okuduktan sonra hayatı değiştiren kitaplar, dinlenince insanı başka boyuta sokan şarkılar, lafları döner ya hep, eğer hakikaten böyle bir durum varsa, bunu bende sağlayan tek yazardır atilla atalay.
ilk ne zaman okumaya başladım bilemiyorum. ama orta okul dönemlerimdi. sıdıkayı önce kitaptan okuyuğ ezberlemiştim, sonra dizisi çıkmıştı. izleyip, aa burası böyle değildi, hmm burda şu repliği atlamışlar, ya ben burayı böyle hayal etmemiştim ki ama.. türü şeyler söylerdim. o yaşın kafası işte, herkes sıdıkayı televizyondan bilir zannederdim, kitabı bana özeldi, bana yazılmıştı. belki de o dönem kitap yerine sokakta oynamak ya da televizyon izlemek seçeneklerini kullananların daha fazla olmasındandı bu düşüncem.
dediğim gibi, sıdıkayı okurdum ben o kitaplarda. arkalara bakmazdım ilkin. ama esas olay arkalardaymış meğer. tam ne zamana denk düşer bilmem, ama başladım ve bırakamadım. yaşım çok da büyük değildi yine. o arkaları okur, hüzünlenirdim sanki çok şey yaşamış gibi, çocuk aklı işte, benimkisi böyle işlerdi.
bu herifi ilk okuduğum zamandan bu yana ortamala bir 7 sene geçmiştir. tüm kitaplarını aldığım ve kimselere vermediğim bir-iki yazardan biridir bu herif. kapakları kıvrılmış, bazı yerkerin altı çizilmiş, zaten sarı olan sayfaları iyicene sararmıştır kitapların, ama yenisini almak istemem hiç. sayısını bilmem ki kaç kere okudum o kitapları. kaç kere elimde onlar uyuyakaldım, kaç kere gözyaşlarımı akıttım yıpranmış sayfalarına,.
o arkaları okurken bu herif kaç kere aşık olmuş ya, insan ömründe bir kere aşık olur, ona yazar ne yazacaksa diye düşünürdüm. onunla birşeyler yaşamış kadınları hem kıskanır, hem asla onların yerinde olmak istemezdim. kıskanırdım, çünkü bu denli güzel yazıların baş kahramanı ve ilhamıydı onlar; onların yerinde olmak istemezdim, çünkü özel ve tek değillerdi.
bir süre sonra o hikayelerin kimlerin üzerine yazıldığını düşünmez oldum. bu sefer yazanı düşünüyordum. neler yaşadığını,neler hissettiğini. bir süre de yazarın kendisi oldum, o şekilde yorumladım yazılarını. cinsiyetleri değiştirdim, yaşları küçülttüm, ilişkileri basitleştirdim belki. kendi yaşıma ve hayatıma indirgemeye çalıştım. o hikayeler benim günlüklerimdi.
ama şimdi, uzunca bir süredir yerini buldum bu herifin ve hikayelerinin. bu herif benim içki masası arkadaşım. farklı zamanlarda, farklı yerlerde, farklı olaylar yaşıyoruz. ama iş efkar kısmına geldiğinde değişiyor. rakılar içiliyor, o zaman görüntüler bulanıklaşıyor. sadece kalbindekiler kalıyor insanın. o zamanlar üniversitede derste uyuyakalan ben oluyorum, saçma bir zamanda annesini ne kadar sevdiğini anlayıp saçmalayan yine ben. ağlama dolabına kafamı sokup ağlayan ve akabinde ağlayanı teselli eden yine ben. köyündeki değişik insanların değişik hikayelerini anlatan da benim, arkadaşını teselli etmeye çalışırken dağılıp, teselliye muhtaç kalan da.
şimdiyse sarı noktalar ı hayatımın her yerine yapıştıran benim. sonra bir damla rahı damlatıyorum ağzıma, yüzüme kahverengi gözler örtüyorum, uyuyorum.
toplam 44 kişi bulundu. 20 adedi gösteriliyor.
| tuttum | donerkoltuk |
| tuttum | rhayadergoestotown |
| tuttum | kolpettin efendi |
| tuttum | delimsek |
| tuttum | Lilial |
| tuttum | gilgaer |
| tuttum | Maglor |
| tuttum | drummer cannabis |
| tuttum | adhara |
| tuttum | pioche |
| tuttum | mcrooop |
| tuttum | stargazer1974 |
| tuttum | fatihaksehir |
| tuttum | RSM |
| tuttum | durdentyler |
| tuttum | azuth caulfield |
| tuttum | veritas aequitas |
| tuttum | sinsasaj |
| tuttum | suphii |
| tuttum | elfaba |
~25 ahkam var. 1 2 önceki sayfa »
ağızda leblebi tozu varken atilla atalay demek keyifli olmalı.
"Kırık kalpleri götürürsün peşinden,küçükken yarım bıraktığın ekmekler gibi ardınsıra koşarlar..."
Ati bey.....hediyem...hüzünlerimin en mavi , aşklarımın en oyunbaz , henüz çekemediğim kısa filmlerin tek senaristi....Birilerinin avcuna yüreğini bıraktı , 33 yaşının şiirinde gökten üç elma düşürdü...Masalın orta yerinde beyaz bi güvercin çıkarıp hayatlarımızı masala dönüştürdü..Bir varmıştı ve şimdi hayaller kahyası arkadaşı ''Temih'' le menekşe istasyonunda yeni hikayelerimizi yazarmış....
Kitaplarından ya da öykülerinden birini seçemedim...Kolajı böyle oldu:))
orta okulda dersten sıkıldığım bir anda bi arkadaşımın elinden aldığım kitabı ile başladı atibey ile tanışmam..civciv kutusu isimli kitabıydı..bir başladım okumaya, bir daha bırakamadım..yıllar geçse yaşlansam bile yanımdan hiç bir zaman ayırmayacağım baş ucu kitaplarım..çünkü her bir hikayesinde ben varım..
lan ortaokulda can atalay vardı bi de atilla kavan vardı tabi onca sene geçince onları kafamda atilla atalay yapıvermişim, aha okul arkadaşım önemli biri olmuş diye atladım buraya bir de ne göreyim...
okuduktan sonra hayatı değiştiren kitaplar, dinlenince insanı başka boyuta sokan şarkılar, lafları döner ya hep, eğer hakikaten böyle bir durum varsa, bunu bende sağlayan tek yazardır atilla atalay.
ilk ne zaman okumaya başladım bilemiyorum. ama orta okul dönemlerimdi. sıdıkayı önce kitaptan okuyuğ ezberlemiştim, sonra dizisi çıkmıştı. izleyip, aa burası böyle değildi, hmm burda şu repliği atlamışlar, ya ben burayı böyle hayal etmemiştim ki ama.. türü şeyler söylerdim. o yaşın kafası işte, herkes sıdıkayı televizyondan bilir zannederdim, kitabı bana özeldi, bana yazılmıştı. belki de o dönem kitap yerine sokakta oynamak ya da televizyon izlemek seçeneklerini kullananların daha fazla olmasındandı bu düşüncem.
dediğim gibi, sıdıkayı okurdum ben o kitaplarda. arkalara bakmazdım ilkin. ama esas olay arkalardaymış meğer. tam ne zamana denk düşer bilmem, ama başladım ve bırakamadım. yaşım çok da büyük değildi yine. o arkaları okur, hüzünlenirdim sanki çok şey yaşamış gibi, çocuk aklı işte, benimkisi böyle işlerdi.
bu herifi ilk okuduğum zamandan bu yana ortamala bir 7 sene geçmiştir. tüm kitaplarını aldığım ve kimselere vermediğim bir-iki yazardan biridir bu herif. kapakları kıvrılmış, bazı yerkerin altı çizilmiş, zaten sarı olan sayfaları iyicene sararmıştır kitapların, ama yenisini almak istemem hiç. sayısını bilmem ki kaç kere okudum o kitapları. kaç kere elimde onlar uyuyakaldım, kaç kere gözyaşlarımı akıttım yıpranmış sayfalarına,.
o arkaları okurken bu herif kaç kere aşık olmuş ya, insan ömründe bir kere aşık olur, ona yazar ne yazacaksa diye düşünürdüm. onunla birşeyler yaşamış kadınları hem kıskanır, hem asla onların yerinde olmak istemezdim. kıskanırdım, çünkü bu denli güzel yazıların baş kahramanı ve ilhamıydı onlar; onların yerinde olmak istemezdim, çünkü özel ve tek değillerdi.
bir süre sonra o hikayelerin kimlerin üzerine yazıldığını düşünmez oldum. bu sefer yazanı düşünüyordum. neler yaşadığını,neler hissettiğini. bir süre de yazarın kendisi oldum, o şekilde yorumladım yazılarını. cinsiyetleri değiştirdim, yaşları küçülttüm, ilişkileri basitleştirdim belki. kendi yaşıma ve hayatıma indirgemeye çalıştım. o hikayeler benim günlüklerimdi.
ama şimdi, uzunca bir süredir yerini buldum bu herifin ve hikayelerinin. bu herif benim içki masası arkadaşım. farklı zamanlarda, farklı yerlerde, farklı olaylar yaşıyoruz. ama iş efkar kısmına geldiğinde değişiyor. rakılar içiliyor, o zaman görüntüler bulanıklaşıyor. sadece kalbindekiler kalıyor insanın. o zamanlar üniversitede derste uyuyakalan ben oluyorum, saçma bir zamanda annesini ne kadar sevdiğini anlayıp saçmalayan yine ben. ağlama dolabına kafamı sokup ağlayan ve akabinde ağlayanı teselli eden yine ben. köyündeki değişik insanların değişik hikayelerini anlatan da benim, arkadaşını teselli etmeye çalışırken dağılıp, teselliye muhtaç kalan da.
şimdiyse sarı noktalar ı hayatımın her yerine yapıştıran benim. sonra bir damla rahı damlatıyorum ağzıma, yüzüme kahverengi gözler örtüyorum, uyuyorum.
öpücük balığı favorimdir.. ayrıca bunca yetenekle bu kadar geri planda kalmış olması onun kırılganlığından mı, vazgeçmişliğinden midir bilemiyorum..
sıdıkayı bayıla bayıla okumuştum,dönüp bi daha okumuştum...ne güzeldi ya,sora hastanede bi hemşire aldı bi daha da getirmedi :(
aynı isimde bir de davulcu vardır. hiperaktiftir.
gün yüzüne çıkmamış cevherlerdendir.
oturduğu mahallede* ki en hızlı davulcu olduğunu idda eder.
çok iyi çay yapar. çok küfür eder. ancak küfülerinden irrite olmazsınız. muhabbete dalarsanız vaktin nasıl geçtiğini anlayamazsınız.
*: Beyoğlu tünel mevkii, keza oturduğu binada karşı komşusu cengiz baysal, alt komşusu volkan öktem dir.
son kitabını aldım.. ilk kitabı olağanüstüdür ve menekşe istasyonuda.. seneler sonra zamanım yokmuş sandım kitapları okumak için. onun kitaplarını yalnız kumsalda uzanıp istanbulu özlerken güneş beni biraz daha karartsın diye okurdum sanırdım ta ki şimdi öğle aralarını onu okuyarak biraz nefes alabilerek geçirebileceğimi öğrendikten sonra.. kitap bitti her yazdığı kitabı okudum..lemanyak ta sarmıyo ben napıcam şimdi noolur bir tane daha yaz ne olur..
Ebekulak...
"orda duruyor... nasıl olsa eninde sonunda göz göze gelicez... ama ilk hareket ondan gelmeli, bekliycem... kahretsin... yine çok güzel, çok... aklıma tüküreyim, nasıl da terkediştik yasemin'le... okulun kantinindeydik galiba, “sen” dedi, “hamama gider kurnaya, düğüne gider zurnaya aşık olursun”… sana ne kızım gönlümün kahyası mısın gibisinden laflar geweledim… “köpek gibi geri dönersin ama” dedi… o lafi demeseydi hemen ertesi gün dönerdim belki… ne o, ne ben dönmedik we üç yıl sular seller gibi geçip gitti... "
"usulca kalkıp masadan uzaklaştı... ardından bakıyormuş gibi olmamak için, masa örtüsündeki kırmız kareleri saymaya karar werdim... bir... beş... on... allahım... ebekulak... beykoz'da dolaşırken... tam dört yıl önce yerde bulup ona wermiştim… kocaman bir sümüklüböcek kabuğu… “bizim köyde bunlara ebekulak derler… yağmurdan sonra çimenlerin üstünde bir sürü olur… çocuklar awucuna alıp şarkı söyler... al, senin olsun, beni hatırlarsın”… şimdi o ebekulak iki kırmızı karenin arasında öölece duruyor… şarkı sırasında çantasını karıştırıyordu… o zaman koymuş olmalı… silah olarak ebekulak çekeceğini hesaba katmamıştım…
içimdeki yawru kedi debelendi… diyememekle geçen ömrüme bir de “yasemiin” sözcüğü eklendi... yüz kırmızı kare... bin kırmızı kare... "
onun kadar onu anlayabilenlerin de özel olduğunu düşünürüm.
herkesin anlayamadığı bir yazardır.
büyük bir yazardır.
hem mizahı bu kadar güzel kullanıyor olması hem de hüznü bu mizahın içinde tutması inanılmaz bir şey.
öpücük balığı diye bir öyküsü vardır ki, etkisi hala üzerimdedir...
ağlama dolabı, sebebim...
bazı kelimeleri yazdıklarıyla hatırlarım...
eray , sıkılhan , sıdıka karakterlerinin yaratıcısı; yazdığı gülmece öyküleriyle kahkaha attırıp arkasından gözlerinizi doldurabilme yeteneğine sahip yüce insan...
komik şeyler yazan biriyle sohbet ederken kahkaha krizlerine girme beklentisinin yanlışlığını gösteren (tatlı) insan.