1. sosyomat hesabınızla giriş yapın.
  2. üye ol
  3. parolamı unuttum
  4. giriş

bu işte bir yalnızlık var beni tanımlar diyenler

toplam 5 kişi bulundu. 5 adedi gösteriliyor.

bu işte bir yalnızlık var hakkında bu işte bir yalnızlık var

~8 ahkam var.

    Tuna Kiremitçi'yi yolda görsem napıyon lan hoşaf derim kendisine.

    boy machuca   07 Ekim 2008 16:54   aferim     (1 puan)  |   Yk 

    einstein'ın dediği gibi: bir önyargıyı ortadan kaldırabilmek ne yazık ki atomu parçalamaktan daha güç. bu kitabı okuduktan sonra kiremitçi'ye olan antipatimin sonlanması gibi.

    belafucka   23 Temmuz 2008 17:40   aferim     (0 puan)  |   Yk 

    “bu işte bir yalnızlık var”da yine yalnız, yine hayat yorgunu, yine yitik bir geçmişe özlemle bakan, gelecek beklentisiz insanların dünyasına eğilmiş tuna kiremitçi; kahramanı mehmet, karısından boşanmış, yalnız bir adam. hayatını gitar dersi verip gitar tamir ederek kazanıyor. hafta sonlarını birlikte geçirdiği kızı ezgi, belki de onun mutluluğa açılan yegane kapısı. cinsellik kadar duyguya da aç, ama ne zaman bir kadına yaklaşsa terk edilmiş olmanın verdiği bir eziklik duyuyor, kadınlara nasıl yaklaşılacağını bilemiyor artık. onlara ne söyleyeceğini, yatağa girmeden oynanması gereken oyunun kurallarını bilmiyor; bir yanlışlık, bu yanlışlıktan doğan bir yalnızlık içinde mehmet. yalnızlığını biraz olsun unutturan arkadaşlarının -ayşe ve orhan’ın- evliliklerinin krize girdiği bir anda başlıyor hikaye.

    işinden çıkarılan orhan, kötü talihini değiştirmek hayaliyle evi terk edip gittiğinde, onu aramaya koyulan ayşe ve mehmet arasındaki duyguların dostluğu aşan bir potansiyel taşıdığını anlıyoruz. bir yandan ayşe’nin sıkıntısını paylaşmaya çalışıp öte yandan kendi hayatını toparlamaya çalışmaktadır mehmet. çocukluk arkadaşı altan, çalıştığı müzik topluluğunda ona da bir yer ayarladığında bir nebze olsun rahatlayacak, ancak çok sevdiği nihat abisinin gün be gün ölüme yaklaşıyor olması sürekli bir hüznün içinde tutacaktır onu. ne kendisine, ne ayşe’ye, ne de ders verdiği küçük linda’nın duygularına cevap vermesi mümkün değildir mehmet’in. işte o melodi böylesi günlerden birinde düşer dudaklarına. en sıkıntılı anlarında, hatta anne ve babasının mezarının başında bile, ağzından çıkan buharla beraber havaya dağılarak bir nakarata doğru ilerleyen bir melodi eşlik eder hikayeye.

    ilk romanındakine benzer bir dramatik çatı kurmuş kiremitçi. birinci tekil şahsın, mehmet’in bakış açısından aktarılan hikayede, bu kez diyaloglara daha fazla yer vermiş, anımsamalar yoluyla geçmişe yapılan yolculukları azaltırken hikayenin akışını hızlandırmış. merkezine sıradan insanların sıradan hayatlarını alıyor, o insanların her birine sevgi ve anlayışla yaklaşıyor, onları suçlamadan, yargılamadan, sürüp giden yaşam içerisinde resmetmeye çalışıyor. yenilikçi çabalar, okuyucuyu şaşırtmayı amaçlayan oyunlar ya da fantastik kurgular, sadece romanlarda karşılaşılabilecek trajediler, erotizm sosuna bulanmış heyecanlı maceralar, şişirilmiş cüzdanlarıyla/egolarıyla güzel kadınlar ve erkekler yok hikayesinde. gereksiz uzatmalar da yok, sade ama işlevsel bir dille, hayatın içinden rasgele seçilen bir andaki duygu ve düşünceleri yakalayan ekonomik bir roman yazmış. istanbul’un ortasında, sıradan insanların -kendilerine "biriciklik" duygusu verse de- sıradan olan aşkları, ilişkileri, mutsuzlukları, iradi bir tercihle değil zorunlulukla düşülen yalnızlıkları, yani hayatın kendisi, bizim ya da başkalarının da bir gün göğüslemek zorunda kalabileceği durumlar anlatılıyor “bu işte bir yalnızlık var”da. yitirilmiş, belki de hiç yaşanmamış bir geçmiş, anlamını yitirmiş bir şimdi ve içinde umudun varolmadığı bir gelecek...

    bu kısa özetten anlaşılacağı gibi romanın hikayesinde bir yenilik yok belki, ama yazar da ağırlığı hikayeye vermiyor zaten. hatta, anlatılan aşkın, daha doğrusu tutkunun kendisi bile çok önemli değil; kiremitçi’nin meselesi, bu parçalanmış yaşantı içerisinde yalnızlığın yarattığı tahribat olmuş. insani kaderlerin asıl belirleyeni, onlara dayatılan hayatın ta kendisi. öyle ki, kişiler kendi yaşantılarının akışına müdahale edemiyorlar artık; çevrelerini kuşatan iş, aile, arkadaşlıklar gibi ilişkilerdeki tatminsizlik, hepsini birden üst belirleyen reel hayatın tekdüzeliği ile birleşerek, onları sonuçları başından belli trajik aşklara, tutkulara, ilişkilere sürüklüyor. okurun dikkatini sürekli tutmak, dramatik etkiyi arttırmak, kişilerin ruh hallerindeki çözülme ve yoğunlaşma anlarını ortaya çıkararak hikayenin etkisini arttırmak için olay örgüsünü özenle dokumuş tuna kiremitçi; eğiyor, büküyor, kimi zaman parçalayıp dağıtıyor, kimi zaman o parçaları yeniden biraraya getiriyor ve daha karmaşık ve daha zengin bir yapıya dönüştürür hikayesini.

    ortak duyguları yakalamak
    geçip giden, yitirilmiş bir hayat... her iki romanda da bu buruk tadı hissediyoruz. sanki zamanında atılmamış bir adım, söylenmemiş bir söz ya da göze alınamamış ufak tefek bir risk nedeniyle elden kaçıvermiştir mutluluk. gerçek hayatta baş edemediğimiz bir olgu; roman kahramanları gibi kendi hayatımızın da geçip gittiğini hatırlatacak biçimde, derinden derine kendisini sezdiren bir ölüm olgusu da hiç eksik olmaz. “git kendini çok sevdirmeden”de yitirdiği çocuğunun yasını tutan bir annenin dramı vardı. “bu işte bir yalnızlık var”da ise mehmet, hem artık yüzünü bile hayal etmekte zorlandığı annesini hatırlıyor, hem de hikaye boyunca nihat abisinin yakınlaşan ölümüyle yüzleşiyor. yalnızlık, nihilistçe duygular yeşertiyor kahramanların zihinlerinde. insani ilişki eksikliğinin travmalarını, aşkların sınırlarını, kaçınılmaz sonları dile getirmekte de çok başarılı kiremitçi. herkesin paylaşabileceği bir ruh durumunu basit cümlelerle can alıcı ayrıntılarda yakalayıveriyor.

    işte bütün bunlar bir sahicilik, gerçeklik duygusu yaratıyor okuyucuda. aristoteles ise gerçeğe uygunluğun, söylem ve göndergesi arasında (hakikat ilişkisi) değil, söylem ile okuyucuların hakiki olduğuna inandıkları şey arasında kurulan bir ilişki olduğunu söylemişti. yani bir an parlayıveren bir imgeydi söz konusu olan. yani, geçmişteki bir duyumsal ya da algısal yaşantının zihinde yeniden canlandırılmasıydı. çünkü bir imgeyi etkili kılan şey, onun mutlaka yaşanmış bir gerçekliğe karşılık gelmesinden kaynaklanmaz; etkinin nedeni imgenin duyumları harekete geçiren zihinsel bir parlayış olma niteliğindedir. “sanatın sunduğu hayal gücü, o imgeleri emer ve bastırır, sıkıntılı geçen zaman dilimlerini budar ve dikkatimizi can alıcı noktalara yönlendirir”...

    kurmaca yapıtlarda aradığımız işte bu can alıcı noktaların yoğunluğudur. çünkü –umberto eco’nun ifadesiyle- “onlarda yaşamımıza bir anlam verecek formülü aramaktayız. sonuçta, yaşamımız süresince, bize neden dünyaya geldiğimizi ve yaşadığımızı söyleyecek bir ilk öykünün arayışı içindeyiz. kimi zaman kozmik bir öykü arıyoruz, evrenin öyküsünü, kimi zaman kendi bireysel öykümüzü. kimi zaman kendi bireysel öykümüzü evrenin öyküsüyle çakıştırmaya çalışıyoruz”. tuna kiremitçi’nin romanlarını belki de böyle bir çakışmayı hissettirdiği için seviyoruz; belki de bozcaada’da yannis bey’in mehmet’in şarkıları için söyledikleri tercüman oluyor hislerimize; “şarkılarınızda insana dokunan bir şey var. güzel, içli bir şey... bence hepimiz kalbimizin derinliklerinde aynı şeye ihtiyaç duyuyoruz. bir şey kalbimizi yakalasın, yalnızlığımız gidersin istiyoruz. sahiden güzel bir şarkı bunu yapabiliyor”.

    güzel bir roman neden yapmasın?

    ömer türkeş (pandora.com)

    pijmaniye   27 Ekim 2007 19:42   aferim     (0 puan)  |   Yk 

    'Yanlış bir aşk, terk edilmişliğin hüznü, müziğin eşlik ettiği hayaller, parasızlıkla sarsılan hayatlar ve bitmeyen mutluluk arayışları...'
    kitaba yaraşır bir tanım...

    ilkeee   06 Şubat 2007 17:33   aferim     (0 puan)  |   Yk 

    ellerinin üşüdüğünü farkettiğin an, yalnız olduğunu farkettiğin an'dır"

    25t   06 Şubat 2007 17:28   aferim     (0 puan)  |   Yk 

    yalnızlığın ihanete uğramış yönünü güzel anlatmıştır

    FUDAYL   27 Kasım 2006 13:59   aferim     (0 puan)  |   Yk 

    yasam kadar gercek
    yasamak gıbı sahte

    neufert   23 Ekim 2006 17:50   aferim     (1 puan)  |   Yk 

    tuna kıremıtcı...kumdan kalaler..varmı dınleyen okuyan..

    neufert   23 Ekim 2006 17:46   aferim     (1 puan)  |   Yk 

ahkam girebilmek için, üye olmalı veya giriş yapmalısınız.
 
etiketler; üzerimize yapıştırabildiğimiz, bizi tanımlayan ve/ya ilgili olduğumuz konuları gösteren terimlerdir.

bu etiket ile görülen ilk kişi(?) :elestirel

İLGİLİ OLABİLECEK ETİKETLER

Etiket-radyoaktif-ghost bu etiketin kural dışı olduğunu düşünüyorsanız, yandaki ikona tıklayıp rapor edebilirsiniz.

pilli projeleri: pilli.com: kollektif bağımsız içerik | sosyomat.com: arkadaşını etiketle | put.io: online cloud storage