"bunu söylemediğime pişman olabilirim. düşün şimdi, bundan yıllar sonra evlenmişsin ve çocukların olmuş. hayatın monotonlaşmaya başlıyor, kocandan sıkılıyorsun. işte o gün geriye bakıp hayatına giren adamları düşünüyorsun. ben de onlardan biriyim. farzet ki yıllar sonra bana evet demediğine pişman oluyorsun ve yaşayabileceğin şeyleri merak ediyorsun. şimdi benimle burda trenden in ve hayır dersen neler kaçırabileceğimizi görelim."
3 kuluhulalla 1 elham
daydream delusion.
limousine eyelash
oh, baby with your pretty face
drop a tear in my wineglass
look at those big eyes
see what you mean to me
sweet cakes and milkshakes
i am a delusioned angel
i am a fantasy parade.
i want you to know what i think.
don't want you to guess anymore.
you have no idea where i came from.
we have no idea where we're going.
launched in life.
like branches in the river.
flowing downstream.
caught in the current.
i'll carry you. you'll carry me.
that's how it could be.
don't you know me
don't you know me by now.
İlişki aslında ilişmemek mi sorusunu insana sordurtan, iki insanın yalnızca saatlerce konuşmasının konuşabilmesinin ne kadar muhteşem bir şey olduğunu gösteren bir film... Replikler, arkada geçen manzaralar... Bittikten sonra değil aşkı; hayatı sorgulamaya sebep olan bir film.... Defalarca defalarca izlenilir düşünülür bi daha izlenilir...
beni masallara inandıran filmlerden biridir. duygularını yeni keşfetmeye başlamış, körpecik genç kızlara izletilmesini tehlikeli buluyorum.
gecenin bi vakti bütün yaşanmışlıklarınızla sizi karşı karşıya getiren film..
aşkın o hiç dokunulmamış,''an''lara sığdıralabilecek büyüsü; her saniyeyi güzel geçirebilme arzusu; hayatın bir gece bile olsa size gülebileceği...
Sabahındaysa,tüm gerçekliğin o "büyük bir gün ışığı çıplaklığıyla" yüzünüze vurması,"git" demenin hüznü,gitseniz de gidemeyecek olmanızın o naif suskunluğu.
"6 ay sonra aynı yerde,hoşçakal dediğiniz yerde görüşeceksiniz" deseler...?
öyleyse buyrun buradan alalım sizi;
(bkz: before sunset)
yaşanıca tadı buruklaşan, anlamını kazanan fakat kendinizi yitirmenize neden olan, before sunset'in izlenmesinin akabinde de ertesi sabah işe gittiğinizde ve plastik bardakta çay makinesinden çay almaya çalıştığınızda gözünüzden bir damla yaş akmasına neden olan film.
9 yıl aradan sonra çekilen devam filmi before sunsetle "daha iyisini nasıl yapmışlar" dedirtmişti! Julie Delpy'nin son sahnede söylediği şarkı ve taklit de harikadır.
sadece benim bildiğim bir sebepten dolayı izlerken kah güldüğüm kah ağladığım, "hayatın tuhaflıkları"na dair, jesse ve celine'in ilişkisi gibi tadı damakta kalan, sıradışı şeyler yapmış çiftlerin izlemesi gereken çok çok güzel bir film.
bahsedilenin aksine.söylenen hersey sahte ki.cunku once gunes batiyor.sonra gunes doguyor bu sunrise ve sunset ikilemesinde.ben kimseye soylemedim.
sabaha karşı cine5'te izlemiştik. dağılmıştık... sonra dünyanın buralardan ibaret olmadığını anlamış ve dağılmıştık.
mucizelere ve sonsuzluğa inandıran,sonra yalnızlık girdabına kafamı tekrar tekrar sokmak suretiyle gerçekleri görmemi sağlayan aynı zamanda böyle bi aşk yaşamanın imkansızlığını gözler önüne seren izlediğim en güzel ve bi o kadar da sinir aşk filmi... aşk ya aşşşkkk...
herhangi bir güzelliği ama en önemlisi aşkı, ilişkiyle kirletmediğimiz sürece ne denli muhteşem olabileceğini gösteren eşsiz film. benzer temalara dokunan eternal sunshine ve science of sleep e de selam olsun...
kath bloom / come here..
there's wind that blows in from the north.
and it says that loving takes this course.
come here. come here.
no i'm not impossible to touch i have never wanted you so much.
come here. come here.
have i never laid down by your side.
baby, let's forget about this pride.
come here. come here.
well i'm in no hurry. don't have to run away this time.
i know you're timid.
but it's gonna be all right this time.
konusunu duyduğumda asla tahammül edemiyceğimi düşündüğüm, birincisini izlediğimde bi an önce ikincisini de görmeliyim dediğim içimde kelebekler uçuşturan film.
bu film mi izledim ve...................
aslında çok şeyler yazmam lazım..
ama şunu söylücem
ilk filimden ikicisine kadar zamanda hep zengin olursam filmin yapımcısını ve ekibi tekrar toplayıp ikincisini çekmekti sene 2004 geldigimde baktımki böyle bi masrafa girmeme gerek kalmadını gördüm ve dünya lar benim olmuştu hayatımda bir film için bu kadar sevinecegimi sanmazdım,
Şu konuştuğumuz saçmalıklar
var ya. Hani birbirimizi..
..bir daha görmeyecektik.
Bunu istemiyorum.
Ben de istemiyorum.
Ne yapmak istiyorsun?
Belki beş yıl filan
sonra burada buluşuruz.
Beş yıl mı? Bu uzun bir süre.
İğrenç. Sosyolojik bir deney gibi.
- Bir yıla ne dersin?
- Bir yıl.
- Altı aya ne dersin?
- Altı ay mı?
Hava buz gibi olacak.
Hoşçakal...
kalbimin yanında duran birkaç filmden biri..çok seviyorum hatta bu filmi izlediğimden beri bir viyana saplantım var..viyana'ya gitmek istiyorum ama henüz gidemedim..bi gün gidicem umarım
bende istiorum öle bi olay yaşamak :(
çok kaliteli bir film gerçekten
ikinci filmi teknik açıdan daha başarılı buluyorum
ama ilk film duygusal açıdan çok daha tatmin edici
seviyorum.
ne yalan söyleyeyim kıskandım da
nasıl bu kadar konuşcak şey yaratabiliyorlar
pes doğrusu dedim kendi kendime..
Takıntılı bir şekilde tekrar tekrar izlediğim, izleyeceğim yegane film. Diyaloglarıyla düşündüren, dünyanın gerçek renkleriyle ile romantizmin toz pembesini başarıyla harmanlamış Richard Linklater yapıtı.