlı ama benden sağlıklı amcalar teyzeler, süpersonik kafeler mekanlar, halisünasyonlar, insana saygı, coffee shoplar... gözümü kapatıp düşünüyorum da, hayatımın en güzel yılıydı. Gerçekten yaşanılası şehir, gerçek özgürlük.
adult disneyland
bir yıl...sadece bir yıl sonra
çok özlediğim canımın en içinin bulunduğu şehir
en kısa zamanda benimde gideceğim şehir
gidelim güzelleşelim
yatakta lolipop yiyen tangalı hatun, mantarcı ve coffeeshopa aynı anda 10 adım uzaklıkta olunabilenen bir yer, değişik
başı ve sonu cinsel içerikli bir organ olan tek sehir.
am sterd am
göz kırparak soruyorum, nasıl tesbit ama?
kıkır da kıkır
dumanini icinize cekip sokaklarina iseyeceginiz sehirdir. gittiginiz bir club tuvaletinde hepatit kapabileceginiz kadar pis, o tuvaletin lavabosundaki suyu icseniz ishal bile olmayacaginiz kadar temizdir.
merkezi leidseplein ile centraal station arasinda bulunur, kalverstraat isimli yaya yurume yolu ve ismi gracht ile biten binbur turlu kanalboyu sokaklar arasindan gecerek birinden otekine gidersiniz. almanca da biliyorsaniz eger tanidik gelir her kelime.
yorulur, bir birahaneye oturur amstel icersiniz. bir yaninizdan kanal ve gemileri, bir yaninizdan sehir ve bisikletleri gecer. rijksmuseum'a gider, de staalmeesters'i gorursunuz bir kez daha. istasyon cevresindeki lokantalardan birinde endonezya yemegi yersiniz, the east india company'nin hatrina.
sonra gece olur, yerliler evlerine doner, turistler sokaklara dökülür. artik üçüncü dunya nufusunun para kazanma vaktidir: erkekler kokain satar, kadinlar ten. vakitsizce kurulmus bir sirkin basi dumanli izleyicileri olarak izlersiniz ikisini de. fonda hep lou reed calar.
ama biletiniz, gece yarisini gecince yavas yavas balkabagina donusecektir. cunku muzelerin beste dukkanlarin bes bucukta kapandigi bir sehirdir amsterdam, new york'un isim babasi olmasina ragmen butun geceyi ayakta gecirmeye hic mi hic niyeti yoktur. barlar birde publar uc-dort gibi kapanir. sabah dort ile alti arasinda ise tamamen biter sehir, istasyon bile acik degildir artik. soguk sandvicler satan bir dukkanin plastik tezgahlarina siginirsiniz caresiz, iyice agrimaya baslayan bogazinizla.
sonra sabah olur yeniden.
repeat...
emeklilik..