filmde betty'i bi zamanların afet-i devranı, fransa'nın medar-ı iftiharı beatrice dalle canlandırır. ayrıca görüldüğü gibi sayfalar dolusu ahkam kessem bile yetinemeyeceğim bi etikettir,kitaptır,filmdir,hikayedir..
hırçın, zeki, sonsuz güçlü ve daima mükemmelin peşindeki yorucu kadın(lar)la sabır küpü, tutkulu, kendini ''adamayı'' bilen ve hep bekleyen adam(lar)ın hikayesi. bu hikayeler hep uzun sürdüğü için bu hikayeyi anlatan filmler ve kitaplar da uzun olur.
ve asla sıkmaz karşıdan izleyeni, hikayeye dahil olmayanı.
ve sonu hep kötü biter.
ve bu hikayeye dahil olmayanlar ya kendilerinde bu karakterlerin özelliklerinden bir parça olduğunu iddia eder, ya da bu karakterlerden birini bulup aynı tutkuyu yaşama ümidi taşır.
p.s : betty blue kitabın ismi, 37.2 c le matin ise kitabın uyarlandığı filmin ismidir.
37.2 c betty'nin vucut ısısıdır.
kitabın arkasında ’aşkı mutluluk ve evlilik beklentileriyle yaşamak isteyenlere göre bir kitap değil,hiç değil..sakin bi hayattan yana olanlar,pembe rüyalarının yıkılmasından korkanlar,okumasınlar’ yazar..ahh öle doğru ki yırtıcı bir aşk romanı...tutunmaya çalişanları romanı..bazen elime alır sayfalarını okşarım adeta..iki kere okuduğm romanlardan biridir..ne zaman aşka inancımı yitirsem sözcüklerin büyüsüne inanmak isterim,kitabı alır elime sayfalarında dolaşirim...ne zaman erkeklere olan inancımı kaybetsem zorg aklıma gelir..ve evet bi yerlerde yaşiyor olduğunu bilmeyi tercih ederim..ve bir gün onu bulacağimi...ümüzsizlik bir yanılsamdır çünkü kitaba göre...
Bazı kadınlar bazı erkeklerin yaşamına tuhaf biçimde dokunur. Kadın tüm deliliğiyle gelir ve bir adamı yazar yapar mesela..betty blue'da olduğu gibi..
Kadının tüm enerjisi kendine zararken bu enerji adamın yaratıcı güçlerinin ilhamı ve destekçisi olur..
allah her erkege oyle bir kadin nasip etsin, sirti yere gelmez
-dünyanın ona dar geldiğine inanıyorum, eddie, bütün sorunlarının buradan kaynaklandığını düşünüyorum...
kitabı müthiştir, kitaptan sonra film hiç sarmadı
filmi varmış ama ben ilk önce kitabını okuyorum ve iyi gidiyo bakalım nası olcak sonu..meraktayım.
yeraltı edebiyatına ilk bu kitapla adım attım...
filmi her izlediğimde yönetmeni öldürmek istiyorum.hayatımın en önemli ve en çok sevdiğim filmini nasıl bu şekilde bitirirsin diye sinirleniyorum.anlayamıyorum.
benim aşkım betty blue yaşıyorum mutluyum
bu betty blue'ya "sınırda kişilik bozukluğu" tanısı konulmalı her şeyden evvel... diye söylense de
her kadında bu vardır
ama kadınsız bir dünya maymunlar cehenneminin en acımasız dışavurumudur
bu filmi izlemeyen insan değildir
kitabını tek solukta okuyup, defalarca aglayarak izledigim hayatımın karakteridir.. filmde en çok sevdigim ve hıçkırıklara boguldugum sahne ise; hamile olmadıgını anladıktan sonra zork'un onu evde saçını kesmiş suratını boyamış masa başında otururken buldugu ve kendisininde masaya oturup bir avuç sosu suratına bulayıp agladıgı o çaresiz anın oldugu karelerdi....
the 69 eyes şarkısıdır bir de.. güzeldir.. klibi de fena değildir..
i'm gonna run away with you
gonna run away into your eyes blue
i'm gonna run away with you
i'm gonna run away..into your eyes blue
Béatrice Dalle'in performansı ile efsaneleşen bi eğlencelik film...aşık etti kendine :)
Jean-Jacques Beineix'in Philippe Djian'ın aynı isimli romanından sinemaya uyarladığı 1986 yapımı bir Fransız filmi.
betty tipik bir border line dır.sınır da kişilik bozukluğu. temeli aşırı duygusallık.
Hayatta birtakım hedeflere saplanmak, kendini zincire vurmaktır.
Mutluluğun var olmadığını, cennetin var olmadığını, kazanılacak ya da kaybedilecek hiçbir şey olmadığını ve hiçbir şeyin özünün değiştirilemeyeceğini bilmek gerekir.
Ve bundan sonra insana sadece ümitsizliğin kaldığına inanmak bir kere daha yanılmaktır.
Çünkü ümitsizlik de bir yanılsamadır
"sana hayran olmasam nasıl sevebilirim" gibi muhteşem bir cümleyi içinde barındıran en güzel aşk filmi.
fransız bi adamın tüyleri diken eden kitabı. philippe djian. tutkuyu, aşkı, çaresizliği çok iyi anlatmıştır kendisi. aşık olmadan önce mutlaka okunmalıdır. olduktan sora da okunabilir tabi. hele bir betty nin öldüğünü duyduğu sahne vardır ki orada yazarımız kendi ölümünü anlatır. aha böyle kalbi periperişan eder, ılık kanlar akıtır kalpten gözyaşı diye..
yaş farkları, dengesiz kucuk genc kız, olgun buyuk adam. adam için mutluluk isteyen kadın, kadın için sehvet dolu bir adam. doyumsuzluk, dikkafalılık ve acı son..