1. sosyomat hesabınızla giriş yapın.
  2. üye ol
  3. parolamı unuttum
  4. giriş

bir satır nazım yazın beni tanımlar diyenler

toplam 3 kişi bulundu. 3 adedi gösteriliyor.

bir satır nazım yazın hakkında bir satır nazım yazın

~102 ahkam var. 1 2 3 ... 6 önceki sayfa »

    Geçmiş günün hasretini çekmem - yalnız bir yaz gecesi bir yana -
    ve gözümün son mavi pırıltısı bile gelecek günün müjdesini verecek sana...

    azzurroo   12 Ekim 2007 19:48   aferim     (0 puan)  |   Yk 

    ayrılık masanın üstündeydi kahve bardağınla limonatamın arasında

    momento mori   12 Ekim 2007 19:47   aferim     (0 puan)  |   Yk 

    Dünyanın en tuhaf mahlukusun yani,
    hani şu derya içre olup deryayı bilmiyen balıktan da tuhaf.
    Ve bu dünyada, bu zulüm senin sayende.
    Ve açsak, yorgunsak, alkan içindeysek eğer
    ve hâlâ şarabımızı vermek için üzüm gibi eziliyorsak kabahat senin, - demeğe de dilim varmıyor ama - kabahatın çoğu senin, canım kardeşim!

    erdemm   12 Ekim 2007 19:39   aferim     (0 puan)  |   Yk 

    insan ya hayrandır sana ya düşman ya hiç yokmuşsun gibi unutulursun ya bi dakka bile çıkmazsın akıldan..

    beautifully chaotic   12 Ekim 2007 19:32   aferim     (0 puan)  |   Yk 

    Sen sabahlar ve şafaklar kadar güzelsin
    sen ülkemin yaz geceleri gibisin
    saadetten haber getiren atlı kapını çaldığında
    beni unutma
    ah! saklı gülüm
    sen hem zor hem güzelsin
    şiirlerimin ılıklığında açılmalısın
    sana burada veriyorum hayata ayrılan buseyi
    sen memleketim kadar güzelsin
    ve güzel kal

    bachinzeus   31 Temmuz 2007 06:06   aferim     (0 puan)  |   Yk 

    O, yalnız ağaran tanyerini görüyor
    ben, geceyi de
    Sen, yalnız geceyi görüyorsun,
    ben ağaran tanyerinide.

    nedela   30 Temmuz 2007 16:59   aferim     (0 puan)  |   Yk 

    yani sen elmayı seviyorsun diye
    elmanın da seni sevmesi şart mı?

    ssu   30 Temmuz 2007 16:26   aferim     (0 puan)  |   Yk 

    Her eve Nazım!

    OzgurBeyinFikirleri   30 Temmuz 2007 16:25   aferim     (0 puan)  |   Yk 

    Saman Sarısı / Nazım Hikmet

    ı

    Seher vaktı habersizce girdi gara ekspres
    kar içindeydi
    ben paltomun yakasını kaldırmış perondaydım
    peronda benden başka da kimseler yoktu
    durdu önümde yataklı vagonun pencerelerinden biri
    perdesi aralıktı
    genç bir kadın uyuyordu alacakaranlıkta alt ranzada
    saçları saman sarısı kirpikleri mavi
    kırmızı dolgun duduklarıysa şımarık ve somurtkandı
    üst ranzada uyuyanı göremedim
    habersizce usulcacık çıktı gardan ekspres
    bilmiyorum nerden gelip nereye gittiğini
    baktım arkasından
    üst ranzada ben uyuyorum Varşova'da Biristol Oteli'nde
    yıllardır böyle derin uykulara dalmışlığım yoktu
    oysa karyolam tahtaydı dardı
    genç bir kadın uyuyor başka bir karyolada
    saçları saman sarısı kirpikleri mavi
    ak boynu uzundu yuvarlaktı
    yıllardır böyle derin uykulara dalmışlığı yoktu
    oysa karyolası tahtaydı dardı
    vakıt hızla ilerliyordu yaklaşıyorduk gece yarılarına
    yıllardır böyle derin uykulara dalmışlığımız yoktu
    oysa karyolalar tahtaydı dardı
    iniyorum merdivenleri dördüncü kattan
    asansör bozulmuş yine
    aynaların içinde iniyorum merdivenleri
    belki yirmi yaşımdayım belki yüz yaşımdayım
    vakıt hızla ilerliyordu yaklaşıyorduk gece yarılarına
    üçüncü katta bir kapının ötesinde bir kadın gülüyor sağ elimde kederli bir gül açıldı ağır ağır
    Kübalı bir balerinle karşılaştım ikinci katta karlı pencerelerde
    taze esmer bir yalaza gibi geçti alnımın üzerinden
    şair Nikolas Gilyen Havana'ya döndü çoktan
    yıllarca Avrupa ve Asya otellerinin hollerinde oturup içtikti yudum yudum şehirlerimizin hasretini
    iki şey var ancak ölümle unutulur
    anamızın yüzüyle şehrimizin yüzü
    kapıcı uğurladı beni gocuğu geceye batık
    yürüdüm buz gibi esen yelin ve neonların içinde yürüdüm
    vakıt hızla ilerliyordu yaklaşıyordum gece yarılarına
    çıktılar önüme ansızın
    oraları gündüz gibi aydınlıktı ama onları benden başka gören olmadı
    bir mangaydılar
    kısa konçlu çizmeleri pantolonları ceketleri
    kolları kollarında gamalı haç işaretleri
    elleri ellerinde otomatikleri vardı
    omuzları miğferleri vardı ama başları yoktu
    omuzlarıyla miğferlerinin arası boşluktu
    hatta yakaları boyunları vardı ama başları yoktu
    ölümlerine ağlanmayan askerlerdendiler
    yürüdük
    korktukları hem de hayvanca korktukları belli
    gözlerinden belli diyemem
    başları yok ki gözleri olsun
    korktukları hem de hayvanca korktukları belli
    belli çizmelerinden
    korku belli olur mu çizmelerden
    oluyordu onlarınki
    korkularından ateş etmeğe de başladılar artsız arasız
    bütün yapılara bütün taşıt araçlarına bütün canlılara
    her sese her kıvıltıya ateş ediyorlar
    hatta Şopen Sokağı'nda mavi balıklı bir afişe ateş ettiler
    ama ne bir sıva parçası düşüyor ne bir cam kırılıyor
    ve kurşun seslerini benden başka duyan yok
    ölüler bir SS mangası da olsa ölüler öldüremez
    ölüler dirilerek öldürür kurt olup elmanın içine girerek
    ama korktukları hem de hayvanca korktukları belli
    bu şehir öldürülmemiş miydi kendileri öldürülmeden önce
    bu şehrin kemikleri birer birer kırılıp derisi yüzülmemiş miydi
    derisinden kitap kabı yapılmamış mıydı yağından sabun saçlarından sicim
    ama işte duruyordu karşılarında gecenin ve buz gibi esen yelin içinde sıcak bir fırancala gibi
    vakıt hızla ilerliyordu yaklaşıyordum gece yarılarına
    Belveder yolunda düşündüm Lehlileri
    kahraman bir mazurka oynuyorlar tarihleri boyunca
    Belveder yolunda düşündüm Lehlileri
    bana ilk ve belki de son nişanımı bu sarayda verdiler
    tören memuru açtı yaldızlı ak kapıyı
    girdim büyük salona genç bir kadınla
    saçları saman sarısı kirpikleri mavi
    ortalıkta da ikimizden başka kimseler yoktu
    bir de akvareller bir de incecik koltuklar kanapeler bebekevlerindeki gibi
    ve sen bundan dolayı
    bir resimdin açık maviyle çizilmiş belki de bir taş bebektin
    belki bir pırıltıydın düşümden damlamış sol mememin üstüne
    uyuyordun alacakaranlıkta alt ranzada
    ak boynun uzundu yuvarlaktı
    yıllardır böyle derin uykulara dalmışlığın yoktu
    ve işte Kırakof şehrinde Kapris Barı
    vakıt hızla ilerliyor gece yarılarına yaklaşıyoruz
    ayrılık masanın üstündeydi kahve bardağınla limonatamın arasında
    onu oraya sen koydun
    bir taş kuyunun dibindeki suydu
    bakıyorum eğilip
    bir koca kişi gülümsüyor bir buluta belli belirsiz
    sesleniyorum
    seni yitirmiş geri dönüyor sesimin yankıları
    ayrılık masanın üstündeydi cıgara paketinde
    gözlüklü garson getirdi onu ama sen ısmarladın
    kıvrılan bir dumandı gözlerinin içinde senin
    cıgaranın ucunda senin
    ve hoşça kal demeğe hazır olan avucunda
    ayrılık masanın üstünde dirseğini dayadığın yerdeydi
    aklından geçenlerdeydi ayrılık benden gizlediklerinde gizlemediklerinde
    ayrılık rahatlığındaydı senin senin güvenindeydi bana
    büyük korkundaydı ayrılık
    birdenbire kapın açılır gibi sevdalanmak birilerine ansızın
    oysa beni seviyorsun ama bunun farkında değilsin
    ayrılık bunu farketmeyişindeydi senin
    ayrılık kurtulmuştu yerçekiminden ağırlığı yoktu tüy gibiydi diyemem tüyün de ağırlığı var ayrılığın ağırlığı yoktu ama kendisi vardı
    vakıt hızla ilerliyor gece yarıları yaklaşıyor bize
    yürüdük yıldızlara değen Ortaçağ duvarlarının karanlığında
    vakıt hızla akıyordu geriye doğru
    ayak seslerimizin yankıları sarı sıska köpekler gibi geliyordu
    ardımızdan koşuyordu önümüze
    Yegelon Üniversitesi'nde şeytan taşlara tırnaklarını batıra batıra dolaşıyor
    bozmağa çalışıyor Kopernik'in Araplardan kalma usturlabını
    ve pazar yerinde bezzazlar çarşısının kemerleri altında rok end rol oynuyor Katolik öğrencilerle
    vakıt hızla ilerliyor gece yarılarına yaklaşıyoruz
    vuruyor bulutlara kızıltısı Nova Huta'nın
    orda köylerden gelen genç işçiler madenle birlikte ruhlarını da alev alev döküyor yeni kalıplara
    ve ruhların dökümü madenin dökümünden bin kere zordur
    Meryem Ana kilisesinde çan kulesinde saat başlarını çalan borazan gece yarısını çaldı.
    Ortaçağdan gelen çığlığı yükseldi
    ve sustu gırtlağına saplanan okla ansızın
    borazan iç rahatlığıyla öldü
    ve ben yaklaşan düşmanı görüp de haber veremeden öldürülmenin acısını düşündüm
    vakıt hızla ilerliyor gece yarıları ışıklarını yeni söndürmüş bir vapur iskelesi gibi arkada kaldı
    seher vaktı habersizce girdi gara ekspres
    yağmurlar içindeydi Pırağ
    Bir gölün dibinde gümüş kakma bir sandıktı
    kapağını açtım
    içinde genç bir kadın uyuyor camdan kuşların arasında
    saçları saman sarısı kirpikleri mavi
    yıllardır böyle derin uykulara dalmışlığı yoktu
    kapadım kapağı yükledim sandığı yük vagonuna
    habersizce usulcacık çıktı gardan ekspres
    baktım arkasından kollarım iki yanıma sarkık
    yağmurlar içindeydi Pırağ
    sen yoksun
    uyuyorsun alacakaranlıkta alt ranzada
    üst ranza bomboş
    sen yoksun
    yeryüzünün en güzel şehirlerinden biri boşaldı
    içinden elini çektiğin bir eldiven gibi boşaldı
    söndü artık seni görmeyen aynalar nasıl sönerse
    yitirilmiş akşamlar gibi Vıltava suyu akıyor köprülerin altından
    sokaklar bomboş
    bütün pencerelerde perdeler inik
    tıramvaylar bomboş geçiyor biletçileri vatmanları bile yok
    kahveler bomboş lokantalar barlar da öyle
    vitrinler bomboş ne kumaş ne kıristal ne et ne şarap ne bir kitap ne bir şekerleme kutusu ne bir karanfil
    şehri duman gibi saran bu yalnızlığın içinde bir koca kişi yal- nızlıkta on kat artan ihtiyarlığın kederinden silkinmek için Lejyonerler Köprüsü'nden martılara ekmek atıyor gereğinden genç yüreğinin kanına batırıp her lokmayı
    vakıtları yakalamak istiyorum
    parmaklarımda kalıyor altın tozları hızlarının
    yataklı vagonda bir kadın uyuyor alt ranzada
    yıllardır böyle derin uykulara dalmışlığı yoktu
    saçları saman sarısı kirpikleri mavi
    elleriyse gümüş şamdanlarda mumlardı
    üst ranzada uyuyanı göremedim
    ben değilim bir uyuyan varsa orda
    belki de üst ranza boş
    Moskova'ydı üst ranzadaki belki
    duman basmış Leh toprağını Birest'i de basmış
    iki gündür uçaklar kalkıp inemiyor
    ama tirenler gelip gidiyor bebekleri akmış gözlerin içinden geçiyorlar
    Berlin'den beri kompartımanda bir başımayım
    karlı ovaların güneşiyle uyandım ertesi sabah
    yemekli vagonda kefir denen bir çeşit ayran içtim
    garson kız tanıdı beni
    iki piyesimi seyretmiş Moskova'da
    garda genç bir kadın beni karşıladı
    beli karınca belinden ince
    saçları saman sarısı kirpikleri mavi
    tuttum elinden yürüdük
    yürüdük güneşin altında karları çıtırdata çıtırdata
    o yıl erken gelmişti bahar
    o günler Çobanyıldızına haber uçurulan günlerdi
    Moskova bahtiyardı bahtiyardım bahtiyardık
    yitirdim seni ansızın Mayakovski Alanı'nda yitirdim ansızın seni oysa ansızın değil çünkü önce yitirdim avucumda eli- nin sıcaklığını senin sonra elinin yumuşak ağırlığını yitir- dim avucumda sonra elini
    ve ayrılık parmaklarımızın birbirine ilk değişinde başlamıştı çoktan
    ama yine de ansızın yitirdim seni
    asfalt denizlerinde otomobilleri durdurup baktım içlerine yoksun
    bulvarlar karlı
    seninkiler yok ayak izleri arasında
    botlu iskarpinli çoraplı çıplak senin ayak izlerini bir de tanırım
    milisyonerlere sordum
    görmediniz mi
    eldivenlerini çıkarmışsa ellerini görmemek olmaz
    elleri gümüş şamdanlarda mumlardır
    milisyonerler büyük bir nezaketle karşılık veriyorlar
    görmedik
    İstanbul'da Sarayburnu akıntısını çıkıyor bir romorkör ardında üç mavna
    gak gak ediyor da vak vak ediyor da martı kuşları
    seslendim mavnalara Kızıl Meydan'dan romorkörün kaptanına seslenemedim çünkü makinası öyle gümbürdüyordu ki se- simi duyamazdı yorgundu da kaptan ceketinin düğmeleri de kopuktu
    seslendim mavnalara Kızıl Meydan'dan
    görmedik
    girdim giriyorum Moskova'nın bütün sokaklarında bütün kuyruklara
    ve yalnız kadınlara soruyorum
    yün başörtülü güler yüzlü sabırlı sessiz kocakarılar
    al yanaklı kopça burunlu tazeler şapkaları yeşil kadife
    ve genç kızlar tertemiz sımsıkı gayetle de şık
    belki korkunç kocakarılar bezgin tazeler şapşal kızlar da var ama onlardan bana ne
    güzeli kadın milleti erkeklerden önce görür ve unutmaz
    görmediniz mi
    saçları saman sarısı kirpikleri mavi
    kara paltosunun yakası ak ve sedef düğmeleri kocaman
    Pırağ'da aldı
    görmedik
    vakıtlarla yarışıyorum bir onlar öne geçiyor bir ben
    onlar öne geçince ufalan kırmızı ışıklarını görmez olacagım diye ödüm kopuyor
    ben öne geçtim mi ışıldakları gölgemi düşürüyor yola gölgem koşuyor önümde gölgemi yitireceğim diye de bir telaştır alıyor beni
    tiyatrolara konserlere sinemalara giriyorum
    Bolşoy'a girmedim bu gece oynanan operayı sevmezsin
    Kalamış'ta Balıkçının Meyhanesine girdim ve Sait Faik'le tatlı tatlı konuşuyorduk ben hapisten çıkalı bir ay olmuştu onun karaciğeri sancılar içindeydi ve dünya güzeldi
    lokantalara giriyorum estırat orkestraları yani cazları ünlülerin
    sırmalı kapıcılara bahşiş sever dalgın garsonlara
    gardroptakilere ve bizim mahalle bekçisine soruyorum
    görmedik
    çaldı geceyarısını Stırasnoy Manastırı'nın saat kulesi
    oysa manastır da kule de yıkıldı çoktan
    yapılıyor şehrin en büyük sineması oralarda
    oralarda on dokuz yaşıma rastladım
    birbirimizi birde tanıdık
    oysa birbirimizin yüzünü görmüşlüğümüz yoktu fotoğraflarımızı bile
    ama yine de birbirimizi birde tanıdık şaşmadık el sıkışmak istedik
    ama ellerimiz birbirine dokunamıyor aramızda kırk yıllık zaman duruyor
    uçsuz bucaksız donmuş duruyor bir kuzey denizidir
    ve Stırasnoy Alanı'na şimdi Puşkin Alanı kar yağmaya başladı
    üşüyorum hele ellerim ayaklarım
    oysa yün çoraplıyım da kunduralarımla eldivenlerim kürklü
    çorapsız olan oydu bezle sarmış postallarında ayaklarını elleri çıplak
    ağzında ham bir elmanın tadı dünya
    on dördünde bir kız memesi sertliği avuçlarındaki
    gözünde türkülerin boyu kilometre kilometre ölümün boyu bir karış
    ve haberi yok başına geleceklerin hiçbirinden
    onun başına gelecekleri bir ben biliyorum
    çünkü inandım onun bütün inandıklarına
    sevdim seveceği bütün kadınları
    yazdım yazacağı bütün şiirleri
    yattım yatacağı bütün hapislerde
    geçtim geçeceği bütün şehirlerden
    hastalandım bütün hastalıklarıyla
    bütün uykularını uyudum gördüm göreceği bütün düşleri
    bütün yitireceklerini yitirdim
    saçları saman sarısı kirpikleri mavi
    kara paltosunun yakası ak ve sedef düğmeleri koskocaman
    görmedim

    bachinzeus   06 Haziran 2007 16:13   aferim     (0 puan)  |   Yk 

    mısra mı olacaktı ne?

    eyke   06 Haziran 2007 16:05   aferim     (0 puan)  |   Yk 

    O mavi gözlü bir devdi.
    Minnacık bir kadın sevdi.
    Kadının hayali minnacık bir evdi, bahçesinde ebruliii hanımeli açan bir ev.

    Bir dev gibi seviyordu dev.
    Ve elleri öyle büyük işler için hazırlanmıştı ki devin,
    yapamazdı yapısını, çalamazdı kapısını
    bahçesinde ebruliiii hanımeli açan evin.

    O mavi gözlü bir devdi.
    Minnacık bir kadın sevdi.
    Mini minnacıktı kadın.
    Rahata acıktı kadın yoruldu devin büyük yolunda.
    Ve elveda! deyip mavi gözlü deve,
    girdi zengin bir cücenin kolunda bahçesinde ebruliiii hanımeli açan eve.

    Şimdi anlıyor ki mavi gözlü dev,
    dev gibi sevgilere mezar bile olamaz :
    bahçesinde ebruliiiii hanımeli açan ev..

    monaliza   06 Haziran 2007 15:54   aferim     (1 puan)  |   Yk 

    en güzel deniz henüz gidilmemiş olandır
    en güzel çocuk daha doğmadı
    en güzel günlerimiz henüz yaşamadıklarımız
    ve sana söylemek istediğim en güzel söz daha söylememiş olduğum sözdür

    genceryildiz   06 Haziran 2007 15:51   aferim     (1 puan)  |   Yk 

    Her zaman kı gıbı yasayacaksın sen.”Acılara tutunarak” yasamayı ogrenelı cok oldu.Hem ne olmus yanı, yalnızlık o kadar da kotu bırsey degıl. Sen mutlulugunu hıcbır zaman bır tek kısıye baglamadın kı….Epeydır elıne almadıgın kıtaplar senı beklıyor.Kıtap okurken de mutlu oluyorsun unuttun mu?Kentın hıc gormedıgın sokaklarında gezıp yenı yasamlara tanık olmak da keyıf verecek sana. Yıne ıceceksın rakını balıgın yanında.Ustelık dıledıgın kadar sarhos olma ozgurlugu de cabası….

    kumral ada   06 Haziran 2007 15:48   aferim     (0 puan)  |   Yk 

    suları soguk pınar
    suları soguk pınar
    atesten saclarını gogsume yaslada yar
    sen neden uyumadın sen neden uyumadın!

    deutscher   05 Haziran 2007 21:53   aferim     (1 puan)  |   Yk 

    sen elmayı seviyorsun diye elmanın da seni sevmesi şart mı?

    esqu   05 Haziran 2007 21:34   aferim     (2 puan)  |   Yk 

    Çok yorgunum, beni bekleme kaptan
    Seyir defterini başkası yazsın
    Çınarlı, kubbeli, mavi bir liman
    Beni o limana çıkaramazsın...

    muratgurkan   05 Haziran 2007 21:31   aferim     (1 puan)  |   Yk 

    Deniz olunmalı bulutuyla, gemisiyle, balığıyla, yosunuyla...

    keshia   05 Haziran 2007 21:21   aferim     (1 puan)  |   Yk 

    ahmed arif olsaydım bir satırda nazım ı anlatmaya çalışırdım.

    edwood   05 Haziran 2007 21:17   aferim     (0 puan)  |   Yk 

    Kimi insan otların,
    Kimi insan balıkların çeşidini bilir
    Ben ayrılıkların
    Kimi insan insan ezbere sayar yıldızların adını
    Ben hasretlerin.

    NAZIM HİKMET

    turkuazx71   20 Mayıs 2007 16:28   aferim     (2 puan)  |   Yk 

    ben senden önce ölmeliyim

    sosyolojikdeli   20 Mayıs 2007 16:17   aferim     (1 puan)  |   Yk 

ahkam girebilmek için, üye olmalı veya giriş yapmalısınız.
 
etiketler; üzerimize yapıştırabildiğimiz, bizi tanımlayan ve/ya ilgili olduğumuz konuları gösteren terimlerdir.

bu etiket ile görülen ilk kişi(?) :diskenar

bu etiketi açan kişi(?) : diskenar

Etiket-radyoaktif-ghost bu etiketin kural dışı olduğunu düşünüyorsanız, yandaki ikona tıklayıp rapor edebilirsiniz.

pilli projeleri: pilli.com: kollektif bağımsız içerik | sosyomat.com: arkadaşını etiketle | put.io: online cloud storage