şimdi ben aslında iyi biriyim ama camille'ye giden yol kötülükten geçiyorsa kasabadaki katil bile olurum. o derece. geçende yine loop kullanarak müzik yapan -hatta gayet saygı duyulası müzik yapan- biri hakkında konuşuyorduk. hiç detone olmadan, pürüzsüz söyleyen bu ismi gereksiz kişiyi neden camille kadar sevemeyeceğimi seziverdim. antik yunan dengesi vardı o falsosuz müzikte. camille ise en pis postmodern çöplükte ikamet ediyor. sahnede ayıplanacak şeyler yapıyor, geğiriyor, hindilere öykünüyor, tuhaf beatbox girişimlerinde bulunuyor, çığlık atıyor...
sıkı hayranlıklarım olsa da serinkanlıyımdır. gel gör ki onu sahnede görmek için uzun yollar gidip konser alanına varınca kassal hareketlenmeler yaşayıp bir kendine hakim olamama evrenine girdim. bu kadını üstüne titreyerek, içim kıpırdayarak, özenle seviyorum...
Au port için "once I was a little girl, stuck in a harbour, waiting for my beloved captain to come back. But then I decided I was a captain. And I stopped being a little girl. " demiş.
Bazen ufka doğru uzadıkça uzayan, bazen de yanağından aşağıya doğru kıvrılarak inen bir iplik, fonda hiç kesilmeyen si notası, ufuk çizgisinin peşinden koşan çıplak ayaklar. Herkes ona kaçık mı diyormuş? Ah şu insanlar.
au port diyorsun, kalbim dayanamiyor camille!
dans ediyorsun, muzik odullerindeki yorumlara ses bile etmiyorsun, sakin sakin duruyorsun. saclarini yandan toplayinca harika oluyorsun.