barok Vivaldi olmadan olmaz...
Fransız Barok mimarisinin en önemli yapıtı VERSAY SARAYI’dır. (14.Lui zamanında yapılmıştır.)
Marie antoinettein "ekmek bulamazlarsa pasta yesinler" sozlerini sarf ettigi balkonun yer aldigi, av koskudur. paris'in banliyosunde bulunan saray, fransiz krallarini saltanat ve ihtişama doyurdugu ve ustun bir sinif olusturma cabalarindan dolayi halki gormezden gelmeye basladigi donemin bas mekanidir. fransiz ihtilalinin basladigi yerdir. fransizlar bu tarihinden dolayi sarayi gormezden gelmek istedikleri icin olsa gerek uzun yillar kapali tutmuslardir, ancak ozel izinlerle ozel misafirlere gezdirilmistir. daha sonra balayinda gezen zengin ve unlu bir amerikali olan roosevelt tarafindan restore ettirilerek tekrar ziyarete acilmistir. bugun parasini bastiran sarayi bir gunlugune (mesai bitiminden bir sonraki mesai baslangicina dek) kiralama ve orada bir davet verme imkanina sahiptir. pek cok yeri altin kaplama, bazi yerleri de som altin oldugu soylenir. marie antoinettein odasinda yatak ortusu ve perdelerin rengi solmasin die flasli cekim yapmak mumkun degildir.
17. yüzyılda, Fransa'nın Vaux Vikontu ve Maliye Başmüfettişi olan Nicolas Fouquet, Vaux'da, kendisi için büyük bir saray yaptırdı. Bu saraydan dolayı onu kıskanan Fransa Kralı 14. Louis, çağın ünlü mimarı Louis Le Vau'ya, Fouquet'nin sarayından daha güzel ve daha muhteşem bir saray yapmasını emretti. 1668'de, 13. Louis'in av köşkünü bozmadan aynı yerde inşaata başlayan Le Vau, köşkü büyüterek çok büyük bir saray haline getirdi.
Günümüzde Avrupa'nın en büyük sarayı olan Versailles , Paris'in 25 kilometre Güneydoğusunda yeralan bir saraylar ve köşkler topluluğudur. Sarayın asıl özelliği bahçesinin büyüklüğü ve güzelliğidir. Bahçesi birkaç köyü, evleri ve tarlalarıyla içine alabilecek kadar büyüktür. Bahçeye silah kapısı denilen yerden girilir ve önce bakanlar avlusu denilen avluya geçilir ve sonra da saraya ulaşılır. Devlet benim diyen ve Güneş kral ünvanını alan 14. Louis, bu devasa bahçenin korusunda avlanır, binlerce konuğunu burada ağırlardı.
Sarayın güzelliği, dış görüntüsünden çok içinin dekorlarındadır. 1792'ye kadar gelen her kral ve kraliçe, buraya bir şeyler eklemiş ve önceki yapılardan daha güzel olmasına çalışmışlardır. sarayın içindeki muhteşem salonlar ve daireler le brun tarafından süslenmiştir. büyük daireler Eski Yunan tanrıları olan Diana, Merkür, Mars, Apollon gibi isimleri taşır.
Sarayın en önemli dairesi, bahçenin en güzel yerine bakan Aynalı Galeri'dir. 75 metre uzunluktaki bu salonun iki duvarı boydan boya 400 adet ayna ile kaplıdır. Salonun tavanındaki resimler Le Brun'un eseridir. 1782'de kurulan ABD ile İngiltere arasındaki anlaşma ve I. Dünya Savaşı sonunda, mağlup Almanya ile müttefikler arasındaki anlaşma bu salonda imzalanmıştır
kaynak :wikipedia
Haziran 1625, günümüz Belçika'sına dahil bulunan Brabant bölgesinin kilit kenti Breda önünde bir tören düzenleniyor. 11 aydır kuşatma altında olan şehir nihayet daha fazla dayanmayıp teslim olmuştur. Şimdi Belçika, Hollanda ve Lüksemburg'u oluşturan alçakülkeler topraklarının ırsi hükümdarı İspanya Kralı -ki o tarihte kral IV. Felipe'dir- bağımsızlık peşindeki asi protestan kullarına karşı son büyük zaferini kazanmıştır. Muzaffer İspanyol ordusu kumandanı Ambrogio de Spinola yiğit savunmacıların komutanı Justinus von Nassau ile ordusu için bir uğurlama töreni düzenlemektedir. Spinola'nın maiyetinde bulunan Calderon de Barca, İspanyol dramasının bu dev ismi, daha sonra "El sitio de Breda" adlı piyeste şöyle ölümsüzleştirecektir çağın iki büyük askerinin bu karşılaşmasını:
"Justino, yo las recibo,
y conozco que valiente
sois, que el valor del vencido
hace famoso al que vence."
(Üzüntün olmasın ey cesur Justinus, galibin şanı mağlubun kıymetindendir)
İşte böyle bir devirdir barok; generallerin şair olduğu ve maiyetlerine oyun yazarlarını aldıkları; savaş gemilerinin tasarımını saray heykeltraşlarının yaptığı, askeri marşların çağın en büyük müzisyenleri tarafından bestelendiği; eşi daha önce görülmemiş ve bir daha da görülmeyecek bir devir..
sözlük anlamı: süslü, abartılı.
bide barok dönemi vardır ki; klasik müzik, en önemli eserlerini görmüştür bu dönemde.
gösteriş ve luks duskunlugu gıbı gozuksede özunde bı bohemlık barındıran , belırsızlıgı ve ayrıntıları her degdıgı sanat dalında ortaya cıkarmaya calısan hastası oldugum akım ..
barok kelime itibariyle degil de terim manasiyle mimari bir sanattan baska birsey degildir, zannedilir. oysa barok, 1600 tarihinde baslayan bir akim. siirlerinde barok'un, dünya acisi ve yasama sevinci girift halde bulunur. romanlarinda ise hayata duyulan hirs, tamah ile uzlete öykünülmüs hasret vardir. barok böyle bir girift akimdir.
zaman itibariyle de otuzyil savasini da görmüs bir akim. bundan dolayi da bu zamanda halkin ücte biri ölmüs, almanya nin mesela. talan edilmis bir topluluk ve devlet. siirde ve sanatta da bastirilmis gerilemis bir sanat akimi. bu yüzden barok, mahzundur.
İnsanlar sanata duygularını da katmaya başlamışlar.. Resimde olsun, heykelde olsun duruşlar, bakışlar bir hissiyatı yansıtır. Kiminde hüzün vardır, kiminde neşe...Mutlaka bir duyguyu yansıtır her bir obje.
Belki de ayrıntıya verilen önem etkiliyor beni. Resimlerdeki yüzlerin kırmızılığı ya da solukluğu, o bakışlardaki ifade; heykellerde damarlara kadar inen ayrıntı cezbediyor beni.
Barok denince, Caracci Kardesler, Rubens, Rembrandt, Bernini gibi sanatcilar, Counter-Reformation gibi kavramlar, Wolfflin gibi teorisyenler gelir aklimiza. Kelimenin kendisi de Portekizce'de "mukemmel olmayan inci" terimine denk gelen "barroco"dan gelir. Hakikaten de Ronesans'in tutucu oranlarindan sonra, Barok hayli bulaniktir.