1. sosyomat hesabınızla giriş yapın.
  2. üye ol
  3. parolamı unuttum
  4. giriş

cache beni tanımlar diyenler

toplam 13 kişi bulundu. 13 adedi gösteriliyor.

cache hakkında cache

~9 ahkam var.

    Bilgisayarın dejavu yaşama şeysi

    antonioforever   09 Eylül 2007 00:36   aferim     (0 puan)  |   Yk 

    Cache:Vicdan mahremi rahatsız eder!

    "Michael Haneke, son filmi Saklı’da Fransız burjuvazisi ve ciliğine, dingin ama keskin eleştiriler yollarken, üslubunu hep korur ve öyküsünü minimalize etmekten kurtarır. Aslında televizyoncu entelektüel George’un şahsında tüm Batılı aydınlaradır bu . Saklı, bu açıyla bakıldığında vicdanı harekete geçiren bir film. "

    hayallET   04 Eylül 2007 14:59   aferim     (1 puan)  |   Yk 

    Internet tarayıcımızın daha önce internetten aldığı dosyaları kendi harddiskimizde tutması olayıdır. Bu sayede daha önce girdiğimiz sitelere daha hızlı girer ve internet trafiğini daha az meşgul etmiş oluruz. Firefox'dan InternetExplorer'a kadar tüm browserlar dosyaları cache eder.

    tutunmayan   02 Nisan 2007 12:44   aferim     (0 puan)  |   Yk 

    'den sosyo-politik yorumlarla bezenmiş bir film..
    ve georges laurent (yanlış yazmış olabilirim) başrollerde..

    theoria   02 Nisan 2007 12:44   aferim     (1 puan)  |   Yk 

    nde de gösterimi yapılan güzel bir film.işin ilginç yanı katılımın gerçekten az olmasıdır.millet birde kalkıp anadolu üniversitelerinde sosyal faaliyet olmaz der.oysa takipçi bir zihniyet yerine armut piş ağzıma düş zihniyeti çoktan yerleşmiştir ki, pek fenadır.

    fortinbras   25 Ocak 2007 19:54   aferim     (1 puan)  |   Yk 

    Harika bir filmdir.

    Georges’un (Daniel Auteuil) ailesi ortalama bir hayat seviyesinin üzerindedir, sorunların görünmediği bu yaşam eve gelen kimliği belirsiz kasetlerle değişmeye başlamıştır.

    İlk gelen kaset, ki bu kasette sadece evlerinin dışarıdan bir çekimi vardır, fazla önemsenmez çünkü ortada bir problem yoktur. Kasetlerin arkası geldikçe ailenin huzuru kaçmaya başlamış, Georges’un geçmişe ait olan sırları yavaştan açığa çıkmaya başlamıştır.

    Haneke’nin bilindik gerilimlerinden öte Caché’de kullanılan politik unsurlar yakın geçmişimize ışık tutmaktadır. Haneke’nin diğer filmlerinde olduğu gibi aile yaşantısı, burjuva hayat, iletişim kopukluğu Caché’de de yinelenmiştir.

    Georges, bir televizyon kanalında edebiyat ile ilgili bir programın yapımcısı ve sunucusudur, Anne (Juliette Binoche) ise bir yayınevinde çalışmaktadır. Genel görünümüyle aile, maddi açıdan sorunsuz, entelektüel kaygıları bulunmayan güzel bir yaşam sürmektedir.

    Kasetlerin içeriği değiştikçe Georges, kimseye söylemediği, içinde tuttuğu o sırı anımsamaya başlar. Küçükken ailesinin evlat edindiği Cezayirli çocukla yaşadığı olay kasetlerin gelişiyle anımsanır, anımsandıkça korkulur. Anne’ye bile açmadığı sır Georges’un içinde büyüdükçe ailenin gerilimi artar.

    Haneke’nin Caché’sinde geçmişe ait izleri bulmak zor olmuyor, Benny’s Video’daki gibi sorunlu bir aile yaşamı, Funny Games’deki gibi burjuva ailesinin düştüğü durum... Haneke bizi gererken, entelektüel yaşamı eleştiriyor, bunu öyle bir dengede tutuyor ki, kasetleri kimin gönderdiğinden çok bunların anlamını merak ediyorsunuz. Kasetler birer simgeye dönüştükçe Georges ve ailesinin yaşamının aslında sırça bir köşk olduğunu anlıyorsunuz.

    Sırça köşkün temelinde acımasızlık, adaletsizlik ve pislikler var. Haneke, o aileden yola çıkarak Fransa’yı, Fransa’dan yola çıkarak Batı’yı eleştiriyor. Olaylara Haneke’nin sabit kamerası ile bakarken, satır aralarında verilen mesajlar göze çarpıyor. Batı’nın Orta Doğu’da yaptıklarını gösteren bir haber satır aralarında verilen mesajın en barizidir.

    Irkçılık ve düzensizliği nasıl dile getiririm diyen Haneke; Georges’u geçmişe gönderiyor. Oysa Georges’un vicdanı rahattır, tek istediği bu kasetlerin artık gelmemesidir. Kasetler şırça köşke vuran birer balyozdur çünkü, çünkü Georges unuttuğu şeyi hatırlamaktan rahatsızdır.

    Nasıl Lars Von Trier Amerika’yı eleştirmekten bıkmıyorsa; Haneke de entelektüel batı toplumunu eleştirmekten bıkmıyor. İkisinin de elindeki malzeme daha uzun yıllar önümüze sunulacaktır.

    Daniel Auteuil ve Juliette Binoche’un oyunculukları üst düzeyde. Daniel Auteuil, filmdeki rolüyle Avrupa Film Akademisi tarafından en iyi erkek oyuncu ödülüne layık görülmüştür.

    Son olarak Caché, Hollywood tarzı gerilimden hoşlanan sinema izleyicisine hitap etmiyor çünkü merakınızı giderecek bir sonuç yok ortada. Filmin sonu, Mulholland Drive’daki gibi seyirciye bırakılıyor.

    rr raskolnikov   24 Aralık 2006 23:51   aferim     (4 puan)  |   Yk 

    politik açıdan çok güzel göndermeleri var. özellikle fransaya cezayir konusunda baya yüklenmiştir-ki bunda son derece haklı.filmle karışan kamera görüntüleri çok güzel olmuş.oyuncular çok başarılı.kurgu çok güzel.yönetmene zaten laf yok.daha ne olsun.

    ignore   09 Aralık 2006 12:08   aferim     (0 puan)  |   Yk 

    Haneke filmlerinden alisik oldugumuz, ustanin artik kalip haline gelmis materyallerinden nasibini almis bir film Cache: siddet, fiziksel patlamalar, Anne ve Georges ikilisi ve daha birçoklari... Didiklemeyi çok sevdigi, burjuvazinin kalbi olmus aile metaforu ise bu kez merkezden ele alinmis. Yani bu kez, filmi bastan sona o ailenin tarafindan izliyoruz. Ya da biz öyle zannediyoruz. Çünkü Haneke yine izleyicisinin gözünü kadraj olarak konumlandirmis, tarafsiz bir bakısla ilimli ilimli anlatiyor öyküsünü...

    Hemen her Haneke filminde oldugu gibi, Cache üzerinden de politik okumalar yapilabilir. Hatta Cache böyle okumalar için üstadin diger filmlerinden daha müsait bi yapiya sahip. Birçok ülkenin tarihinde varoldugu iddia edildigi üzere Fransa’nin da 1961’de Cezayirlilerin merkezde oldugu bir katledis mevzusu söz konusu. Filmin hikayesi de bu kara lekenin üzerinden gidiyor. Daha dogrusu bir noktadan sonra Georges’un kisisel tarihindeki kara lekeyle Fransa hükümetininki birbirinin tamamlayicisi haline geliyor. Zamanla iki tarafın da bu kötü aniyi zihinlerinden silmeye çalıstıgini ya da en azindan beyinlerine böyle bir emir verdiklerini görüyoruz. Bu noktadan sonra devreye de vicdan azaplari ve geçmis hesaplari giriyor.

    Georges karakteri üzerinden Haneke, kendinden (ya da sistemden) ayri olana karsi duyulan korku ve öfke karisimi duygunun yikimlari hakkinda bir hikaye anlatiyor. Cezayirli Majid’in sadece farkli bir milletten (farkli bir renkten) oldugu için, Georges tarafından her türlü haktan mahrum birakilmasinin öcünü yine Majid üzerinden georges’tan aliyor... Majid, ani ve sebepsizce kendini öldürürken bir yandan da Georges’a belli bir bedel ödeterek, artik bir seylerin ayirdina varmasını isaret ediyor. Georges ise tipki yedigi dayaktan uslanmayan, aksine daha da simariklasan bir çocuk gibi günahini birtakim bahanelere yükleyip, perdelerini çekip, gözlerini yummayi tercih ediyor...

    Tüm bu “günah – hata – suç – suçunu hatirlatma ama asla kin beslememe” kavramlariyla sarilmiþ yaþli bedenlerin yaninda, benzer günahlarla ya da benzer hosgörülerle büyütülmüs iki evlat hikayesi de izliyoruz. Bu iki çocuk filmin son sahnesinde okulun önünde bir araya gelip, konuşup ayrildiklarinda aslinda yüksek sesle dile getirilemeyen kimi duygularin, kalabaliklar içinde farkedilmeden ya da farkettirmeden de çözülebilecegini isaret ediyor. Haneke’nin bu sahnede kamerasini çok uzaga konumlandirip, iki gencin konusmasini göze çarpmayacak bir ayrinti olarak gizlemesi de tesadüf degil elbette...

    Tüm bu hikaye akarken, adeta bir dıs ses görevi üstlenen video kasetler ise baslarda david lynch'in lost highway’ini hatirlatsa da zamanla esas görevini yerine getiriyor ve hikaye ilerledikçe önce kim oldugundan süphelendigimiz bir kisi, ardından da kim oldugunu asla bilemeyecegimiz birinin gözü halini aliyor. Bu ihtimallere Tanri’nin gözü de dahil. Video kasetlerin esas islevi ise kuskusuz unutulmus anilari ve satir aralarina sikistirilmis ayrıntilari gösterme gücü...

    Toparlarsak, yetkinliginin doruklarinda gezen Haneke, son saheseri Cache'de, bir kisinin üzerinden tüm toplumun günahlarini sorgularken, bir yandan “Hiçbirimiz masum degiliz...” diye bagiriyor, bir yandan da bunu telafi etmek için yapabilecegimiz tek seyin unutmamak ve unutturmamak oldugunun altini çiziyor. Günahlarimizin agirligini hafifletmek için acimazsizca suçladiklarimizin, aslında düsündügümüz seyleri yapmamis olma ihtimallerini göz önüne alabilmenin zorlugunu hatırlatiyor. Ve biz yedigimiz tokadin etkisiyle yeni bir Haneke filmine kadar kisisel tarihimizle basbasa kaliyoruz... Unutmamak ve unutturmamak üzerine uzun bir yolculuga çikiyoruz... "

    lost in train station   28 Kasım 2006 02:33   aferim     (2 puan)  |   Yk 

    Sıkıcı bir film, tavsiye etmem. Dramdan ziyade psikolojik gerilim diyeceğim ama o da değil sanki. Aciip bişey. Adamın karşısında intihar edişi güzel sahneydi, can alıcıydı. Başka da bir numara yok.

    Rare jb   02 Kasım 2006 01:03   aferim     (0 puan)  |   Yk 

ahkam girebilmek için, üye olmalı veya giriş yapmalısınız.
 
etiketler; üzerimize yapıştırabildiğimiz, bizi tanımlayan ve/ya ilgili olduğumuz konuları gösteren terimlerdir.

bu etiket ile görülen ilk kişi(?) :lost in train station

Etiket-radyoaktif-ghost bu etiketin kural dışı olduğunu düşünüyorsanız, yandaki ikona tıklayıp rapor edebilirsiniz.