Ay Söylevi
Cahit Zarifoğlu'na
Biz bakardık ve sen yürürdün şeyhim
Sen yürürdün ve dağlar yürürdü
Öksüz bir kırlangıç olurduk sen görünmeyince
Sen görünmeyince görmezdik bulutları
Yağmurları kuşanıp yollarda bahara durmazdık
Kapının önünde iki büklüm bekler
Acıyı keşfeden bu çocuk yürekler
Nasıl selam verilir bilmez
Ne açar kapıları bilmezdik şeyhim
Biz sorardık ve sen söylerdin şeyhim
Sen söylerdin ve gökler söylerdi
Kırılmış bir ayna olurduk sen konuşmayınca
Sen konuşmayınca varmazdık denizlere
Balıkları farkedip Yunusa seslenmezdik
Denizin altında öylece durur
Saçlarımıza denizin akşamı vurur
Çocukları kim ağlatır
Kim öldürür halkları bilmezdik şeyhim
MEVLANA İDRİS ZENGİN
'Erken iner güz
Gider o güzel yolcu
Yıllarda izi kalır'
(Avni Doğan)
'en yakışıklı şairimizdin sen cahit axbi..'
orası bir ADAM.
A. Cahit Zarifoglu'nu en gzel tarif eden cümle ''Sultan'' şiirinden çıkmıştır herhal...
Şeckin bir kimse değilim
İsmimin baş harfleri ''acz'' tutuyor.
A.Cahit Zarifoglu
arif ay onun için şöyle diyor:
"kur yapmayı severdi..."
"aç biilaç üstündeyim etinin" der.
şiirde cinsel içerikli imgeler dindar şairlerde de bu son dönemde kullanılmaya başlandı.örnek olarak ismet özel, cafer keklikçi, cevdet karal vb verebilirim. tabi bu estetize ediliyor; o ayrı. sezai karakoç'ta bu hiç görülmez.
cahit zarifoğlu da kullananlar arasında. örneğin "çoğalma" başlıklı şiirinde bu açıkça görülür:
/ bir hayvanı ( Boğuyorduk/Yoruyorduk/Ağırlıyorduk) aramızda/
cahit zarifoğlu'u şöyle der:
" Benim şiirlerimde hadis-i şerifler, belki âyetler, tasavvuf, menkıbeler, İslamî davranış biçimleri, tavırlar, tepkiler, kabuller, suda erimiş madenler gibi vardır."
Efendimiz (sav) de cinsel ilşkiyi ifade eden "yormak" kelimesini kullanmıştır.(hadis şimdi aklıma gelmiyor)
buna bakarak cahit zarifoğlu nun yukarıdaki sözü daha da açıklığa kavuşuyor...
BAŞIM EĞİK DİLİM KAPALI GÖZLER
KANÇANAĞI ANLAMINDA
Asrımızın zarif düşünceli gençlerinden biri
Kederli elini
Temiz alnına koyarken fikretmek için
Çocukların susması
Kuşların ve kedilerin uzaklaşması
Haritaların üzerine bezlerin atılması
Lambaların kısılması
Kadınların bir vakit konuşmadan
Yaşaması gerekebilir
Ve açılır görüntümüz sahnemiz
Her gün bir miktar kros boksit asit
Ve arenamız
Dokuzyüz milyon müslüman rüyalarını hatırlamadan uyanabilir
Baş efendimz
Görüntümüz
Sahnemiz
Perdemiz
Eğer dualanmasaydı sesimiz
Eğer yaradandan o güzel ağız
Açık ve seçik
Dilemseydi demeseydi
"Allah Sesinizi Mağrıbtan Maşrıka Kadar Duyursun" Düşünmezdim üzerinde Binmezdim deli deli koşan küheylan
Bildim Sensin Sen Sen
Diri Diri Şahım
Diri Şahım Diri Diri
Dirilt Alemi Alemi Alemi Alemi
Çünkü dokuzyüz milyon müslüman rüyalarını hatırlamadan uyanmıştır
Bunların üzerine ezan
Ucu sancılar vuran
Bir kırbaç olmalıydı
Her duyan
Bağrını açmalıydı,akan kanı da sevdayı da yorumlamaya almalıydı
Hayır dokuzyüz
Milyon müslüman
Tarihin hülyalarından vazgeçmiş olabilir AMA BEN
Elim dizlerime Vur Kalk
Müslümanlar uyanın Eller Dizlere Vur Kalk
Yumruklar dizlere vur vur
AMA BEN Ama ben Ama ben
Korku gerek tenlere etim kalbur
Deşer bakışın kıyar da kıyar
Korku gerek reca gerek
Yanlış anlaşılmış olabilir
Sesini duyuyorum kendimin / kelimeler kendinden emin değil
Yanlış anlaşılmışda olabilir
Aklım başımda mı! Değil
Ve sesimi duyuyorum
Kaburgalarımın gelip artık kavuşamadıkları iniltiden
- Kulun korktuk şerrinden
Ağzımız yerlerde kaldı gerçek dilimizden akmadı
Kuldan korkarken gel zaman git zaman
Bir hayat ki haşa korkmadan yaradandan Ama elbet ruhumun vazgeçilmez akışı baş çarptığım kayalıklar
Irmaklarımın altından akan ırmak
Sandal safaları marmara toprakları
Ama söyle olmuşsa yüzüme karşı söyle neyi inkar ettim
Dilediğim en güzel hayat
Çöplerin içinde rüya aradım
Düştümse eğer sana bakarken düştüm
Sen dinç zaman
İşte kuluçkan
Bereketle taşan yağ küpleri gibi
Parmaklardan akan çeşme gibi
İşte sinem kalabalık ve kendine zinde
Kullardan pervasız nesillerden biri
Aha Şeyhefendim aha yüreğim
Göz kapanır akıl susar susar akıl
İtersen haydi haydi haydi
Yeryüzünün bütün gümbürtülerini çağır
Çehrenden o azgın maskeyi dök
O evleri kedere boğ
Nasıl olsa her kucaklandığın dalgada
Bir gemi kadavrası gibi ikiyüz yıl parçalandın
Mahşerinde uyanacaksın
Ağzının
Korkuyorum o nedenle
Başım eğik
Dilim kapalı ............ Zarifşair
Berdücesi
Dehşetli üşüyor
ansızın gözbebeklerinden alaturka kurtulmuş
yoksa saçları bütün saçları dünyaya akıyor
aksarayda ve üç kulaç derinde
beklemek daha başka sırtüstü yatıyor
bütün azaları kirlenmiş
günahlarından işlenmiş apayrı tüyleriyle
kızgınlığından tavşan dokunulmazlığı bir sahne mutlaka
ve galiba
karnının bir bölümünden sonsuz ürperiyor
topyekun bahriyeden ve murtazadan
çırılçıplak saçlarıyla gizleniyor
delikanlı kucaklardan hoşlandığı kadar
derin yataklarda anlaşılmış
haydarpaşadan binip kurtalanda
trenden iner gibi bir kız
beklemek daha başka şey
sen benim kızlığını bildiğim
kiliselerden kaçmış yağmur gibi gözyaşlarınla
minareler gibi tutuldun
sır vermez dip odalarına atıldın kahramanlığın
başkalarına kalırsa her an dokunulmaktasın
bunca tanışıklığımız varken
sana dair
bana söz düşmüyor eğer düşerse
benimle kutsaldır
buna rağmen
başından bir maceradır geçmiş
bin türlü makam geçmiştir derim
b
yaratılmanın bir yoksulluğu da gereklilik
bir de
öğünmüş gibi değil oysa kuşların
ikimizi gece yirmi dört cephelerinde gözlemesi ustalıkla
yüzde yüz bir tanımazlık sorunu
her yanın dudaktır üstün bezelye taneleri
senin kır çiçekleri ayarında laleliğin
mayland'da hiç ama aşk değil
bir tutam göz ağrısı
aşk değil
kana bulanmış bir yürek
bir etek serüveni
sonuç zavallı ilkbahar giyotinleri
güneşin ilgisiz damarlarıyla yapayalnız bir keder
sendeki santa luçiya gözleri
benimkisi harzemşah
c
saygılı dudaklarınla yarıştım
ince bir ilgi yaşarım kıvranışlarında
gözleriyle 'harikulade' yaş bulutları
yürek safındaydım sen bin mil uzaktan koska
göz değil aşk
aşk değil bin çeşit göz
bunca çıldırdım hem ilgisiz
koridor görüp ölüyorum
çizmeli tülbentli kız
saçlarında yirmi yedi yıl lodos
laleliden otobüse biniyor
kimbilir nerede oturuyor
her çizgisi ezmeyle bilenmiş
üz 'aziz' bakışını yakaladım
bin yıldır cephane taramış
hep blek börd bir gözdeyiz
sıra kimin
benimse - rölans
Zarifoğlu ve Farid Farjad
"cahit zarifoğlu ölmüş. bugünün adı da bu olacakmış. bir ay kadar önce öğrenmiştim onulmaz sayrılığa tutulduğunu. bazı kanserler mutlaka çok büyük bir çocukluk mutsuzluğuna bağlıymış gibi gelir bana. hiçbir bilimsel tutamağı olmayan bu kanıya tanıdıklarımda bir şeyler göre göre vardığımı sanıyorum. bir izlenim işte. zarifoğlu'nu tanıdığım yılları düşünüyorum. sevinçlerle büyümüştü sanki.
iyi şairdi. ilk şiirleri de iyiydi. karakoç(sezai karakoc) çevresinden. daha yüz yüze gelmeden, 1962'de bana, paris'e bir mektup göndermişti. adresimi sezai'den almış. saklamamamışım o mektubu. zarifoğlu, o sıra, istanbul edebiyat fakültesi, alman dili ve edebiyatı bölümü'nde öğrenci. yurtlardan sıkılmış herhal, istanbul'a dönüşümde, birlikte ev tutup oturmayı öneriyordu mektubunda. ben de bir tuhafım o günler. bir ölçüsüzlük görmüştüm bu öneride. o ara otuz yaşı dönmüşüm. iyi sayılan bir aylığım var. ne yani, bu çocuk öğrenci hayat koşullarına mı indirmek istiyor beni?
dönüşte yeniden tanıştık. zaman zaman vapurda, yolda, sezo'nun evinde bürosunda, rastlaştıkça konuşurduk, (ama her şeyden)... daha çok 1964-1966 yılları. söylenmemiş güzel sözler de vardı aramızda. ama bir arkadaşlığımız olmadı. serüvenlerinden söz ederdi. bunları, tuhaf yanlarını öne getirerek anlattığını anımsıyorum. şiirine de yansıtmıştır. sezai ile onun bu tavrı ve öyküleri üzerine çok konuşmuşuzdur. o yıllarda mukaddesatçı genç sanatçılarla aramızda büyük kopukluk yoktu. kopukluğu onlar yarattı. zaman nasıl da akıp gitmiş? tam yirmi yıl oluyor cahit zarifoğlu ile görüşmeyeli. bir gün de bin yıl olacak."
cemal süreya, gösteri, temmuz '87
yaşamak kitabı başlı başına bir konudur ama, bana kalırsa en güzel şiirlerinden birini içinde barındırır.
bana bu gece ölümüm gösterildi
büyük, ak saçlı başım
dolunay gibi kaydı iki taşın arasına.
dört kutsal kelime duydum
acz
nasip
rahmet
ölüm
dört kutsal kelime daha duydum
tutsaklık
teklif
kabul
özgürlük
ve dört kutsal kelime daha duydum
kendi sancağımdı tutunduğum
zulmedince kendim
lutfedince sen
seni andım hamdettim sana taptım.
Çekip pırıl pırıl mavzerler
Çıkardılar oyluk etlerinden
Durdular ite çakala karşı
Yarin kapısında
C.ZARİFOĞLU
Anılar defterinde gül yaprağı
Gibi unutuldum kurudum
Başıma düştü sevda ağı
Bir başıma tenhalarda kahroldum.
Sen kimbilir rüzgarlı eteklerinle kimbilir
Hangi iklimdesin
Ben sensiz bu sessizlikle
Deliler gibiyim
Sensiz bu sessizlikle.
Ayrılıkla başım belada
Gözlerini çevir gözlerime
Yoksa ben
Sensiz bu sessizlikle
Deli gibiyim
Sensiz bu sensizlikle.
"Ey zarif sen de ata yoluna meylettin
Korkarım binbir belaya dayanmaz sıkletin"
"-ah şu yalnızlık
kemik gibi
ne yanına dönsen batar "
cocuklara karsi ayri bir sevgisi vardir Cahit Zarifoglunun... bir donem cocuk dergisi cikarmistir, cocuklara hikayeler yazmistir. Ankarada dergi cikarttigi zamanlar burosuna bir cocuk geldi mi isi gucu birakir o cocukla ilgilenirmis...
kardesim dedim
acilarima da kardes olur musun?
Cahit Zarifoglu