toplam 19 kişi bulundu. 19 adedi gösteriliyor.
| tuttum | vagabonde |
| tuttum | OnurTimmons |
| tuttum | atsinaa |
| tuttum | 1outof6billion |
| tuttum | frau doll |
| tuttum | badlydrawngirl |
| tuttum | Sayfodias |
| tuttum | sctlms |
| tuttum | kalim |
| tuttum | Norma Jean |
| tuttum | festinalente |
| tuttum | der kritiker |
| tuttum | ZEPtheoriginal |
| tuttum | malange |
| tuttum | alycone |
| tuttum | timeisnahonyourside |
| tuttum | batum the saat |
| tuttum | 232 |
| tuttum | isis |
~14 ahkam var.
Geçen mayısta Brüksel lahanası yemeği yapıyordum evde, Messenger'da Erasmus için Almanya'ya gitmiş bi arkadaşım çevrimiçi olmuş; ''Naber len?'' diye laf attım, ''N'olsun len, Brüksel'deyim geziyorum.'' dedi. Ben de ''Aa ben de Brüksel lahanası yemeği yapıyordum ''dedim. Bu kadar. Haha.
Hayatımın en güzel gypsy, jazz ve blues müziklerini Brüksel'deki barlarda, konservatuvar öğrencilerinden dinledim. Doğru yerleri bulduktan sonra inanılmaz bir sanat ve estetik şehri. Diğer ıvır zıvırları anlatmayı geçiyorum. Uğrayınca muhakkak Flaman ve Valon muhabbetini bir bilenden dinleyin.
son bi ekleme!
genelde ankara kadar durağan olan bu şehirde aksiyon bulabileceğiniz zaman milli maçlardır, adolf max caddesi trafiğe kapatılır ve ogün hangi ülke galip geldiyse araba konvoyu oluşturur ve saatlerce caddeyi çılgınca turlarlar!
caddeye bakan ve favori yerlerden biri sayılan irish pub'un balkonuna erkenden kurulup bu tantanayı izlemek zevklidir.
avrupanın diğer kentlerine oranla halkı en acayip (her yürüdüğümde yanıma arabaların çekmesi dışında pardesülü gözlüklü takım elbiseli tombalak bi amca yolda beni öptü şak diye daha noolsun) kenti. tuvaletleri her daim domuz kokar. feci bişey! Central Station'dan güneye doğru bi durak öncesi bi banliyösü vardır. orda da bi küçük red light muhiti var.
buarada Grand Platz'da çok güzel Kwak biraları içebilir, geceleri (çarşambaları heryerde gay gecesi aklınızda bulunsun) mesela sfenks gibi mekanlarda çok şahane kokteyller tadabilirsiniz.
bi de dantelleriyle ünlüdür, işeyen çocuk heykelini görmeniz şarttır, ama uyariyim çok minicik bi heykel. sonra vay beni uyarmadılar demeyin.
tupperware'in merkezidir. alışveriş yapmak içinse brükselden çıkıp Antwerpen'e gitmeniz lazım. muhteşem bi alışveriş şehri! ortaçağdan kalma ve rapunzelin şatosu olduğu iddia edilen eski şatoyu ve daha ne biçim tarihi güzellikleri görmek için Brugge'ye gidiniz.
avenue rogier'de kaldığım süre boyunca her gün "arko kremli berber"in, suratsız mahalle bakkalı amcanın ve çeşitli kebapçıların önünden geçtim.
ama en ilginci türk mahallesinde çalışıpta, ne türkçe ne de ingilizce bilen faslı kontörlü telefoncu çocukla hergün inatla türkçe konuşmaya çalışmamdı. tam türk tipi vardı ben naapiyim :D
ankara. paki denen night shopları var ve bunlar gecenin geç saatlerine kadar açık, bu bir artısı. çizgi roman manyakları için çok zengin dükkanları var bu da bir artı. tayvan mutfağıyla tanışmam bu şehirde oldu, çok lezzetliydi masadaki herşey ama bu şehrin artısı mı tayvan mutfağının mı bilemedim.. sonuç olarak 3 gece 4 gün kaldım brükselde ve tamam ölmedim sıkıntıdan ama arkadaşlarım olmasaydı ölebilirdim. tam biz dönerken güneş açtı şehir bi güzelleşti, güneşli bir günde açık havada oturup kirazlı bira içmek eminim muhteşem keyiflidir ama bize nasip olmadı bu da bizim bi eksimiz olsun.
neredeyse bütün taksiler kürt kökenli adamlar tarafından işletilir
türk sanıp türkçe konuşmaya başladıında ise "yakında hepiniz kürtçe öörenmek zorunda kalacaksınız hehe" gibi espriler yapabilirler
brükselin en güzel yanlarından biri insanlarının,esafın bi çok dili konuşabilio olması...çok medeni ve kesinlikle tertemiz bi şehir...
Avrupa'nın her yerini görmedim, en medeni yeri olup olmadığını bilemiyorum. Ancak ilginçtir, bu Brüksel denen şehrin tavanı vardır.
Topografik yapı itibariyle hiç bir ilgi çekici özelliği bulunmadığı gibi dümdüz oluşu ve iklimi nedeniyle "dışarıdayken bile içeride" hissiyatına sebep olmaktadır. Diyelim İstanbul'dan Nisan ayında günlük güneşlik bir havada uçağa bindiniz. Brüksel semalarına vardınız, hava hala günlük güneşlik. Uçak alçalmaya başladı "hoop dışarısı flulaştı noluyor lan" demeye kalmadan tavanı aşmış bulunmaktasınız. Abartmıyorum, Haziran-Temmuz ayları hariç neredeyse tüm yıl içerdesiniz artık.
Her şeyden ders çıkaran, tüm doğa olaylarına kozmik bir anlam yükleme eğilimi taşıyan bir sahış "al işte bak hiç bir şey göründüğü gibi değil, AllAh'ın işine akıl sır ermez" yorumunda bulunabilir. Fekat, Brüksel aynı göründüğü gibidir işte. İlginç mimarisi, kendine özgü bir havası vardır. Yine de, doğma büyüme Brükselli'lerin de hemfikir olduğu gerçek, şehri en iyi tanımlayan sıfatın sıkıcı olduğudur.
Yanlış anlaşılmasın bu sıkıcılık Brüksel'de çok sıkılacaksınız, sakkın gitmeyin anlamına gelmiyor. Yanlızca, ola ki sıkılmaya müsaitsiniz Brüksel aradığınız şehir değil. Yoksa ben iyi zaman geçirdiydim mesela. Gece hayatı falan olmayan, kendi halinde münzevi bir insan olmama karşın. Yeter ki insan onu neyin mutlu ettiğini bilsin değil mi ama? Beni koysan Cicely, Alaska'ya (Roslyn, Seattle diyelim daha doğru olsun) orada da gül gibi yaşar, flora ve faunayla haşır neşir olur, rakun falan beslerim ne bileyim.
Neyse Brüksel'e dönelim. Grand Place ve Victor Horta'nın şehre serpiştirilmiş Art Nouveau mimarisi gibi turistik mekanları geçtim, Gare du Midi çevresidir en ilgi çeken tarafı. Buralarda Kuzey Afrikalı ağırlıklı olmak üzere göçmenler ağırlıklı olarak ikamet ederler. Haftasonları Pazar kurulur, nispeten yoksul ve hareketli bir yerdir. Spektrumun diğer ucu ise Avenue Louise'den aşağı taa Av. Franklin Roosevelt'in sonuna kadar İxelles olarak geçen kısımda görülebilir. Gare du nord çevresinde, yine göçmen mahalleleri ve genelevler bulunur.
Scharbeek ise bildiğiniz Türk mahallesidir. Burada marketlerden (bakkallardan?) Ülker gofret olsun, çubuk kraker olsun çeşitli ihtiyaçlarınızı karşılayabilirsiniz. Benim kişisel fikrim bu tüketim malzemelerinin ihtiyaç mertebesine yükselmesinde sıla hasretinin önemli bir rol oynadığı yönünde. Yoksa her köşebaşında Belçika çikolatasının envai çeşidini bulmak mümkünken akıllı insan neden kıçıkırık Ülker gofrete meyletsin?
Yine bu mahallede "Arko kremli berber", Beko bayii ve üzülerek söylüyorum ki bir Fenerium mağazası da bulunmaktadır. Schaarbek nüfusunun genelini Afyon Emirdağlılar oluşturmaktadır. Hatta bazı Belçikalı'ların bu nüfus yoğunluğundan dolayı Türkiye'nin başkentini Emirdağ sandığı söylenir. Son olarak Scharbeek'e gitmek, zaman tüneline girmek gibi birşeydir. Bu mahallede gazino kültürü gibi Türkiye'de yok olmaya yüz tutmuş bazı olgulara yaygın şekilde rastlanabilmektedir.
Brüksel denince toplu taşımadan bahsetmeden olmaz. Brüksel'in toplu taşıma sistemi tramvay, otobüs veiki hatlı metro altyapısına dayanmaktadır. Metro veya tramvaya binerken bilet sorulmaz. Kendi biletinizi makinaya damgalatmanız beklenir. Bu nedenle bilet almadan da toplu taşımayı kullanabilirsiniz. Ancak, şansınız yağver gitmez ve rastgele yapılan bir kontrole rastlarsanız yüklü bir mebla ceza yersiniz.
Brüksel'i hatırlarken Schuiten'in çizimleri gelir aklıma. Sanki Brüksel biraz gayret etse öyle olacakmış gibi. Brüksel'i olmak istedikleri için severim diye bir Holywood bitirişi yapayım mı?
Avrupa'nın ortasında diğer başkentlere göre nispeten küçük ama her şeyi her şekilde bulabileceğiniz ve artık bir kıtanın başkentliğine aday, güzel bir yılımın geçtiği yer.