ben de bulamamıştım yaa saolsun tee italyalardan bi arkadaşım gönderdi hediye olaraktan hatta bununla da kalmadı bi de Roman Holiday'i yolladı arkası sıra,çok saolsun pek şekerce :u
Elizabeth Doolittle (My Fair Lady)'ı da vaktiyle trt2'de izlemiştim,Funny Face'i de Business Channel verdi,şayet izlemediysen Funny Face'i de ısrarla tavsiye ederim mattacım
Amerikan modern edebiyatı ve de Amerikan Kültürünün yüzaklarından olan Truman Capote romanından beyazperdeye uyarlanan belki de en klas romantik komedi...
Bence film aslında romantik komedi klişesiyle nitelendirilebilecek gibi değil. Hayatlarına devam edebilmek için, zorunlu olarak bazı bedeller ödemek durumunda kalan iki genç New York’ lunun altmışlar Manhattan fonunda kesişen yollarını anlatan romantik, komik ama çokca da hüzünlü öyküsüdür Breakfast At Tiffany’s. Holy Golightly zengin koca umuduyla partilerde boy gösterirken, yetenekli ve genç yazar Paul Varjack ise yazar olabilmek için jigololuk yapar....
Film basit ve karakterler de günümüz romantik komedilerinde rastlayabileceğimiz kadar tanıdık gelse de bu filmlerle Breakfast At Tiffany’s arasındaki temel fark, günümüz romantik komedilerinin hemen tüketilecek kadar sığ oluşuna karşın Breakfast At Tifany’s defalarca izlenebilecek kadar zengin bir edebi ve görsel malzemeyle dolu oluşudur
ve barındırdığı o karşı konulamaz sinemasal cazibeyle, her defasında yine keyifle izlenen bir modern klasiktir....
Holy Golightly aslında Truman Capote’ dir. Capote kendisini başrole yerleştirmiş, fakat böyle bir aşkı o zamanın toplum kuralları içinde kimse kabul etmez ve kitap bir fiyasko olur diye Golightly, son anda yapılan bir manevra ile Miss.Golightly olmuştur diye okumuştum bir zamanlar biryerlerde...
Olabilir, belki de Holy Golightly gerçekten de Mr. Capote’ dir, kimbilir?...
"How do I look?"
Filmin en bilindik repliklerindendir ve yanıtı tabii ki, “Muhteşemsiniz Miss. Hepburn” olmalıdır. Evet, filmde kullanılan tüm kostümler tüm zamanların zerafet ve klas sembolü modacısı Hubert De Givenchy’nin klas ve zarif tasarımları olup, bu yönüyle de Hollywood’da bir Audrey Hepburn stilini başlatan filmdir Breakfast At Tiffany’s...
Holy Golightly filmin bir sahnesinde balkonda elinde gitarla bir şarkı söyler, şarkının adı “Moonriver” dır. Moonriver bu film için yazılmış ve ilk kez bu filmde yorumlanmıştır. Hatta Paramount tarafından tutmaz diye filmden çıkarılmak istenen fakat, Audrey Hepburn’ ün karşı gelerek diretmesiyle filmde kendine yer bulabilen Moonriver, o yılki Oscarlarda en iyi tema şarkısı dalında Oscar kazanmıştır...ve daha sonra Frank Sinatra’dan günümüze yüzlerce yorumcu tarafından seslendirilerek bir klasik olmuştur...
Ayrıca filmin finali de yıllar sonra bizi ziyaret etmiştir; Steven Spielberg’ in Minority Report’ undaki alışveriş merkezinde geçen sahne Breakfast At Tiffany’s e selam gönderir uzaktan... Tom Cruise ve Samantha Morton birbirlerine sarılarak yürürlerken fonda yağmur ve Moonriver vardır, aynen Breakfast At Tiffany’s de olduğu gibi...Yalnız bir farkla, Tiffany’nin finali her zaman daha anlamlı, yürek yakıcı fakat mutlu bir finaldir..
Google’ da da Audrey hepburn resmi aramaya kalksanız, karşınıza çoğunlukla Breakfast At Tiffany’s deki zarif ve kırılgan Miss. Holy Golightly resimleri gelir...Hepburn daha sonra çoğunlukla Miss. Golightly olarak hafızalarda yer edecektir..Ayrıca ilk defa bir film bir marka ile yanyana gelmiş ve bu beraberlikten dünyaca ünlü Tiffany&Co. Şirketi çok ama çok kazançlı çıkmış, filmle birlikte ünü tüm dünyaya yayılmış ve daha da bilinir olmuştur. Bugünlerde Sel yayıncılık, Truman Capote’nin tüm öykülerini biraraya getirdi ve bir kitap olarak piyasaya çıkardı..Sel yayıncılık bu kitaptan önce de Soğukkanlılıkla (In Cold Blood) ve Tiffany’de Kahvaltı’yı (Breakfast At Tiffany’s) Türkiye’de bizlerin beğenisine sundu...
Tüm zamanların en zarif ve güzel kadını seçilen muhteşem bir oyuncu, çok iyi bir senaryo ve bir o kadar da iyi bir yöetmenden tazeliğiyle yıllara meydan okuyan, içerdiği çoğu romantik ve kimi hüzünlü anlarıyla da bazılarımız için çok da özel olabilecek bir modern klasik....
Rüya: "...Bir sabah Tiffany’de kahvaltı, Miss.Golightly ile... Neden olmasın?... keşke!"