Doğru değerlendirme kültürü Göçmenler, şiddet ve İslam - Werner Schiffauer
--------------------------------------------------------------------------------
Doğru değerlendirme kültürü,Göçmenler, şiddet ve İslam
Son günlerde, Alman medyasında gündeme damgasını vuran göçmen kökenli gençler arasındaki şiddet, gerçekten İslam dini ile mi ilişkili? Antropolog Werner Schiffauer buna "Hayır" diyor. Prof. Dr. Schiffauer ile Claudia Mende söyleşti.
Sayın Schiffauer, göç sorunu karşısında, devlet gözlerini kapatmayı mı tercih ediyor?
Son günlerde her sorun göç ve entegrasyon konularıyla ilişkilendiriliyor. Elbette şiddet eğilimli göçmen gençlerle ilgili sorunlar var; her ne kadar kriminologlar gençler arasıda suç işleme oranının gerilediğini söylese de, problemli ve sürekli suç işleyen sabıkalı sayısında bir değişme olmuyor, hatta bir artış bile söz konusu. Bu, her göç toplumunun üstesinden gelmesi gereken bir sorun.
Şiddet ve suça eğilim oranı, Müslüman gençler arasında neden daha yüksek?
Kriminolog Christian Pfeiffer'in belirttiğine göre Almanya'da özellikle, Yugoslav ve Türk kökenli gençlerle; Doğu ve Güneydoğu Avrupa ile Asya'da yaşayan ve sonradan Almanya'ya gelen Alman kökenliler (Alman-Ruslar) arasında suç işleme oranları oldukça yüksek.
Benim özellikle problemli gördüğüm konu ise, bu gruplar arasında özellikle Müslüman gençlerin ön plana çıkarılması ve bu yolla sorunun İslamcı platforma taşınması. Eskiden entegrasyon ve sosyal sorunlar bağlamında ele alınan konular, artık İslam'la ilişkilendiriliyor. Bunu bir felaket olarak telakki ediyorum.
Burada sizi rahatsız eden şey nedir?
Dikkatle bakıldığında görülür ki, oldukça kompleks bir durum söz konusudur. Örneğin Berlin- Rütli Okulu'nda yaşanan şiddet olaylarını ve bunun hakkındaki tartışmaları ele alalım: Burada da yaşananlardan "İslam" sorumlu tutulmuştu.
Ancak sonradan anlaşıldı ki söz konusu olan; yelerinden yurtlarından kaçmak zorunda kalan, gedikleri ülkede (Almanya'da) sınırlı oturma iznine sahip ve bunların getirdiği bir sürü sosyal sorunla sarılmış, aile içi şiddete maruz kalmış, depresiv kendine ve geleceğe güveni kalmamış Filistinli gençlerdi. Bu gençlerin, pasaportlarındaki sınırlı oturma izni dolayısıyla, eğitim ve işyeri bulma şansları yok denecek kadar az olduğu gibi, gelecekleri de yok.
Eğer ki böyle bir sosyal sorun, sadece İslamcılığa indirgenirse, gerçek çarpıtılmış olur. Failin kim olduğuna iyi bakmak gerekiyor; acilen -haklarında doğru fikir sahibi olabilmemiz için-, göçmen ailelerinin problemlerini ve ilişkilerini ayrıntılı bir şekilde ele alan araştırmalara ihtiyacımız var.
Sokak kavgalarının yanısıra, İslamcı teröre bulaşan gençler de var. Sizce bunların nedenleri nelerdir?
Siyasi şiddetle sokak kavgalarını kesinlikle birbirinden ayrı tutmak gerekiyor. Sokak kavgalarına karışan gençlerin çoğunlukla dinle (İslam) bir ilişkisi yok. Ancak teröristler İslam adına şiddet kullanıyorlar, suç işliyorlar ve sosyo-kültürel olarak hetorejen bir yapıları var.
Örneğin Lübnanlı bavul bombacıları sadece bir yıldır Almanya'daydılar, üniversiteye sızmayı denediler ve teröre yöneldiler. Buna karşın aralarında -11 Eylül eylemcilerinden- Muhammed Ata'nın da bulunduğu Hamburg hücresi elemanları, toplumla kaynaşmış, ancak eyleme hazır ve nazır -bekleyen/bekletilen- kişilerdi.
Sauerland'ta eylem planlayanlarsa İslam dinini seçen, iyi ailelerden gelen Alman gençleriydi. Islam dinine geçenlerle Almanya'ya göçmen olarak gelen teröristler arasında bir ortak nokta varsa o da; tüm teröristlerin yaklaşık yüzde 80'ninin akademisyen olmasıdır. Bu bir tesadüf değil, çünkü genç akademisyenler radikalleşmeye daha eğilimliler.
Bu eğilimleri zamanında keşfetmek için Anayasayı koruma dairesi cemaatleri denetlemeli mi?
Bunların çıkış yeri ille de cemaatler değil. Bunlar daha çok teknik üniversitelerin kafeteryalarında buluşuyorlar, bilgileri internetten alıyorlar ve kendi aralarında oluşturdukları tartışma ortamlarında dünya görüşlerini oluşturuyorlar. Müslümanlar Konseyi'nin çevresindeki cemaatlerde ise radikalleşmeye karşı bir program oluşturulmaya çalışılıyor; buradakiler daha çok "ılımlılar" ve "uzlaşmacılar".
Peki nefret vaizleri cemaatlerde kışkırtmalara yönelirse ne olacak?
Evet, Ulm'da olduğu gibi tek-tük nefret vaizleri ("Hassprediger") var, ancak böyle kışkırtıcıları ve nefret vaizlerini kontrol ve izole etmek için, cemaatler zaten kendi içlerinde gereken hassasiyeti gösteriyorlar. Müslüman cemaatler içinde büyük bir grup entegrasyondan yana.
Cemaat içinde sadece bir kaç popülist vaiz radikal uçlarda geziniyor; mesela son yıllarda Milli Görüş içinde bu şekilde 5 nefret vaizlerinin işinde son verildi ve cemaatten uzaklaştırıldı. Birçok cemaatte yönelim-eğilim kavgaları yaşanıyor, ancak halihazırda uyumdan ve uzlaşmadan yana olanlar çoğunlukta.
Ancak devlet, cemaatlerin nefret vaizlerini bünyelerinden uzaklaştırıp uzaklaştırmayacağına seyirci kalamaz, öyle değil mi?
Halkı kışkırtmaya yönelik eylemlere karşı gerekli yasalar ve cezai yaptırımlar zaten var. Beni rahatsız eden, böylesi durumlarda nefret vaizlerine karşı yabancılar yasasının bir silah olarak kullanılması. Cemaat toplantısında sadece Irak'taki savaş kurbanları için dua etmek bile, nefret vaizi olarak töhmet altında bırakılmaya yetiyor.
Bunu mahkemelerdeki raportörlük deneyimlerimden biliyorum. Yabancılar Yasası, Ceza Yasası'nın aksine, kişiye kendini savunma hakkı tanımıyor, hemen sınır dışı etme silahı çekiliyor ve bu silah, suç isnatları hukuki süreçte kesinleşmemiş olsalar bile, kullanılıyor.
Peki bu süreci rahatlatmak için neler yapılabilir?
Ben bir doğru değerlendirme kültürünün geliştirilmesinden yanayım; halkı kışkıtanlara karşı elbetteki Ceza Yasası ve dahi her türlü yaptırım uygulanmalıdır. Ancak ben ikili bir Ceza Yasası'na -yani Almanlara ve yabancılara ayrı ayrı- karşıyım. Böyle eşit olmayan muameleler, yabancıların Almanya'da haklardan mahrum olduklarını iddia edenlerin, elini güçlendirir. Prensipte herkese eşit davranan bir toplumda – bu tür yaklaşımlar- entegrasyon çabalarına da eşitlik ilkesi bağlamında gölge düşürüyor.
Werner Schiffauer 'da Viadrina Üniversitesi'nde Kültür Antropolojisi Bölüm Başkanı. Suhrkamp yayınevinden çıkan "Gottesmänner- Türkische İslamisten in Deutschland" adlı kitabında Türk göçmenlerin yaşantılarıyla ve İslami akımlarla ilgili izlenimlerini anlatıyor. Schiffauer aynı zamanda Göç Konseyi üyesi.
http://www.beyazrenkler.org/forum/showthread.php?t=286