toplam 43 kişi bulundu. 20 adedi gösteriliyor.
| tuttum | morussev |
| tuttum | lilythechili |
| tuttum | Nik0 |
| tuttum | mcenk |
| tuttum | puredevil |
| tuttum | ONEAL |
| tuttum | Andremoria |
| tuttum | reziclebmet omem |
| tuttum | 1981 |
| tuttum | MaeNeD |
| tuttum | slick |
| tuttum | jamesdeann |
| tuttum | weeping meadow |
| tuttum | Hel |
| tuttum | resusman |
| tuttum | DpZ CHEF |
| tuttum | fufufiyemiyemiyefu |
| tuttum | niyan |
| tuttum | so real |
| tuttum | applesauce |
~33 ahkam var. 1 2 önceki sayfa »
Böyle patrona can kurban...Dünyanın en seksi 'We Are the World' diyen kişisi...
GÜREŞÇİ
Bir tarlada mutlu ve özgür dolanan şu midilliyi gördün mü?
Yoktur ya pek bir numarası, varsa da anca bir,
İşte bendim o gördüğün
Görmüşsen midilliyi…
Sokaktan aşağı seğirten şu köpeği gördün mü?
Tutmuş yolu giden şu tek bacaklıyı hani
İşte bendim o gördüğün
Görmüşsen köpeği…
Beni görmüşsün demek,
Benim…
Gelip her kapının önüne;
Öylece ayakta dikilirim
Beni görmüşsün demek
Benim…
Eksilip biraz daha her uğrakta;
Yola devam ederim
Beni görmüşsün demek- bakma halime
Seni yine de gülümsetebilirim var mısın bahse?
Kanım yeri öpünce gülümsetebilirim seni
Daha ne istersin söyle bakalım dostum.
Söyle bakalım daha da ister misin?
Varı yoğu içine basılı şu sapı-samanı-tozu
Gördüysen bir bostan korkuluğu,
Beni görmüşsün demek
Yumruğunu savurur; anca şu yele,
Gördüysen tek kollu bir adam,
Beni görmüşsün demek
Serbest figürlerinde dans etmeye çalışan
Gördüysen tek bacaklı bir adam,
Beni görmüşsün demek...
Ben bu şeylerle var oldum, bakarım yoluma
Bu yer evim değil benim… kalamam burada
Kırık kemiklerdedir, etimde çürüklerdedir tek vefa
Beni görmüşsün demek- bakma halime
Seni yine de gülümsetebilirim var mısın bahse?
Kanım yeri öpünce gülümsetebilirim seni
Daha ne istersin söyle bakalım dostum.
Söyle bakalım daha ister misin?
The WRESTLER
Ozan: Bruce Springsteen
Çev.: Elif Ö. POLAT
öğleden önce dinlenecek şarkıları var, öğleden sonra dinlenecek şarkıları var.
öğleden sonra dinlenecek olanlar da akşam şarkıları ve gecenin bir yarısı şarkıları diye ikiye ayrılır.
her ne kadar born in the usa sarkısı aslında gozuktugu gibi olmasa da, yani/ya da protest olmasına ragmen, donemin baskan adaylarından bi tanesi bakın bakın gencler ne guzel amerikan sarkısı yazıyor, amerikayı seviyolar amerikalıyız biz hey hey diyerek secim kampanyasında kullanmıştır bu sarkıyı...yazıktır bruce amcaya
Nüfuz etmesi biraz zor, ama alışınca bırakması daha da zor. "Sade vatandaşın" şiirsel hiçbir tarafı olmayan hayatını bir şiire dönüştürmüştür bu adam. Belki de hepimizin içinde hiç gerçekleşmeyecek tüm hayallerin sesi olmuştur...
Çok içli bir ahkam oldu belki ama bu adam bunları düşündürüyor bana. Size son olarak New Jersey dolaylarından bir Bruce Springsteen türküsü çığırayım: Thunder Road (Nick Horny'nin kendi hesabıyla hayatında en çok dinlediğini tahmin ettiği şarkıymış bu).
Dış kapı kapanıyor, Mary'nin elbisesi dalgalanıyor
Bir hayal gibi verandadan dansederek geçiyor
Roy Orbison radyoda "Sadece yalnızlar için" diyor ("for the lonely")
O benim, ve sadece seni istiyorum
Beni evime gönderme,
Sensiz kendimle tekrar yüzleşemem
İçeri de girme
Neden burada olduğumu biliyorsun
Korkuyorsun ve artık o kadar genç değilizdir diye düşünüyorsun
Biraz gecenin sihrine güven
Afet olmasan da benim için güzelsin
...
Ne yapabiliriz ki
Camı açıp rüzgara saçlarını dağıttırmaktan başka
Gece açılıyor önümüzde
Bu iki şeritli yol bizi heryere götürebilir
Son bir şansımız var gerçekleştirmek için
Kanatlarımızı tekerleklerle değiştirmek için
Cennet ileride bekliyor
Tut elimden
Düşlerin ülkesine yol çıkıyoruz bu gece
OOOOOOOO gökgürültüsü yolu
oooo oooo thunder road
asıl lakabı "doktor"dur. doctor zoom & the sonic boom isimli ilk dönem gurubundan gelen bir tür zorunluluk. bu zorunluluk meselesi, amerikan kültünün çevre kasaba mitolojisi ile alakalı. bir çok amerikalı genelde doğduğu kasabanın dışına çıkmamıştır, merak bile etmemiştir. ilişkiler kendini besleyerek gelişir böyle ortamlarda. springsteen'in yıllar sonra tekrar jersey'ye taşınmasının nedenide bu aslında. çocuklarını "mahale" kültüründen mahrum etmemek, kasabını, berberini, bakkalını tanıdığı, iki kelime ettiği bir açıklıkta günü geceye çevirmek. böyle bir bağlantının içinde "lakap" meselesinin bir tür zorunluluk olduğu görülüyor. mesela bu noktada steve van zandt'ın lakabı "miami" dir. çünkü steve günün birinde miami'ye gitmiş ve günler sonra üzerinde bir hawai gömlekle geri dönmüş-ashbury ortamlarında pek miami'ye giden olmadığı için bu lakap kesin hatlarıyla, o saniye kendini açık edecek içsel gücü bulmuş. ashbury'de o günlerde en çok kullanıla lakap ise "bücür"müş. hemen hemen herkese bücür denirmiş; farkı yaratan ise bücürün diğer özellikleri, boyu sakalı filanmış; "büyük bücür.", "küçük bücür.", "siyah bücür" gibi. springsteen'in "patron" lakabını alması ise; gurup üyelerine her hafta ödeme yapmasıyla ilişkili. benim en hoşuma giden springsteen anısı ise, nihayet john hammond için çalması-bitter hand'de yer bulamayınca gaslight'a gitmişti; en sevdiğim yeni dönem guruplardan 'the gaslight anthem' adını buradan alır. bunun dışında 11 eylül saldırılarından sonra, bir otoparkta yanına yanaşan aracın camı açılır ve orta yaşlı bir adam: "we need you bruce." deyip, cevabı dinlemeden gazlar. "the rising" birazda böyle oluşur. bu hikaye ve aslında tüm külliyat bana; çocukken kendi mahalemde yaşadığım bir olayı işaret eder. "cattin" lakaplı (o dönemden aklımda kalan bazı lakaplar: nana turan, götçük, ezo ahmet, sarı fırtına güney-direk o döneme damgasını vuran metin tekin'den arak, bize zorla empoze ettiği bir lakaptı bu güney'in), yaz, kış atlettle dolaşan bir abiyle ilgili köşeleri çatlak bir efsane, yaşarken/yaşlanırken o günlerin içinde-kapıyı çalıp kaçan bir hikaye. (bu arada bu atlet olayı, doğduğu yerin [kars filan galiba] çok soğuk olmasıyla ilişkili. istanbul her şekilde sıcak geliyordu cattin'e.) 1997'nin kara teslim olmuş günlerinden birinde cattin; üzerinde ki kolsuz atletle topağacı'ndan nişantaşı'na doğru yürüyor, aniden siyah camlı lacivert bir cip, beyaza bulanmış gecenin kıyısında cattin'in yürüyüş kulvarını bölüyor, arabanın camı açılıyor ve cattin'in hiç bir yere varmayan bir bilordo oyununda anlattığı üzere camın ardında hülya avşar beliriyor, ve: "üşümüyormusunuz bu soğukta. yani kıyafete ihtiyacınız varsa, para filan..." cattin; hülya'nın cümlesini tamamlamasını beklemeden: "sen televizyonda üstünü, başını açıyorsun; ben sana karışıyormuyum." cevabını patlatıp yoluna devam ediyor. işte; bu tür palavra hikayelerin parıldadığı her yerde, belirli insanlara çok "amerikan" gözüken springsteen müziği formunu değiştiriyor. yerelleşiyor. bu lakap olayı, bu kült, meseleyi müzikten bir kaç salise önce yerelleştirerek sana yolu açıyor. ister "hungry heart" la anla sana karşı titreyen hissimi, ister "take' em as they come" la kabuk değiştiren gecenin bizi süzen ırkçı gözlerine bağla tüm yolunda gitmeyen nefesi. her şey "the promise" da olduğu gibi güneşi, ve ardından nihayet yağmuru özlüyor. şeytan ve toz, dünyanın bölündüğü yerde, bir nehrin kıyısında, bizim aslında olmamız gereken kişi olmamızı bekliyor. ve o an, yarım adım daha yaklaşıyoruz gerçeğe, kendimize ve daha iyi günlere...
son albümü magic ile aramıza geri döndü.
hernekadar sarı telecaster ına aşık olsamda bu kez siyah telecaster ı ile karşımızda..
eh ne diyelim bruce springsteen patron seni seviyoruz.
son dönem modern halk ozanlarının en önemlisisdir. The e - street band ile çıktığı yola son 3 yıldır yenidenbaşlattığı solo albümler ile devam etse de kendinden, sesinden ve müziğinden hiç bir şey kaybetmemiştir. müziğindeki olgunluk oldukça kendini göstermeye başlamıştır. Örbeğin Devils and Dust albümünü sakin bir şekilde dinlenirken veya yolda araba sürerken tamamaen hissedebiliyor, her şarkıda kendinize uygun bir bölüm bulabbiliyorsunuz.
gel gelelim en güzel bruce the boss springsteen albümüne. AÇıkcası tercih yapmak zor ama bence en iyi albüm born to run'dır. çünkü zamanının çok önünde melodiler kulağınıza yansımaktadır. ikincisi ise the darkness on the edge of town dır. tabi bunlar benim düşüncelerim. en çokdinlediğim ve bana umut veren şarkı... karar veremedim gene ne çok dinliyorum şu adamı ama BADLANDS... evet evet kesinlikle badlands