1. sosyomat hesabınızla giriş yapın.
  2. üye ol
  3. parolamı unuttum
  4. giriş
bu ahkamlar topluluk yöneticileri tarafından 'önemli bilgi' olarak işaretlenmiş

andre gide beni tanımlar diyenler

toplam 37 kişi bulundu. 20 adedi gösteriliyor.

andre gide hakkında andre gide

~8 ahkam var.

    enteresan adamlardan
    hani bakarsın klaskleri yemiş yutmuş adamlardan andre gide okumamış olanlar çıkabiliyor
    neyse..
    konusu: işte bir papaz bir köhne bataklıkta bir kız görür.. kız terkedilmiştir.. kördür.. cahildir.. daha önce annesindne başkası ile sosyal bir bağı olmamıştır.. lafı uzatmadan söyleyeyim en iyisi.. kız tam bir hayvandır..
    kızı alır besler büyütür öğretir müzik de dinletip piyano da çaldırtıryor sanırım.. kısacası adam eder.. zaten kitabın ismi beethowen'in pastoral senfonisine atıfmış...

    neyse papaz efendi yardım için evine aldığı bu kör kıza aşık olur.. günah olduğunu bile bile..tanrıya inanmaya devam eder tanrı artık ona inanmamasa da..çok sevdiği karısına ruhen ihanet eder kilisede 'hastalıkta ve sağlıkta ölüm bizi ayırana kadar' repliğini tekrarlaydursun..
    papazın oğlu bu kör kıza aşık olur .. oğluna ihanet eder iyi bir aile babası olduğu halde..
    o iyi bir eş iyi bir baba iyi bir vatandaş ve saf bir mümindi..
    son mihvalde asıl kendine ihanet eder..belki bu kız için bütün değerlerini yıktığı için... belki bu kıza sahip olacak yüreğe sahip olamadığı için...

    hepimizin hayatı biraz pastoral senfonidir ve çokça da osuruk sesi..

    kaosbagimlisiyim   29 Nisan 2011 02:11   aferim     (1 puan)  |   Yk 

    yarattığı paradokslarla ahlakçıları reddederken diğer yandan tanrıya ulaşma çabası başgösterir yazdıklarında..

    diogenes   07 Eylül 2008 22:21   aferim     (0 puan)  |   Yk 

    DAR KAPI

    Andre Gide, Dar Kapı isimli kitabında, yaşanılanın değil yaşanılmayanın hikayesini anlatır; birbirlerini seven iki insanın bir türlü bir araya gelememesinin hikayesidir bu kitap. Ve birleşememelerinin nedeni, başkalarından ziyade kendileridir, kendi inançları, kendi korkuları önler onların aşklarının ifade edilmesini. Koca bir hayatı, istediklerini yapamayarak geçirir kitabın kahramanları.
    Yaşamak istediklerimizle yaşayabildiklerimiz arasında ortaya çıkan büyük uçurumun esas sorumlusunun aslında kendimiz olduğunu anlatır kitap.
    Bütün kitap boyunca okuyucu hep aynı isyanı hisseder, söyleyin artık, birleşin artık neden duygularınızı gizliyorsunuz, diye bağırmak ister. Ama, kitabın kahramanları, kendi yarattıkları o 'dar kapıdan' geçemezler bir türlü, orada sıkışıp kalırlar.
    Herkesin hayatı, dar kapılarla çevrilmiştir aslında.
    Rahatlıkla geçip feraha ulaşacağımız birçok kapıyı, kendi inançlarımız, korkularımız, endişelerimizle daraltıp kendimizi kendimize tutsak ettiğimizi çok geç farkederiz.
    Yaptıklarımızdan ziyade yapamadıklarımızdan daha çok pişman olmamızın gizli nedeni de budur zaten, yaptıklarımızın sonuçları kötü çıksa da, çıkan sonuçlarda bizimle birlikte başkaları da sorumludur, başka birilerinin iradesi işin içine girmiştir, pişmanlığımızı ve öfkemizi başkalarının üstüne yıkabilir, pişmanlıktan kendi payımıza düşeni azaltabiliriz.
    Ama yapmadıklarımızdan duyduğumuz pişmanlıkların bizden başka sorumlusu yoktur, bizden başka bir suçlu bulamayız, o pişmanlığı tek başımıza sahiplenmek zorunda kalırız.
    Kendi geçmişimizden geleceğimize uzanan yolda karşımıza çıkan dar kapıları neden aşamayız, neden takılır kalırız oralarda, nedir bizi durduran, nedir bizi gelecek pişmanlıklara hazırlayan.
    Neden bir türlü istediğimiz gibi yaşayamayız?
    Neden ıslak bir kil parçası gibi elimizde duran hayatımızı şekillendirirken, bir yerinde takılır ve onu istemediğimiz bir biçimde şekillendiririz, kendi isteklerimizden daha önemli ne olabilir?
    Korkularımız tabii.
    Gide'nin romanındaki kahramanlar gibi Tanrı'dan korkabiliriz.
    Çekeceğimiz acıdan korkabiliriz.
    Ya da Benjamin Costant'ın 'Adolphe' romanında anlattığı gibi başkalarının acı çekmesinden korkarız.
    Constant, kendi hayatından esinlenerek yazdığı romanında, kendinden daha yaşlı bir kadınla birlikte olan genç bir erkeğin o kadını neden bırakamadığını anlatır.
    Kadının duyacağı acıyı düşünmek, erkeği hareketsiz kılar, bu çaresizliğine öfkelenip kızsa da bunun üstesinden gelemez.
    Adolphe, ne zaman yeni bir hayata hazırlansa, yaşlı sevgilisinin gözyaşları engeller onu.
    Aynı çaresizliği Daudet'in 'Sara' isimli kitabında da görürüz.
    Orada da romanın kahramanı bir türlü kendini geçmiş bağlarından kurtarıp yeni bir hayat kuramaz.
    Bütün bunlar, insanın kendi hayatını belirlemekte sandığı kadar özgür olmadığını gösterir.
    Üstelik özgürlüğü kısıtlayan, kendi dışımızdaki dünya değildir.
    Hayatımızı değiştirmemizi engelleyen polisler, hakimler, savcılar, ordular, yasaklar değildir; yasak kendi içimizdedir, kendi korkularımızdadır, kendi geçmişimizdedir.
    Yaşadığımız her gün kendimize biraz daha tutsak oluruz, yaşanan her gün hayatımıza bağlanan zincirlere bir halka daha ekler ve biz yaşadığımız her gün o zincirlerden kurtulmakta biraz daha zorlanırız.
    Yaşamak istediğimizi yaşamamamızın nedeni, yalnızca o isteğin yeterince güçlü olmadığı söylenerek açıklanabilir mi?
    İsteğin güçsüzlüğü değildir her zaman asıl neden.
    Yeni bir hayata başlarken, dar kapıları kırıp geçerken, arkamızda bırakacağımız acıların, uzun selvileri olan bir eski mezarlık gibi gölgesini geleceğin üzerine sereceğini hissederiz. Gelecek, temiz ve aydınlık bir yaz sabahı gibi aydınlık başlamayacak, aksine geçmişle lekelenmiş bir halde başlayacaktır.
    En çok o gölge korkutur bizi.
    Yaşamak istediğimizin de gölgelenmesinden endişe ederiz.
    Çılgınca yaşamak istediğimiz yeni günlerin, bize geçmişle gölgelenmiş olarak gelmesi düşüncesine tahammül edemeyiz.
    Korkaklığımız, biraz da geleceği kurtarmak endişesindendir.
    Geçmişten gelen gölgelerle soluklaşan bir gelecek mi yaşamalı, yoka hiç yaşanmayan, yaşanmadığı için de gölgelenmeyen, yaşanmamış ışıklı bir hayal olarak mı saklamalı isteklerimizi.
    Dar Kapı'da olduğu gibi sevdiğimizle yaşayacaklarımızı bir günahın gölgesinden mi esirgemeli, Adolphe'da olduğu gibi bir başkasının ruhumuza sinen acısından mı sakınmalı, Sara'da olduğu gibi vicdanımızı damla damla lekeleyen gözyaşlarından mı kurtarmalı?
    Yaşanan ilk aşkla birlikte, geleceğe düşen gölgeler de uzamaya başlar.
    Geçmiş olduğu sürece gelecek gölgeli olacak.
    Yaz sabahlarının temiz ve gölgesiz aydınlığı kalmayacak geleceğimizde.
    Geçmişin gölgelerini taşıyan bir gelecek mi, gölgesiz, dokunulmamış ve yaşanılmamış bir hayal mi bizi daha mutlu eder?
    Ne Gide, ne Costant, ne Daudet buna bir cevap vermiyorlar.
    Anlattıkları, yaşayamamanın acısı yalnızca.
    Yaşamamak, kendini kendi geçmişinin gölgesinden kurtaramamak acılı bir tortu gibi birikiyor onların kahramanlarının içinde, isyan krizlerine tutulsalar da kendilerine yeni bir hayat yaratamıyorlar.
    Dar kapılardan geçemiyorlar.
    Çünkü yaşadıkça kalabalıklaşıyoruz.
    Gide'nin kahramanlarının hiçbir kapıdan sığmayan günah korkuları var eteklerinde.
    Costant'ın kahramanının yaşlı sevgilisinin acıları var kolunda.
    Sara'nın kahramanı vicdan azabını taşıyor beraberinde.
    Günahı, acıyı, vicdan azabını kapılardan sığdırmak kolay değil, bütün kapıları yıkmak gerekiyor, yıkıntılardan bir ışığa çıkılır mı peki?
    Yaşayamadığımız için pişman olacağımızı bile bile geleceğimizi feda etmeli miyiz?
    Yoksa, gölgeli de olsa o benim istediğimdir, yaşamalıyım mı demeliyiz? Geleceği yaşarken geçmişin gölgeleri zamanla solup silinir mi?
    Geçmişle gelecek arasındaki o dar kapıdan geçerken, oraya buraya sürünüp örselenen ruhumuz, geleceği istediği gibi kucaklayabilecek mi?
    Yaşam dar kapılarla dolu.
    Yıkmalı mıyız o kapıları?
    Günahı, acıyı, vicdan azabını silip atmalı mıyız?
    Duyduğumuz istek, günahı, acıyı, azabı silmeye yeter mi?
    Yoksa, günah korkusu, geçmiş acılar, vicdan azapları geleceği mi karartır?
    Neyi seçmeli insan?
    Kendi geçmişinden, hafızasından, hatıralarından, inançlarından nasıl kurtulmalı?
    O dar kapılar bizi yaşamamaya mı mahkum ediyor?
    Kendi geçmişiyle hüküm giymiş birer mahkum muyuz?
    Hayat, kurtulamamanın hikayesi mi?
    Peki, o aşk romanları ne öyleyse, anlatılan aşklar nasıl yaşanıyor?
    Geçmişin bittiği, bizi sahipsiz olarak, boşlukta terk ettiği zamanlar vardır, Tanrıyı, aşkı, sevgiyi, sevgiliyi kaybettiğimiz, yalnızlıktan, inançsızlıktan kıvrandığımız dönemler vardır, lekesiz bir aşk ancak böyle bir boşluğun, yalnızlığın, böyle bir kıvranmanın içinden doğar.
    Kaybetmenin acısını yaşamadan, kazanmanın lekesiz sevincini yaşamaya izin vermiyor Tanrı.
    Ve böyle bir dönemde yeni bir hayatı, yeni bir aşkı kazandığımız anda da, geleceğimize giden yolda yeni bir dar kapı örmeye başlarız.
    Ne yapmalıyız?
    Dar kapılardan nasıl geçmeliyiz? Yaşayamamanın acısını mı, gölgeli bir geleceği kucaklamanın hüznünü mü tercih etmeliyiz?
    Duyduğumuz istekler, tutkular, aşklar, geleceğin ruhumuza uzanan gölgelerini silmeye, bizi iyileştirmeye yeter mi?
    Dar kapılardan geçemediğimiz, yaşayamadığımız için pişman olacağız.
    Bizi bekleyenin pişmanlık olduğunu biliyoruz.
    Yaşadıklarımızdan olmayacak pişmanlığımız, yaşamadıklarımızdan olacak.
    Gide'e, Costant'a, Daudet'ye bir sormalıyız ne yapmamız gerektiğini.
    Ama onlar bize yalnızca, yaşayamamanın acısını anlatıyorlar.
    Nasıl yaşayacağımızın cevabını gene kendimiz bulacağız.
    Bu dar kapılardan nasıl geçeceğimizi kendimiz öğreneceğiz.
    Öğrenebilirsek eğer...
    .

    Ahmet Altan

    carol   07 Aralık 2007 15:59   aferim     (2 puan)  |   Yk 

    evet andre gide

    embesillidiot   15 Nisan 2007 22:47   aferim     (0 puan)  |   Yk 

    "Göğün maviliği sıvılaşıp yağmalı..."

    gaiaspirit   24 Şubat 2007 22:20   aferim     (0 puan)  |   Yk 

    Yaşamı boyunca toplumsal ve bireysel ahlakın en önemli ölçütünün, bireyin içtenliği ve kendisini tanıması olduğunu savunmuştur. Edebi, siyasal ve toplumsal sorunlara karşı hoşgörülü bir tutum benimsemiş. Genel ahlak anlayışının karşısında bireysel özgürlüklerin savunucusu olmuştur. Ama aynı zamanda 17'inci Yüzyıl Fransız edebiyatının en önemli hümanist ve ahlakçı yazarı olarak tanındı. Düşüncelerindeki bütünlük ve soyluluk, üslubundaki arılık ve uyumla Fransız edebiyatının saygın isimleri arasında yer aldı.

    baudolino   10 Ocak 2007 15:53   aferim     (3 puan)  |   Yk 

    her romani guzeldir.pastoral senfonisini tavsiye ederim ben de:)tabi dar kapidan sonra... ahlaksiz gide...

    sosyomont   11 Kasım 2006 15:08   aferim     (0 puan)  |   Yk 

    1947 Nobel Edebiyat Ödülü sahibi Fransız yazardır. "Dar Kapı" adlı romanını tavsiye ederim. Dikkat, duygusal bunalıma sürükler.

    palaus   28 Eylül 2006 12:56   aferim     (0 puan)  |   Yk 

ahkam girebilmek için, üye olmalı veya giriş yapmalısınız.
 
etiketler; üzerimize yapıştırabildiğimiz, bizi tanımlayan ve/ya ilgili olduğumuz konuları gösteren terimlerdir.

bu etiket ile görülen ilk kişi(?) :palaus

Etiket-radyoaktif-ghost bu etiketin kural dışı olduğunu düşünüyorsanız, yandaki ikona tıklayıp rapor edebilirsiniz.

pilli projeleri: pilli.com: kollektif bağımsız içerik | sosyomat.com: arkadaşını etiketle | put.io: online cloud storage