toplam 27 kişi bulundu. 20 adedi gösteriliyor.
| tuttum | kaziklubey |
| tuttum | zinedine |
| tuttum | jokker |
| tuttum | caliban |
| tuttum | shahname |
| tuttum | fantasticvolk |
| tuttum | zefirus |
| tuttum | ankha27 |
| tuttum | izmirian |
| tuttum | ecco |
| tuttum | mrthabtsy |
| tuttum | kuduz kedi |
| tuttum | requiem for a dream |
| tuttum | anarchyflowers |
| tuttum | yeno |
| tuttum | eurus |
| tuttum | jiletlipasta |
| tuttum | talulah |
| tuttum | Burtonesk |
| tuttum | blindwino |
~22 ahkam var. 1 2 önceki sayfa »
büyük beklentiler içinde izledim.Belkide beklendim çok büyük olduğu için aşırı büyük bulmadım filmi ama yinede güzeldi
lunapark'taki kız götürme sahnesi ve finalindeki çatıdan atlama aklıma ilk gelenler. birde birdy misali bir arkadasınız varsa eğer hayat baya zor olabilmekte.
her yönüyle kalite film. yönetmen alan parker sanatının doruklarında gezmiş, inanılmaz görüntülere imza atmış. nicholas cage filmin çoğunda sargılı bir yüzle görünmesine rağmen sesini ve vücudunu harika kullanmış. matthew modine'e söyleyecek laf bulamıyorum. senaryo ise ustaca, savaş sahnelerini bu kadar az gösterip de savaşı bu kadar ağır eleştiren bir film yapmak gerçekten takdire şayan. dikkat ettim de her cümlede abartı sanatını kullanmışım, o da bu filmin güzelliği olsun.
filmin en sıcak yanlarından biri al ve birdy arasındaki sıkı dostluk. al gibi karı kız peşindeki birinin birdy gibi ezik biriyle takılması şaşırtıcı iken bir de üstüne al, birdy'nin resmen koruyucu meleği rolünü üstleniyor. filmde de dediği gibi "birdy'i ne zaman kurtarmaya çalışsa bir şekilde kendisi zarar görüyor." birdy ise aklı fikri kuşlarda, özgürlükte, naiflikte olan biri. okuldaki sunumu için yaptığı uçak maketi ise çok başarılı olmuş. gün geliyor birdy vietnam'a savaşa gönderiliyor. yaşadığı şiddet ve stres dolu anlardan sonra kendi kabuğuna çekiliyor. önceden hayal ettiği gibi kendini kafese konmuş bir kuş gibi hissediyor. birdy'nin savaşla işi olmaz zaten, o kuş gibi özgür, keyfine göre hareket eden, kimseye zarar vermeyen biri olmak istiyor. belki de aradığı huzuru tutulduğu odada buluyor. aslında durumundan gayet de memnun. savaştan yüzü sargılı dönen al ise doktorun emriyle birdy'e yardım etmeye başlıyor. birdy'e anılarını hatırlatırken biz de bu iki dostun geçmişine tanık oluyoruz. filmin son kısmında al'ın birdy'e yaptığı konuşma zaten filmdeki herşeyi açıkça özetliyor.
copy paste'in hastasıyım ama napalım filmin en can alıcı repliklerini yazmadan olmazdı:
"they got the best of us, birdy.
we're both totally screwed up.
we haven't had anything to do with making our own lives. fuck!
i was always so damned sure about being myself and how nobody was going to make me do anything i didn't want.
and now, here i am.
they finish you off with a discharge or put you on a casualty list.
it doesn't matter how special you are or were.
i feel like one of those dogs nobody wanted, remember?
you know, when that shell went off in my face l could smell burning flesh.
and it was crazy because the smell was so sweet so familiar.
then i realized that it was my own skin that was frying.
and i couldn't even touch the pain.
i don't even know what i look like anymore.
i don't know if it's me under these bandages or what some army meat-cutter thinks is me.
i don't want a patched-up, instant-pity excuse for a face.
i just want it to be ai under here.
not some sewn-together freak mask.
shit!
what's so great about their fucking world anyway?
we'll just stay here and keep the hell out of it.
i don't have to go get these bandages off.
i figured out what you're doing.
you're right.
we should just hide out and not talk with anybody.
and every so often go crazy and run up the wall and spit!
and throw shit at them, like the loony across the hall!
that's what we can do.
that's what we can do."
ve birdy sonunda konuşur:
"sometimes you're so full of shit."
ilk izlediğimde deli gibi ağladığım bir filmdir. ikinci izlediğimde daha sakindim. bana göre herkeste aynı etkiyi yapmayacak olan, ama etkilemiş olanların da izlediği en iyi filmler arasına girebilecek kadar bir film. özlemişim, bu sıra izlesem iyi olur.
hakkında yazılmış ve http://burtonesk.sosyomat.com/'in de gönderme yapmış olduğu yazım için burdan:
http://gercekustucuhayat.azbuz.com/readArticle.jsp?objectID=5000000005162820
süper bir filmdir nicolas cage gençlik zmanları. ne günlerdi be.
çok güzel bi kahveydi ya artık hiç bi yerde göremiyorum
rivayete göre ki bana hurafe gibi geliyor kutusunun yapımında uzay teknolojisi kullanılmış
nasıl dimeyin öle yazıyor astronotlara da bu kutular içinde meşrubat gitmekteymiş :S
izlenmelidir.. sonrasında bir müddet reellikten kopartan filmlerdendir.. sürekli reellikten kopartanı yapılınca tarafımca bu dünya bırakılıp kopartan filmde bir karakter oyuncusu olarak hayat sürdürülecektir..
Yaşı ilerledikçe kalitesini yükselteceğine hızla düşüren Nicholas Cage'in en güzel filmi
Seksenler sinemasının en önemli
yapıtlarından...
William Wharton’un kitabından Alan Parker tarafından beyazperdeye uyarlanan ve Vietnam savaşı öncesi ve daha çok sonrasına yayılan ödünsüz,gerçek bir arkadaşlığa dair anlatılan en güzel şiir.
Savaş öncesi zamanlarda Birdy, özgürlük ve kuş olmak gibi sanrılarla kendisini kuşların yerine koyar. Bu empati, giderek zararlı bir hal alır ve savaştan yaralı dönen dostu Al, Birdy’i tıpkı kendisini yerine koyduğu bir kuş gibi çaresiz içine hapsedilmiş kafesten, yani hastaneden ve içinde bulunduğu bu durumdan kurtarmaya çalışır. Kısaca böyle
özetlenebilecek fakat kendisi çok da kolay anlatılmayacak spiritüel bir başyapıt.
Birdy’i ilk kez seksenler başlarında Trt1’ deki sansürlü bir kopyasıyla keşfettim. Zamanın gazetelerinin oldukça adaletsiz ve hiç de zarif olmayan tanımlarıyla film “eşcinsel iki kişinin hikayesi” olarak adlandırılmıştı. Fakat izlendiğinde hiç de öyle olmadığı, aksine gerçek arkadaşlıkla ilgili çok güçlü bir hikaye olduğu görülür...
Ayrıca Birdy, Alan Parker filmografisinin de doruklarından bence; hele ki Türkiye’de dvdsi hala yayımlanmamış ve yayımlanacağı da belli olmayan Midnight Express vakası halen tazeyken,Parker’ın bu vukuatını da affettiren tek filmi, Birdy.
Şimdilerde ardı ardına büyük projelerde oynayan ve artık bana kendisini izleme keyfini nedense hiç vermeyen Nicholas Cage burada çok içten oynuyor, buradaki oyunculuğunu şimdiki Cage’lere her zaman tercih ederim...ayrıca Mathew Modine’ i ne zaman yeniden ve iyi bir filmde göreceğimi de merak ediyorum, tıpkı burdaki gibi. Soundtrackiyle de istisna bir film Birdy, çünkü müzikler çok uzun bir zaman önce popülerlik kulvarından elini ayağını çekip dünya müziğine yelken açan Peter Gabriel’ a ait. En az film kadar duyarlı, muhteşem notalar ve altyapısıyla Seksenlere; dramatik yapısıyla ise tüm zamanlara ait bir havası var...
Filmden aklımda kalan en güçlü imge; Birdy’nin hastane odasındaki tek pencerenin altında kendini tamamen olmak istediği varlık olan kuşun yerine koyarak çırılçıplak durduğu ve aynı zamanda dvd baskısının kapağını da süsleyen sahne ki, bu en güçlü olanı. Diğerleriyse; Birdy’nin fabrika çatısından aşağı kuş olup kendini bırakışı, pencerenin sıkışarak Birdy’nin çok sevdiği kuşun bir türlü açılamayan cama çarpıp ölmesi,ayrıca çok da şaşaalı sahnelere gerek olmadan da savaşın anlamsızlığını yaşatan savaş karşıtı Vietnam sahneleri.Tabii tüm bunlar dışında filmin temelini oluşturan ve en can acıtan tüm sahneler de; film boyunca iki arkadaş Birdy ile Alfonso’nun hastanede geçen günlerinde Alfonso’nun Birdy’ye ulaşabilmek için binbir yolu denediği zamanlara ait olanlar.
Birdy ile ilgili okuduğum eleştirilerden aklımda kalan en anlamlısını ise uzun süre önce bir kenara not etmiştim, lazım olur da gün gelince paylaşırım diye, işte şimdi tam sırası:
“ Hep "dışarı"daki kuşları
kovalamaktan, "içeri"deki kanatsız kuşları görmeye, sezmeye yeltenmediğimiz zamanlara ithaf olunmuş bir başyapıt. Kurdun Küçük Prens'e alimane söylediği "göz, hiçbir şeyin özünü göremez!", saptamasını "göz görür de kişi, kendi gerçeğinin içinde yaşamayı ne kadar katlanılır bulur?" sorusuna dönüştüren, yanıtını da kuş lisanında veren bir yapıt...
Sırf konacak bir yer bulamamaktan çekindiği için uçmaya yeltenmeyenlerin, kendini karşısındaki ile var edenlerin, ışıklar sönünce sağnaktan korkanların ruhlarını kurtarabilecek tek film..."
Ve Birdy benim için artık bir genç olmaya adım atışımın en önemli dönemi olan seksenlerin ve tüm zamanların en yalansız ve gerçek hikayelerinden birisi, tıpkı gerçek dostluklar gibi...
Filmi izledikten sonra yazdığım, içimdekileri tutamayıp adete haykırdığım içimizdeki sonsuzluk için...
BİRDY
Yeminleri dillerden düşmeyen ağızların,
Bitmeyen sakızlarından sıkıldı çocuk ,
rüzgarlara açıp kollarını kuşların taklidini yaptı,
Ama uçamazdı,
Anladığında iki uzun kolun uçmaya yaramadığını,
Vazgeçti bu sevdadan ,
Yokuş aşşagı koçup rüzgarın bedenine vuruşunu hissetmek,
Hafiflemek demekti kuşlar gibi kendini izole etmek tüm bu olanlardan,
Sonra o sözcükleri serdi önüne zaman yada zaman sözcüklerini seçti,
Kuşlar gibi hakim olamasada tüm olanlara kuş bakışı,
İnsanca uçmaktı yazmak,
Uçurmadan akıllarda kalmayan yüreklerin kayıtlarını,
Kalplere ferman salmaktı uçmak..
matthew modine'in kuş olup uçarak gönlümüze konduğu, nicholas cage'in adaptation'la birlikte en güzel oyunculuğunu çıkardığı bir alan parker şaheseri...
film bir yandan vietnam savaşı sonrası örtbas edilen psikolojik bozukluklara değinirken diğer yandan çok naif bir dostluk öyküsü sunuyor.
atilla dorsay anlatımı gibi olduğunun farkındayım ama idare ediverin...