bu yazımın tüm hakları anneme aittir...
üniversite yıllarım daha. annemin kuzenine meme kanseri teşhisi konuşmuş. üzülüyorum. tanımam oysa annemin kuzenini. dedemi de uzun yıllar evvel kanserden kaybetmişiz. buna istinaden kanser sadece aklıma ölüm geliyor. annemin içine kurt düşüyor. mamografi çektirmeye karar veriyor. gidiyorlar babamla hastaneye. doktor muayene ediyor önce. "neden mamografi istiyorsunuz?" diyor. annem anlatıyor durumu. "peki isteyelim mamografi" diyor. ardından mamografi çekiliyor. annemin mamografisinde bir terslik var. annem babam ben gidiyoruz doktora. kan tahlilleri yapılıyor ve mamaografiye eklenip doktora görütülüyor sonuçlar. annem ağlıyor. babamın yüzü gri. doktor kendinden emin "sağlıklısınız" diyor. annem "ultrason istiyorum." diyor. "gerek yok" cevabı alınıyor. "ısrar ediyorum." diyor annem. "tamam" diyor doktor. ultrason günü olarak 8 ay (yazıyla sekiz ay) sonraya gün veriliyor. "doktor bey ben özelde çektireyim bunu." diyor annem. "gerek yok hanımefendi. sağlıklısınız. sırf içiniz rahat etsin diye istedim ultrasonu da" diyor doktor. "peki" diyoruz. çıkıyoruz hastaneden. gel zaman git zaman... bir gün telefonum çalıyor. o kadar keyifli bir günümdeyim ki anlatamam. alıyorum telefonumu annem. aaa diyorum içimden, bende annemi arayıp arkadaşımda kalmak istediğimi söyleyecektim. açıyorum telefonu. "nerdesin kızım?" diyor annem. "şurdayım hayatım. bu gece eve gelmesem ben?" diyorum. annem hıçkırıklara boğuluyor. "sana ihtiyacım var, ne olur eve gel." diyor. dünya duruyor o an. eve gitmem takribi 15 dakikamı alıyor ama o 15 dakika 15 yüzyıl gibi geliyor. annemle babam salonda. annem ağlıyor. babamın yüzü gri. "ne oldu?" diyorum. "kansermişim" diyor annem. o an hala o kadar berrak ki beynimde, salonun şekli, annemin ağlayışı, hissettiklerim. boğazım düğümlendi, başımdan aşağıya kaynar sular döküldü cümlelerini o an anlıyorum. okulu asmamam için söylememişler doktora gideceklerini. koltuğa yığılıyorum. boşluğa bakıyorum. ağlıyorum sonra... katılarak ağlıyorum. sonrası boşluk. beynimin oynadığı bir oyun işte. hatırlamıyorum ne olduğunu. ne kadar zaman geçiyor bilmiyorum. bilincim yerine geliyor. annemler ayrıntıları veriyorlar. 3. seviye kansermiş. kaybettiği 8 ayda hastalık ilerlemiş. "sana sağlıklısın diyen o adamın (adam demedim tabi. o anda da daha sonrasında da kendisine daha uygun sıfatlar buldum) adını verin bana" diyebiliyorum. hayatımda katil olmaya bu kadar yaklaştığım başka hiçbir an olmamıştı. annem daha çok ağlıyor. "beni seviyorsan bunu bir daha sormazsın. bu konuyu açmazsın" diyor. ertesi gün babam beni, annemi çalıştığı yerden almaya gönderiyor. raporlarını veriyoruz annemin iş yerine. eve geliyoruz annemle, babam mutfakta sigara içiyor. yanına giriyoruz annemle. sırtı dönük bize. yanına gidiyoruz. babamın hüngür hüngür ağladığını görüyorum. hayatımda ilk kez. ömrü boyunca o kadar badere atlatmış ama hiç tepki vermemiş adam, benim dağ gibi babam, minicik bir çocuk ağlıyor ulan! sonra ameliyat oluyor annem. koca bir buket çiçek alıyorum, en sevdiğinden. yanımda en yakın arkadaşım. göremiyoruz annemi çünkü yoğun bakımdaymış. ağlıyorum, ağlıyoruz. çıkıyor sonra yoğun bakımdan. anneannem bakmak istiyor anneme. biz de orda kalıyoruz. sonra annemler beni zorla eve gönderiyorlar. okulum var çünkü. gündüz annemlerdeyim, gece sözde okula gidiyorum. yaraları iyileşince eve dönüyor... sonra kemoterapi görüyor annem. saçları dökülüyor. dökülen saçlarını salondaki masanın üzerinde duran bir peçetenin içinde saklıyor ve o peçete gün geçtikte kalınlaşıyor. annem o peçeteye bakıp ağlıyor, ben anneme bakıp odama kapanıp ağlıyorum. yanındayken gülüyorum ama... ilk zamanlar reddetmesine karşın annem peruk kullanıyor, çeşit çeşit şapkalar alıyoruz anneme. çünkü saçı olmadığını gören herkes çok kötü bir şey görmüş gibi bakıyor anneme. "o benim annem ulan! melek gibi kadın! niye bakıyorsunuz anneme ... (buraya istediğiniz kötü kelimeleri yerleştirebilirsiniz)?" diye bağarmak istiyorum... radyoterapi oluyor sonra. saçları yeniden çıkıyor. ilaç kullanmaya başlıyor. bu arada haftalarca süren bir araştırmadan sonra (evet yoğurdu üfleyerek yedik) doktor buluyor kendine. ameliyatını da tedavisini de o doktor takip ediyor. melek gibi biri. 5 yılı atlatmamız gerekiyor... anneanneme gidiyorum bir ara. anneannem ağlıyor. annem ameliyatlıyen "anne benim sırtımıda mı yarmışlar? çok ağrıyor." diyormuş. ağlıyoruz. teyzem arıyor o gün. annemin kuzeni ölmüş. söylemiyoruz anneme. bir müddet sonra emekli oluyorlar annemler... bu gri şehirden kaçıp akdenizde bahçeli bir evde geçiriyor yılın çoğunu... özlüyorum annemi ama uğraşlardan gidemiyorum yanlarına bir türlü. gel zaman git zaman.. annem geçenlerde tahlil yaptırıyor o şehirde. rutin kontrol zamanı çünkü. bir arkadaşımla haberleşiyoruz. ortak bir arkadaşımızın annesi ölmüş. telefon açıyorum arkadaşıma. karışılıklı ağlıyoruz. sözde moral vereceğim.. o günler geliyor aklıma. sonra annem bana telefon açıyor. "hayatım internetten tahlil sonuçlarıma bakar mısın?" bakıyorum hemen.. yine terslik var. "anne bazı değerler anormal gözüküyor" diyebiliyorum. susuyoruz sonra. hıçkırık duyuyorum. ruhum acıyor. sesimi titreyecek. fark ediyorum. öksürüyorum derinden. "seni seviyorum" diyorum, kapatıyoruz telefonları. sonuçlarını ordaki doktorlara göstermiyor annem. kendi doktorundan başka bir doktora güvenmiyor çünkü. şoku atlatınca arıyorum. "gelsenize buraya, çok özledim" diyorum. "burda mutluyum" diyor. ama doktoruna gitmemiz gerek. anlıyorum ki o günleri yaşamak istemiyor tekrar. özlüyorum annemi. az kaldı meleğim. geleceğim yanına. hani geçen hafta eşeklik yapıp "ben orda sıkılıyorum. ay sonunda gelirim bayramı beraber geçiririz." demiştim ya, vazgeçtim. süpriz yapacağım sana haftaya ordayım : ) bu hayattaki en önemli varlığımı özlemişim, geleceğim o kokunu içime çekeceğim. o güzel saçlarını seveceğim. yine krep yapmaya çalışacağım olmayacak, sen benle dalga geçeceksin. çaydanlığı ocakta unutacağım, bana kızacaksın, sokak köpeklerini seveceğim, "ay hep senden yüz bulup evin içine kadar giriyorlar" diye bana çıkışıp gizli gizli onlara yemek yapacaksın.
anne beni bırakma ya. gitme hiçbir yere. allahım şu göz yaşlarımın yüzü suyu hürmetine benim ömrümden al anneme ver. yalvarırım. yalvarırım. yalvarırım.
"merhamet tanrım merhamet gözyaşlarıma"
"uf olan" yarayi bir opu$uyle gecirebilendir anne. koltuga kucuk elleriyle "al sana, ne yaptin bakayim sen benim kucuk kizima" diye vururken, aslinda dunyada sevginin en saf bicimine sahip olandir, dile gelmi$ sevgidir anne.