Oyyy oyy oy,,,,,,,,
boyutsuz.
Gözlem yaparak gerçeği bulmak mümkün değildir. 20. yüzyılda gelişen "kuantum kuramı" gözleyen ve gözlenenin bir bütün oluşturduklarını ve bunların birbirlerini etkilediklerini iddia etmiştir. 1982 yılında ise deney yoluyla bu iddianın doğru olduğu kanıtlanmıştır. Yani, biz gözlem yaparak dış dünyayı olduğu gibi değil, kendi görüş ve inancımızı da katarak algılıyoruz. Alet kullanarak ölçüm dahi yapsak gene de aletin verdiği sayıları yorumlamak gerekiyor. İşte bu noktada kendi görüş ve inançlarımız devreye giriyor. Genelde deney ve gözlemler bir kuramı doğrulamak veya red etmek için yapılır. Yani temelde bir görüş söz konusudur. Eğer gözlem ve deneyler bu görüş ile açıklanamazsa yeni bir görüş getirilir. Ama yeni görüş de sadece bizim zihnen yaratmış olduğumuz bir modelden öteye gitmez. Doğanın aslına yine ulaşamayız.
Doğayı anlama uğraşımız daima bir ikilem içermektedir. Herhangi bir nesnenin varlığından söz edebilmek için o nesneyi çevresinden yalıtmak ve belirtmek durumundayız. Nesnenin kendisi ile içinde bulunduğu arka zemin ikilemi (ayırımı) olmadan ne bilim yapılabiliyoruz ne de kavram üretilebiliyoruz. Bu düalistik (ikilemci) yaklaşımımız sonucunda evrende her varlığın bir karşıtını ve her etkinin bir tepkisini bulmaktayız. Maddenin karşıtı olan anti-maddeden ve çekici kuvvetlerin karşıtı olan itici kuvvetlerden söz ediyoruz. Ancak, bizlere farklı gibi görünen bu olgular, bir madalyanın iki yüzü gibi, tek bir gerçeğin iki farklı tezahürü (yansıması) olarak algılanmalıdır. Zira, doğanın aslında ikilik değil teklik vardır. Fakat varlıklar aleminde ikilikten de kaçış yoktur. İkilik olarak algıladığımız her olgunun altında gizli duran bir temel simetri yatmaktadır. Evrende her varlık, en küçükten en büyüğe, bu temel simetriyi yansıtır.
http://nagualcarloscastaneda.sosyomat.com/etiket/g%C3%BCn%C3%BCm%C3%BCz%C3%BCn-bilimi-kat%C4%B1l%C4%
o kadar basit degil....
ben cisime cisim demem üzerinden yansıyan ışık korneayı , göz merceğini ve göz bebeğimi geçip ağ tabaka üzerine ters bi şekilde dşmedikçe
takearisk
sen dogdugunda algin oldugu gibidir; ama kisa zamanda sana bir dunya taimlamasi sunulur ve sen algilaman da dahil olmak uzere her seyi buna gore duzenlersin.
ben görmedikten sonra nasıl göründüklerinin pek önemi yok.
Zaten öyle.Ben doğmadan bu nesneleri nasıl algılamam gerektiği öğretiliyor ya da ilk canlılara yada insanlara öğretilmiş genlerle aktarılıyor.Böyle sorularla nihilizm'e varır işin sonu:).
dharma
2 gündür takılıp takılıp özendiriyon .. yeter lan ... ayıp denen bişi var olan var olmayan var
evet ya oyun gözlerimi hemen
küçükkendi onlar
biz çıkınca oyuncaklar konusmaya başlıodu..
Sen dogdugunda belki sana nasil algilaman gerektigin de ogretilmistir.
Ne anlamda bir sorun?Kime göre sorun?Bana göre nesneler ben doğduğumdan beri aynı ama başka bir yaratık yada canlı için diyorsan;evet onlara göre bizim algımızda sorun var.
Ya algimizda bir sorun varsa?
Herşey algıda bitiyor.
Asil mesele budur; boyle bir nesnellige ulasmak!
çünkü insan ancak yaşadığı üç boyutlu dünyayı anlar ve kelimeleri 3.boyutla sınırlıdır.bu yüzden evreni tanımlamak için dilimiz, bakış açımız yetersiz kalmaktadır...bu yüzden evrensel olan hislerimizi ve içimizdeki enerjinin yarattığı hissiyatı anlatmakta zorluk çekeriz
surmeli bu etiket açmadi mi seni!?