toplam 34 kişi bulundu. 20 adedi gösteriliyor.
~38 ahkam var. 1 2 önceki sayfa »
Güzel eğlencelik bir film. 80 darbesiyle cok ince işlenmiş ve göz yormayan traji komik sahneler cok renkli..
ve duyduğum kadarıyla senaryo epey bi sansüre uğradıktan sonra,bu biçmini almış
özellike özgü namal'ı pek beğenmiyordum
aam bu filmde gerçekten tüm düşüncelerimi değiştirdi.
çok iyiydi.
tabi bir de cezmi baskın var..
türk sinemasın aslında cok harika filmler yapabilidğini kanıtlamış,tarihsel bi basyapıt,tüylerimi diken diken eden iki filmden biri
o kıvırcığın adı haydardı gerçekte ise umut kurttu ama kimse onun gibi yakışamazdı o role çünkü artistlik taslamamış o roldeki adam olmuş
izlemeyi çok sevdiğim film...çok etkileniyorum...umut kurtun oyunculuğu ise tartışılmaz muhteşem.
darbe filmi olmamış diyenlere "12 eylül'de o kadar sert ve acımasız şeyler yaşandı ki bu ülkede, o derece sert ve acımasız bir dili yakalayamazdık, hünerimiz buna yetmezdi" diyerek cevap vermiştir o dönemi bizzat yaşamış yönetmen...
""lan bir gün var ya; bir tufaya geleceğiz, Allah'ın oğlu bile bizi kurtaramayacak"" :)
rahmetli babamın bestesiydi, beynelmilel bişey.. böhühü süper filmdi yaaa
"madem paramız var, neden daha çok bağırmayalım?" film yapmak için yeterli bir manifesto mu bilmem ama ortaya çıkan iş pek de matah değil ne yazık ki... espiri anlayışı birkaç küfür ve abartılı şiveye dayansa da küçük nüanslarla güç bela ayakta durabiliyor film... fakat çok fazla eksiği var... gerçi o eksiklerini tamamlasa da ortaya olduğundan çok daha farklı bir şey çıkacağına inanmıyorum... çünkü hikayenin potansiyeli belli...
küçük, kendi halinde ve samimi bir film olarak da ele alınamıyor maalesef... bazı laflar feci halde slogan kokuyor... e sinemada slogan da atılır elbette... ama ben henüz kopardığı yaygaradan güç alan bir film izlemedim... beynelmilel de bir ilk olamadı... meselesini bir noktadan sonra trajikomediden çıkarıp drama yoğunlaştırmasaydı belki daha iyi ederdi ama final gerçekten çok abartılı ve filmin ruhunu baltalıyor...
ankara'daki onca güzel film arasından sıyrılıp aldığı en iyi film ödülüne bir anlam veremezken, özgü namal'ın istanbul film festivali'ndeki kadın oyuncu ödülüne ben de en az kendisi kadar şaşırıyorum...
ilk vizyona girdiğinde çok istedim ama bir türlü nasip olmadı ama ikinci fırsatı kaçırmayacağım
12 Eylül denildiğinde birçok insanın aklına farklı şeyler gelmektedir. Kimine göre acımasız bir cuntanın tarihi, kimine göre anarşinin bittiği gün, kimine göre ise sadece yeni bir pazar... Evet yanlış okumadınız “yeni bir pazar”. Kapitalizm işkenceler, idamlar, zindanlarla dolu kanlı tarihini, şimdi de adına sinema -dizi,kitap vs.- denilen şık bir ambalajla olayın mağdurlarına satmaktadır. Beynelmilel filmi de, her ne kadar bunun dışına çıkmaya çabalasa da, bunlardan sadece bir tanesi.
Beynelmilel filminin öyküsü 12 Eylül’den iki yıl sonra Adıyaman’da geçmektedir. Kasası pavyona çevrilmiş bir kamyonda zenneli eğlenceler düzenleyerek yaşamlarını sürdürmeye çalışan gevendelerin askerler tarafından yakalanmalarıyla yaşamları ve meslekleri değişir. Yerel cuntacıların baskısıyla Kürt ve Çingene kökenli bu insanlar artık orduya bağlı bir orkestradır. Ancak o güne kadar sadece alaturka enstrümanlar çalan ve bunu da notasız makamsız kendi kendilerine öğrenen bu insanlar orkestra aletleriyle karşılaştıklarında ne yapacaklarını bilemezler. Cuntanın başı olan beş general birkaç gün içinde kenti ziyaret edecektir ve bu zamana kadar orkestranın hazır olması gerekmektedir. Grubun beyni Abuzer Yayladayı orkestrayı adam etmekle uğraşırken, kızı Gülendam ise büyük kentte üniversite öğrencisi olan devrimci Haydar’a aşık olmuştur. Ancak Haydar’ın aklı cuntacılara geldiği gün ses düzeninden “enternasyonal marşı” nı çalarak bir eylem gerçekleştirmektir. Bunun için daha önceden bir bahçeye gömdüğü “komünist enternasyonal” 45’liğini kasete aktarması için Gülendam’a verir. Parça Abuzer’in kulağına çalınır, ancak kızı ona bunun Mozart’a ait olan “baharın gelişi” parçası olduğunu söyler. Marşı çabucak özümseyen grup hararetle generallerin gelişine hazırlanırlar!
Film, iyi bir fikirden yola çıksa da olay örgüsünün zayıflığı ve bilindik, derinliği olmayan 12 eylül eleştirilerinin ötesine geçememesiyle yavan bir pop corn-politik film görünümü vermektedir. Filmin olumlu yanlarından biri, diğer benzerlerinin dışına çıkarak 12 Eylül’ün ahlaki misyonuna değinmesi ve bunda ordunun işlevini göstermesidir. Şöyle ki; filmde eğitim yuvası olan halkevini kapatan ordu, buraya kadını meta haline getiren bir pavyon açılmasında sakınca görmemekte ve buna da kendilerine ayrıcalıklı müşteri statüsü tanınması şartıyla müsaade etmektedir. Diğer bir önemli ayrıntı ise filmde bulunan muhbir karakteridir. Filmde kente cereyan eden en ufak olayı dahi –bir sahnede cenaze namazında selam vermeden çıkan bir kişiyi telefonla komutanlığa ihbar eder- sıkıyönetim komutanlığına ihbar eden karakter, MİT’in internet sitesi aracılığıyla muhbir-vatandaş çağrıları yaptığı şu günlerde önemli bir soruna parmak basmaktadır. Film, fonda 12 Eylül’ü anlatan diğer öğeleriyle de (Halkın birazda korkudan paşalara teşekkür mesajları içeren pankartlar asması, düğünlerde “Lorke” türküsünün dahi söylenmesinin yasaklanması, Gevendelere orkestra kostümü olarak temsili düşman üniformalarının giydirilmesi vs.) olumlu bir işlev görmüştür.
Beynelmilel tüm bu olumlu yanlarının yanında birçok olumsuzluğu da içinde barındırmaktadır. Film, karikatürize edilmiş devrimci tiplemesiyle 12 Eylül sürecini anlatan diğer pop corn-politik filmlerle net bir ayrışıma girememiştir. Şöyle ki; Devrimci Haydar, kendine dolaylı yoldan aşkını anlatan Gülendam’a “Biz ölüme nişanlıyız” şeklinde hiçbir devrimcinin ağzından çıkmayacak bir “beyenat” la cevap vermektedir. Filmi yazan ve yöneten Sırrı Süreyya Önder’in darbe sürecinde bir SBF öğrencisi olduğu ve 12 yıl hapse mahkum edildiği düşünülürse bunda bir art niyet aramak hiçte hayalcilik olmayacaktır. Filmde sadece cuntanın sonuçlarına değinilmiş, nedenleri ise tamamen göz ardı edilmiştir. Filmde darbenin ekonomi politiğine, emperyalizme karşı en ufak bir vurguya dahi yer verilmemiştir. Kısacası filmde hiçbir riskli bölgeye girilmemiştir.
Film öykü ve biçem olarak da oldukça vasat bir görünüme sahiptir. Film ilginç bir fikir olmanın ötesine geçememiştir. Olay örgüsünün zayıflığı ve istisnai bir iki tanesinin dışında karakterlerin iyi çizilememesinden dolayı benzer bir konuyu işleyen “Selamsızlar Bandosu” nun gölgesinde kalmış ve onun basit bir iz düşümü görüntüsü çizmektedir. Ezilenlerin en büyük silahı olan mizahı yer yer doğru biçimde kullansa da genel olarak seyirciye iyi vakit geçirten bir güldürü olmaktan çıkamamıştır. Filmin son bölümünde zorlama bir şekilde oluşturulan abartılı trajedi ise seyirciyi sorgulamaktan uzaklaştırmaktadır.
Beynelmilel filmi diğer benzerleri gibi (Vizontele Tuuba, Babam ve Oğlum vb.) yüzeysel bir 12 Eylül filmi olarak karşımıza çıkmaktadır. Büyük ihtimal diğerleri gibi kısa bir zaman diliminde tüketilecek ve en az onlar kadar gişe başarısı sağlayacaktır. Ancak hiçbir zaman tarihsel işlevini tamamlamış bir film olarak anılmayacaktır.
Gevende: Adıyaman yöresinde düğünlerde çalgı çalan yerel müzisyenlere verilen ad.
Beynelmilel: Uluslar arası, erternasyonel
güzel bir 12 eylül eleştirisi olduğunu düşündüğüm film. özellikle inceden inceye askeri mantıkla çok güzel alay etmişler. satır aralarına düşülen ayrıntılar ( anlayana ) filmi daha da güzel yapmış. darbecilerimizi yargılayamadığımız gerçeğiyle utanç içinde yüzleştiğimiz bir film olarak da niteleyebilirim. cezmi baskın ve özgü namal performansları da övgüyü hak ediyor.
Müzikleri hariç hiç bir tarafından doğru dürüst zevk alamadığım bir film.Zira zaten 8 kişinin olduğu salon, aradan sonra 3 kişiye düştü.
Hayır bu kadar kişi neyi beğenmiş onu da anlayamadım, final sahnesi dahil birkaç yer dışında doğru dürüst "güzel yapmışlar" diyebildiğim bir yer olmadı.
Kısaca verdiğim 5 YTL'ye yazık oldu.Ama filmin hakkını yememek lazım, sağlam mısır yedim can sıkıntısından.Tadı da pek güzeldi.
sevdiğim kadının sıcaklığını, sevgisini, yanımda oluşunu tekrar tekrar izlediğim film...
12 eylül darbesini yaparak belki de adlarını dünya tarihine rezillik abidesi olarak yazdıranları ti'ye alan gerçekten oscar a aday bir film. Gerçi anti amerikancı olupta oscara adayımdır demek pek mantıklı değil ama olsun...
süper bifilm bence.. önce güldürüyor ve sonra ağlatıyor
orkestranın mezarlıktaki performansı müthiş dilber ay mükemmel hele babanın kızına attığı tokattan sonraki konuşmasında insan babam yanımda olsa sarılsam ağlasam demekten kendini alamıyor..velhasıl insan olan için insani duyguların hepsini barındıran bi film işte..
beynelmilel bir şey işte:) son dönem Türk filmlerinin en iyi örneklerinden biri!