toplam 38 kişi bulundu. 20 adedi gösteriliyor.
| tuttum | zizek |
| tuttum | khaoss |
| tuttum | argrya |
| tuttum | benyagmurvesonbahar |
| tuttum | dionisoss1 |
| tuttum | TooCHEnumb |
| tuttum | brecht21 |
| tuttum | memed77 |
| tuttum | Pravda |
| tuttum | ozgurluksokakta |
| tuttum | angina pektoris |
| tuttum | dunyadabiryerdeyim |
| tuttum | Kenan Kaplan |
| tuttum | bilgi kankasi |
| tuttum | Camilo Torres |
| tuttum | chernishevskiy |
| tuttum | kadinin nicki yok |
| tuttum | beatiik |
| tuttum | peaa |
| tuttum | nursels |
~31 ahkam var. 1 2 önceki sayfa »
ben az konuşan çok yorulan biriyim
şarabı helvayla içmeyi severim
hiç namaz kılmadım şimdiye kadar
annemi ve allahı da çok severim
annem de allahı çok sever
biz bütün aile zaten biraz
allahı ve kedileri çok severiz
.....
"...günler sarmal bir yay gibi
bunu unutma
bahar annemizin yemenisindeki solgun çiçektir
bunu unutma
seni ben her yerinden öperim
beni unutma..."
diye yazmıştır. diye ağlatmıştır.
Türküler
öylesine geniş ki yüreğim bir deniz gibi,
güler yüzün bir güneş ışığınca
tatlı ve derin yalnızlığında,
dalganın dalgaya sessiz karıştığı yerde.
gece mi bastırdı? gün mü yoksa? bilmiyorum.
güler bana o tatlı o sevimli
güneş ışıltılı yüzün,
ben bir çocuk gibi mutluyum.
gece yarısı bir de rüzgar
yavaştan yavaştan pencereme çarpar.
bir sağnak başlamış inceden
damlar odama yavaşça.
mutluluğumun düşüdür benim,
rüzgar gibi yalar geçer yüreğimi.
bir buğudur o bakışında senin.
bir yağmur tadıyla sarar yüreğimi.
Şair Nietzsche
üzme kendini bu kadar..sana umudu öğretmeyenlerin suçu mu var..bak yeryüzü ne kadar geniş..ne kadar dar..
akşam
hüznümün soluk aynası
vurdukça yüreğime kanım oynaşır
derinleşir acısı parmakuçlarımın
kırmızı bir ölümü görmüş gibi
kanarım.
yoruldum
değiştirmekten kanını yüreğimin
hergün yeniden başlayan
çığırtkan bir şarkıyı söylemekten
hergün
yeni bir şarkı bestelemekten.
ben hüznün
ben gölgemin kiracısı
yeni bir ev değiştirmekten
hergün
gövdemle büyüyen hüznümle
kimselerden habersiz eskiyen yüreğimin
dinlemiyorlar
dinlemiyorlar şarkısını oy
sustukça çoğalıyor tekliğim
ah benim sıska yüreğim
ah benim kimselere söz geçiremez yüreğim
ah benim
neyim kaldı elimde
ah benim
üreyemiyorum kendime
böyle niye beni
biraz yankı biraz karıncayken
şimdi eski bir enosis düşlerim
kendimi koparıyorum kendimden
yetişemiyorum.
tekliğim
yorgun ve kanadı kırık kuştur
hüznün yapraklarında gölgelendiği
kim koparır dalından
ağzı açık bir gülü
kırmızı bir ölümü görmüş gibi
kanarım.
yoruldum
değiştirmekten kanını yüreğimin
ne zaman bitecek
bu hüzün.
sen iyilikler ve güzellikle uzmanı
suskunun gizemli sabrı
bir teraziyi en iyi kullanan
iğnenin ve ipliğin mercek gözlü büyücüsü
karnaval gecesinin eğlentisiz parmak çocuğu
ey hayat cambazı
ey ip şaşkını
ezberle o incecik tel üzerinde
hayatı dengeliyen asayı:
aşkın ve dostluğun ayrımı yoktur çocuk
ikisini de doğuran şey aynıdır
bir kuşa bakarken hüzünlendiren, bir güle baktıkça yürek kanatan, bir yüreği açmadan solduran, bir kadınla yatarken çocuk gibi ağlatan, uyuz bir kedi gördükçe kanı kudurtan, suyu yüz derece sıcaklıkta donduran, anneyi üreten babayı coşturan çocuğu güldüren, seni izmirlere çılgın gibi koşturan, bir vagon penceresinden şaşkın baktıran, bir mektubu ısrarla bekleten, umudu dalında çürüten, acıyı dayanılır kılan bir çıbanı irinle onduran aşka merhem sürdüren, güneşsiz bir gök gördükçe öldüren öldüren öldüren.
sevgi: tragedyanın kaynağı yaşamın kökeni insanı var kılan umut
ah nasıl ayrılır aşk ve dostluk birbirinden
can canı sever ötesi yok bunun çocuk
ölümü ve ölümün ölümsüzlüğünü
çocuğu ve çocuğun ölümsüzlüğünü
sevgiyi ve sevginin ölümsüzlüğünü
ah elbette aşktır dostluğu mayalayan
ama kim anlatabilir bu parmak çocuğa
bir dostla bir sevgili arasındaki ayrıntıyı
akıtsam deliren sevdamı
köpürür mü hayatı besleyen su
ey benim
yedi başlı kartalım
her başını
bir dağ başlangıcında koyanım
senin
böyle diri bir akarsu gibi kıvrılan gövdendir
bizim aşkımızı solduranların korkusu
çünki elbette bir su
kendi akacağı toprağın sertliğini bilir
ve suyun gövdesiyle yırtılınca toprak
artık ırmak mı ne denir
işte devrim
ona benzer bir akışın hızına denir
sevdadır .. '
elimi tut- tuttururlar,
o kadarına izin verirler
kahreden bir ayrılığın çılgınlığı değil bu
bir isyanın kelepçeleşmiş resmidir parmaklarımız.
ben hep tanrıyı düşündüm tanrıyı sevdim
ben hep tanrının dediğini yaptım günahkâr değilim
baktım hiç düşünmedi tanrı beni hiç sevmedi
baktım tanrı hiç yapmadı dediğimi
töbe töbe ben günahkârım valla
kaynattım üç tencerede üç ayrı aşı
ekmeği kadına kadını tanrıya tanrıyı ekmeğe üleştirdim
arkadaş z. özger
rasim'in yazısı taraf gazetesinde yayınlanmış baya gündem yaratmıştı ..neyse bilmemek ayıp değil
sizofrenick'in içinde "sol cemaat" geçtiğini düşündüğüm tepki gören iletisi nerede ? Silindi mi ? Yoksa tepki gören etikette mevcut olan sizofrenick iletisi mi ? Nedir mesele ? Cemaat,topluluk demek.Arkadaş Zekai Özger'in sol cemaate -yani sol topluluğa hitap ediyor olmasında solcular adına yanlış olan nedir ? Niye kızdınız arkadaşlar ? Meraklıyımda.
rasim ozan kütahyalı yazısını silmiş adam ne yazdı buraya okunmuyor...
Ama Sizofrenick olarak ben kendi adıma yanıt veririm sorularınıza.
Bildiginiz şeyleri başka cümlelerle duyunca ırzınıza geçiliyor hissine kapılmanıza gülüyorum sadece.
Arkadaş.Z Özger'in edebiyatı konusundaki fikrimi sizin anlayacağınız cümlelerle tekrar kuruyorum. Bağırmanıza hakaret etmenize gerek yok:
1- Solun güçlü olduğu ve yaygın örgütlenme olduğu dönemler (Sol rüzgarların esmesi, sol dalgaların yayılmasından kastım bu. Anlama özürlüler için alt yazı) sanatçılardan da sosyal mücadeleye destek veren toplumcu gerçekçi şiir beklentisini oluşturuyordu.
2- Bu toplumcu gerçekçi şiirin içinde yiğitlik, devrimci mücadeleye övgü gibi konuların işlenmesi yaygındı.
3-Arkadaş Z. OZger de solcu biri olduğu için dahil olduğu sol çevre de ondan bu tür sola övgü dolu şiirler bekliyordu.
4- Fakat A.Zekai Özger bu beklentiyi birkaç şiirinde yanıtlasa bile şiirinin geneline baktığınızda daha öznel konulara da girme cesaretini göstgerdiğini görürsünüz.
5- Kavga şairi gibi gösterilmek istenmesine gerek yok . Şair kavgada da cinsellikte de, dağ başında da deniz kıyısında da şairdir. Ama A.Zekai Özger'in kitaplarını hep devrimci yayınların arasında görürsünüz. Adnan Yücel de büyük şairdir ama sol kavgayi anlatır hep, onun devrimci yanı şiirlerinde ön plandadır. Ama arkadaş zekai özgerin birkaç şiiri hariç daha naif bir şair oldugunu soyluyorum...
Az bucuk şiirden anlayan , edebiyat bilen ve Z.Özger ile ilgili okumuş birileri ne dedigimi anlarlar. Danlgalakça tepkiler vermeye gerek yok bu kadar anlaşılabilir ve bence degerli bir tespit hakkında.
"sol cemaat" bu ne densiz bir laftır ..bu ne elitizm kokan yavşaklıktır.bu kendini üst görme böbürlülüğü nedir çözemedim ..herkes geleneği ezmede bir numara ..(iyide platform bulunmuş kanımca )peki arkadaşım sen ne koydun ne yaratın bu "yenilmişliğe" teoriler fırlatmak, eskiyi eleştirmek ilerlemek sanıyorsun kendince(eleştirmemek te değil söylemek istediğim)..arkadaş en güzel cümleleri kurmuştur devrim adına solda arkadaşın demek istediğini çok iyi anlamıştır..devrimcilerin cenazelerinde okunmuştur şiirleri,şarkılar bestelenmiştir ..algıda zıkkımın kökünü yapan sensin
ben şimdi rasim ozan kütahyalı'ya konuşuyorum, sizofrenick sen anla; sensin cemaat. arkadaş yakinimdir, devrimcidir. muhtemeldir ki pek tanımazsın, aşkla sanayı da bilmezsin. neyse, bilsen de yaş geç olmuş, olan olmuş, değişmezsin.
***
alnını
dağ ateşiyle ısıtan
yüzünü
kanla yıkayan dostum
senin
uyurken dudağinda gülümseyen bordo gül
benim kalbimi harmanlayan isyan olsun
şimdi dingin gövdende
uğultuyla büyüyen sessizlik
birgün benim elimde
patlamaya sabırsız mavzer olsun
başını omzuma yasla
göğsümde taşıyayım seni
gövdem gövdene can olsun
söyle bana ey
ölümün açıklayıcı pervanesi
hangi yavru tek başına yiğittir
hangi yangın bir başına söndürülür
ah herkes susuyor
hiçkimse bilmiyor içimin yangınını
ah herkes mi susuyor
kalbimi kalbine bağladığım dostum
ah herkes mi susuyor
kalbi kalbimize benzeyen dostlar
Sol rüzgarin estigi donemlerde "devrimci" siirlerini ön plana cikarmaya calisti mayıs yayınları bu guzel adamın.
Oysa siirlerinin genelinde naif bir yan bulursunuz. Cocuk vardir karsinizda hep. O hic de oyle yayınevinin ve sol cemaatin duymayı arzu ettigi büyük laflar etmekten hoslanmadı.
"yanaklarım yuk bryner, şimsir tarak ister misiniz" dedi sakalsız bir oğlanın tragedyası nda.
Hep yapıcam edicem şeklinde yazdı bir cocuk diliyle.
Biraz feminen bile olabilir, bir şekilde kendi erkekliğyile dalga geçerken bir tavri sezersinzi kitabinda.
basin yayin ogrencisiyken(ya da sbf de olabilir) ogrenci yurduna yapilan bir polis baskininda kafasina bir jop yer. Bir süre sonra da bu darbeye bagli olarak beyin kanamasından ölür.
Bordo bir şair cennetinde şimdi o.
sevdadır adlı kitabını yayına hazırlayıp ilk kez mayıs yayınlarından çıkmasını sağlayan bunun için emeği geçen bir dosttttan dinledim arkadaşı uzun uzun.en ayırd eden özelliği,diğerlerinden hep kaçışı,kendi içine kendi yazdıklarına kaçışı ve yalnızlık hali.kendi adlandırdığı gibi "hü"den kaçışı.kimsenin bilmediği hü den kaçışı..
Üniversiteye hazırlandığım zamanlar. kantinde arkadaşlara şiir okumakla geçiyor günlerim. kara kuru bir kız hatırlıyorum. sessizce bulunduğumuz masaya yaklaşıp okunan şiirleri dinliyor. bir gün koltuğunun altında bir kitap ile çıkageldi: 'bu şiiri bana okur musun?'
/yoruldum
değiştirmekten kanını yüreğimin
hergün yeniden başlayan
çığırtkan bir şarkıyı söylemekten
hergün
yeni bir şarkı bestelemekten
ben hüznün
ben gölgemin kiracısı
yeni bir ev değiştirmekten/
böyle tanıştım arkadaş zekai Özger ile. 70'lerin ankara'sında herkesin biraz öfkeli, biraz şair olduğu zamanlarda yaşamış genç bir adam. İsmi zekai Özger ama kendine "arkadaş" ismini takmış. genç yaşta beyin kanamasından ölmüş bir şair. yaşadığı zamanın (belki de) bir gereği olarak içinde bulunduğu siyasal akımın girdiği çatışmaların birinde (sbf baskını) aldığı darbeler sonucu öldüğü iddiasında yakınları. Öyle ya da böyle sıkı şairlerden biri olacak iken
kaybedilmiş.
/gece
bir tabut gibi çöker omuzlarıma
bir ölünün iççekmesi olur rüzgar
hüzünle düşünürüm uzaktaki bir evi
yıldızlar sayılmaz: hasret uzakta/
Şiirlerinde cemal süreya etkisi görülüyor. uzun bir yalnızlık akıyor şiirlerden. Öteki olmanın izleri can yakan bir vâveylaya dönüşmüş. toplumcu-gerçekçi'den çok salt gerçekçi bir şair var karşımızda.
/ve oturup ağladık yine
ve niye hiç görmemiş gibi sanki
oturup hep birlikte ağladık ona şaşıyorum
ona şaşıyorum biz sanki hiç tanrı görmedik
hadi hiç görmedik diyelim/çok doğru/
tanrı da mı hiç görmedi bizi/
gelenekten çok iyi beslenmiş şair. dadaloğlu'nun öfkesi, karac'oğlan'ın sevdası beliriyor yer yer şiirlerinde.
/kara yeller ak yerleri dövende
sevdanı yüreğine kuşat
al sesini vur kanının gümbürtüsüne
zamanıdır dağları delmenin, ferhat
dağların başı yaslı
ferhat'ın sevdası kan ağlar
yüreğin sağlam, bileğin güçlü ferhat
istesen dağlar dağlar;/
arkadaş zekai Özger'in yayınlanmamış şiirleri ve mektuplarını da ihtiva eden "sevdadır" isimli kitaptı kızın koltuğunun altındaki. mayıs yayınlarından çıkmış kitap.
/başını omzuma yasla
göğsümde taşıyayım seni
gövdem gövdene can olsun/
her ölüm erken bir ölümdür.
/kalbim
bu acıya dayan/
Öyle ise "erken ölen mintanıyla gömülsün"
/ama şimdi kim kandırabilir sizi
bir ölünün hayat kokan ağzını öpmek için/
"merhaba canım" şiiriyle beni kendine, bir daha hiç koparmamacasına bağlamıştır.
ayrıca şunu söylemek isterim, sabahattin ali için de "kafasına taş darbesi aldı, öldü." derler. gerçek o ki, sabahattin ali işkencede ölmüştür.
arkadaş'ın da cop darbesiyle öldüğünü söylüyorlar, hiç sanmıyorum, hiç. ziyadesiyle şaibeli bir ölümdür onunki... çocuk mu kandırıyorlar?