1. sosyomat hesabınızla giriş yapın.
  2. üye ol
  3. parolamı unuttum
  4. giriş

bir yılbaşı öyküsü ile ilgiliyim diyenler

toplam 4 kişi bulundu. 4 adedi gösteriliyor.


bir yılbaşı öyküsü hakkında bir yılbaşı öyküsü

~8 ahkam var.

ahkam girebilmek için, üye olmalı veya giriş yapmalısınız.

    şarap vodka ve bira içip arkadaşımın lavobosuna kusarak tıkanmasını sağlamıştım bunla hep övünürüm o lavobada 1 sene kullanılmamıştı

    query   18 Ağustos 2008 02:34   aferim     (0 puan)  |   Yk 

    blog olarak yaz. sonra bloğunun adresini etiket yap önüne gelene yapıştır
    (ulan ne akıl var bende de hee)

    BehindBlue   18 Ağustos 2008 02:12   aferim     (0 puan)  |   Yk 

    bilmem ki :)

    tevrenus   18 Ağustos 2008 02:05   aferim     (0 puan)  |   Yk 

    Tevrenus, bu öykünü sitedeki herkes okumalı, napsaktır?

    minnie mouse   18 Ağustos 2008 02:02   aferim     (1 puan)  |   Yk 

    öyküsü. metni budur:
    "Epigraf: “ I miss you but i haven’t found you yet “ Björk “ Jandarma, biz kübistiz, yalnız dostuz biz sana ! “ Evren
    31 Aralık 2004 gecesi halk arasında “ Şeytan ” olarak da bilinen Lusifer Işık Getiren ile tanıştım. Hayır, baştan alayım…
    31 Aralık 2004 benim için tıpkı diğer günler gibiydi. İlk olarak Devrimci Melankomik Gençler Birliği’ nin dört numaralı üyesi raindrop ile buluştum. Alkol katalizörlü eylem komitesinin kurucusu olan adı geçen kişiyle beraber Beşiktaş sırtlarında kurulmuş bir Ekşi Sözlük Hücre evine gittim. Tanıştırıldıktan beş dakika sonra hiçbirinin adını hatırlamayacağım insanlarla tanıştım. Biralar, ki arpa bitkisinin mayalanmasıyla elde edilen beş karbonlu bileşiklerdir, su gibi içildi o gece. Alkol duvarını aşan nesneler kütlelerine eş değer geyiğe dönüşürler şeklindeki eski fizik teorisi bir kere daha kanıtlanırken , (n) aciz yazarınız bir kere daha muhabbetten kopmuş, insanların yüzlerine bakıyor, içinden başrolünde onların olduğu hikayeler yazıyordu. Daha sonra DMGB’ nin düsturu tarafımızdan hatırlanarak kamuoyuna açık yerlerde yılbaşı gecesi ironi eylemi yapmanın birliğimizin şanına uygun olacağı kararlaştırıldı.
    Dört saat kadar ileri alalım. Kamera karanlık bir Bronx gecesine yakınlaşsın. Yok, Büyük Elma’da değiliz. Bronx adlı eğlence mekanı. Amerikan bara yaslanmış içiyordum. Biralar yarışta yerlerini tekila adlı şeffaf ve fakat yakıcı içkiye bırakmışlardı. Omuzlarımı öne doğru eğmiş, içiyor, kendi kendime düşünüyordum. Metabolizmamda alkol miktarı arttığı her zaman olduğum gibi kendimi bir roman yazabilecek kapasitede hissediyor ancak ilk cümleyi kurduğum zaman halkın henüz bu romanı okumaya hazır olmadığını keşfediyordum. Hem, maazallah bu cümleler olur da kağıda falan dökülürlerse, omuzlara alınır, televolelere çıkardım, halk önümde eski Miken krallarına yaptıkları gibi şehvetle vahşetin içiçe geçtiği tapınma törenleri düzenlerdi. Şimdi isteklerim konusunda emin değilim, ama o an, bunların hiçbirini istemiyordum. Aslında, iyi müzik dinlemek ve sarhoş olmak istiyordum. Uykunun beni yavaş yavaş sarmasını, uyumayı, rüyasız çok derin bir uykuya dalmayı istiyordum. Espri anlayışımı ya da ( göreceli olarak ) anlayışsızlığımı paylaşan bir kadınla tanışmak da iyi olabilirdi. Ama adı geçen dişican ufukta görünmüyordu. Düşüncelere dalmış bir halde cebimden sigara paketini çıkardım, içinden bir sigara aldım. Fakat ! Kahretsindi ! Ateşim yoktu. İşte o an, sol tarafımdan ( dikkat ediniz, sağdan değil) bir kol uzanarak sigaramı yaktı. Soluma doğru yavaş yavaş dönerken karşımda güzel bir kadın bulacağımı, bu kadının ömrü boyunca beni beklemiş olduğunu söyleyeceğini düşünüyor, şeker pembesi ile bok kahverengisine eşit uzaklıkta ( yani hayatla aynı renkte) bir hayatı beraber yaşayabileceğimizi kuruyordum. Heyhat, karşımdaki yaklaşık 1.80 boylarında irice, kızıla çalan sarı saçlı, tüysüz bir gençti. O an, bir ara başıma sık gelen eşcinsel uvertürlerinden birine nesne olduğumu düşündüm. Yaşından genç göstermek ve yakışıklı olmak her zaman işe yaramıyordu ( Ehm !).
    Hafifçe tedirgin bir şekilde, teşekkür ettim. Karşımdaki:
    - “ Bir şey değil, Evren.” dedi. İşbu an sarhoşlukla karışmış miyopluğun etkilerinden şüphelendiğim andı. Karşımdakine yenilenmiş bir dikkatle baktım. Şüpheyle:
    - “ Tanışıyor muyuz ? “ diye sordum.
    - “ Bir anlamda.” diye cevapladı karşımdaki. Devam ederek;
    - “ İlk otuzbirini hatırlıyor musun? Hani kardeşinin kestiği bir kadın resmini kullanmıştın. Ya zavallı Lemi’ yi dalga geçerek bakkala davul tozu ve minare gölgesi almaya yollaman.” diye ekledi.
    - Karşımdakine inanmazlıkla bakarak “ Lemi ? “ diye sordum. Karşımdakiyle Lemi arasında sarışınlık dışında benzerlik olmamakla beraber, ne olur ne olmazdı sayın okuyucular.
    Karşımdaki;
    - “ Hayır, Şeytan ! “ dedi.
    - “ S.ktir ! “ diye cevapladım. Cevapladıktan bir an sonra karşımdakinin gerçekten söylediği kişi olabilme ihtimaline karşı ne olur ne olmaz diye “ yani, bilemiyorum..” kelimelerini ekledim. Karşımdaki sadece güldü. Ve şu an burada ard arda sayamayacağım öyle hatalarımı sayıp döktü ki sayın ve sevgili okuyucular, yani bu kadar olurdu. Şüpheyi bir kenara bırakarak;
    -“ Ne istiyorsun benden ? “ diye sordum. Ne de olsa yeni dünya düzeninde yaşıyorduk ve düzenler düzülenlere ( veya tersi ) muhakkak bir taleple yaklaşıyorlardı. Karşımdaki:
    -“ Sadece bir iş teklifi yapmak istiyorum.” dedi. Çocukluğumda bana zorla yutturulan balık yağlarını andıran kaygan ve iğrenç bir sesle.
    -“ Neymiş bu teklif ? “ diye sordum şüpheyle. Bir yandan da beynimin alkolden etkilenmemiş katmanları karşımdakinin alkol kaynaklı bir varsanı olması olasılığının oldukça yüksek olduğunu diğer katmanlara bildiriyorlardı. Adı geçen katmanlara içimden sessizce susmaların söyledim, varsanı bile olsa eğlenceli bir varsanıydı.
    -“ Ruhunu bana sat! “ dedi beriki. Önerinin klişeliği karşısında ilk önce güldüm. Bardakta kalan tekilayı içtim. Üstüne, yanımdakinin barın üzerinde unuttuğu yarım birayı götürdüm. Daha sonra şeytana dönerek;
    -“ Ödeme dolarla mı yoksa euro mu veriyorsun ?” dedim.
    -“ Yaşamın karşılığı yaşamdır, ruhun karşılığı dünyadır!” diye cevapladı şeytan. “ Sana vereceklerimi görmek ister misin? “ diye de ekledi.
    - “ Tabii.” dedim. Şeytanın, sanki bir restoranda şef garsonu çağırıyormuşçasına kayıtsızca yaptığı bir el hareketiyle kendimi Çamlıca tepesinde buldum. Yolculuğumuz biraz zaman almış olmalıydı, çünkü şafak yavaş yavaş sökerken, Şehr i İstanbul’ un ışıkları tek tek sönüyordu. Hayatımda ne daha önce, ne daha sonra böyle güzel bir manzara gördüğümü hatırlamıyorum. Gördüğüm manzaranın güzelliği ayılmamı sağlarken, ayılmayla beraber Şeytan’ ın yanımda dikilmekte devam etmesi akıl sağlığımı sorgulamama devam etmeme neden oluyordu.
    Şeytan, ellerini iki yana kocaman açarak – avuçlarında çizgi yoktu – bana “ Bunu ister misin ?” diye sordu.
    - “ Nasıl yani ?” diye cevapladım. Az kalınkafalı sayılmazdım.
    -“ Sana İstanbul’ u teklif ediyorum.” dedi düşmüş melek. Ve o konuşurken onbeş milyonluk şehrin her evini ve her evin içindeki her odayı, şehrin her sakinini yakından gördüm. Kızıl ve sarı, kahverengi ve siyah – ve dahi mor ve yeşil- saçlı her yaştan kadınlar altımda kıvranarak çığlıklar attılar, sokak köşelerinde kediler miyavladı ve köpekler boyunlarını dikerek, yakınlarındakileri korkutan uluma sesleri çıkardırlar. Gökten üç Hummer düşerek, Nişantaşı civarlarında akacak ortam bulmaya çalışan üç hevesli ve yakışıklı yuppie ’ nin ölümüne neden oldu – bu bir sonraki Kumsal dergisinin flaş haberi olacaktı ve sen pazar keyfi yaparken bunu okuyacaktın -.
    Bir süre Çamlıca’da dikildim. Ufuk, ilk önce kızardı daha sonra yavaş yavaş sarardı. Uzaklarda martılar kahkahalar attılar – Hep güler martılar, Erol Taş ruhlular, ne olacak !-. Son ışık da söndü. Sevişen son çift de – kuşkusuz rüyalarında birbirlerini görecekleri- derin bir uykuya daldı. Eğlenmeye kararlı son hedonistler İstanbul’ un çeşitli köşelerindeki barlardan sallana sallana çıktı. Sana bir yılbaşı sabahı, bir tepeden baktım ey aziz İstanbul ve kuşkusuz yirmiyedi yıllık ömürümün ne ilk ne de son hatalarından birini yaparak soluma döndüm ( hep solda durur Şeytan taifesi, bunda siyasal bir anlam aramamalı ): “ Hayır! “ dedim.
    Şeytan bir an anlamamış gibi durdu. Sonra “ Neden ? “ dedi.
    - “ Ben kuşkusuz bir aptal, soyluluğa inananların sonuncusuyum.” dedim. Meleğe bakarak. Bir yandan da ebeveynlerimi bana mavi kapaklı Milliyet Çocuk Klasiklerinden bolca okuttukları için suçluyor, beş yaşındayken Pal Sokağı Çocukları ’ nın siyah beyaz versiyonuna televizyonda rastladığım sabaha lanet ediyordum.
    - “ Sen bir aptalsın! “ dedi Şeytan. Tanrı’nın çocukları, aptalları ve sarhoşları koruduğu söylenir ve ben en son sevdiceğimin söylediğine göre bunlar içinde ilk gruba giriyorum. Ama o an için üçüncü veya ikinci gruba da girebilirdim sanırım.
    “ Evet” dedim. “Ama en azından ilkeli bir aptalım.” Bu sözler üzerine düşmüş melek, Milton’ a körlüğünde yoldaşlık etmiş olan, şafak getiren, ışığın kaynağı Pof! Diye bir ses çıkararak kayboldu. Sadece güneş ve ben kaldık yepyeni bir yılın ilk şafağında. Bir kedi yanıma sokuldu. Kulağının arkasını okşadım. Minnetle sırtını kamburlaştırdı. İstanbul’ a bir defa daha baktım. Sonra sırtımı döndüm. Tepeden aşağı uzun ve yalnız inişime başladım. Kedi ardımda kaldı. Sen ardımda kaldın. Şeytan ardımda kaldı. Güneş sırtımı ısıttı. Geriye bu kelimeler – bir de İstanbul - kaldı."

    tevrenus   18 Ağustos 2008 01:36   aferim     (4 puan)  |   Yk 

    bulamıyorum bulamıyorum derken bugün muradıma erdim!ilgilenenlerin kadıköy nazım hikmet kültür evine başvurmaları tavsiye olunur!

    enchantressezgi   05 Nisan 2008 22:32   aferim     (0 puan)  |   Yk 

    2kere okuduğum kendimi her saldığımda aklıma gelen çok güzel bi kitap ...biara tüm arkadaşalarıma birer tane almayı düşündüğüm ama hiç biyerde bulamadığım güzel eser

    enchantressezgi   02 Nisan 2008 17:18   aferim     (0 puan)  |   Yk 

    vladimir dutintsev in hikayesi okunmalı hararetle tavsiye ederim()

    stenka razin   07 Ocak 2007 07:14   aferim     (0 puan)  |   Yk 

ahkam girebilmek için, üye olmalı veya giriş yapmalısınız.
 
etiketler; üzerimize yapıştırabildiğimiz, bizi tanımlayan ve/ya ilgili olduğumuz konuları gösteren terimlerdir.

bu etiket ile görülen ilk kişi(?) :stenka razin

bu etiketi açan kişi(?) : stenka razin

Etiket-radyoaktif-ghost bu etiketin kural dışı olduğunu düşünüyorsanız, yandaki ikona tıklayıp rapor edebilirsiniz.