hastasiyiz..
ben hayatta en çok babami sevdim
ben hayatta en çok babamı sevdim
karaçalılar gibi yardan bitme bir çocuk
çarpı bacaklarıyla -ha düştü ha düşecek
nasıl koşarsa ardından bir devin
o çapkın babamı ben öyle sevdim
bilmezdi ki oturduğumuz semti
geldi mi de gidici - hep , hep acele işi
çağın en güzel gözlü maarif müfettişi
atlastan bakardım nereye gitti
öyle öyle ezber ettim gurbeti
sevinçten uçardım hasta oldum mu,
kırkı geçerse ateş, çağırırlar istanbula
bi helallaşmak ister elbet , diğmi oğluyla!
tifoyken başardım bu aşk oynunu,
ohh dedim, göğsüne gömdüm burnumu,
en son teftişine çıkana değin
koştururken ardından o uçmaktaki devin,
daha başka tür aşklar, geniş sevdalar için
açıldı nefesim, fikrim, canevim
hayatta ben en çok babamı sevdim.
herkes sevemez onu ne üslubunu ne sözlerini ne yazılarını.
çok güzel küfür de eder, yerine koyduğu taşların hesabını yapacak da değiliz.
ama bi insan bu kadar güzel çeviri yapmamalı arkadaşım, türkçe söylemek adına.
kart sensin postal da sana girsin
En uzak mesafe ne Afrika'dır
ne Çin, ne Hindistan,
ne seyyareler
ne de yıldızlar geceleri ışıldayan.
En uzak mesafe iki kafa arasındaki mesafedir
Birbirini anlamayan
Can Yücel
derki:
"her problem kendi içinde bir fırsat saklar ve problem fırsatın yanında cüce kalır."
Anlamak ve Eğer
eşsiz ve örnek alınası insan
her şey sende gizli
yerin seni çektiği kadar ağırsın,
kanatların çırpındığı kadar hafif..
kalbinin attığı kadar canlısın,
gözlerinin uzağı gördüğü kadar genç...
sevdiklerin kadar iyisin,
nefret ettiklerin kadar kötü..
ne renk olursa olsun kaşın gözün,
karşındakinin gördüğüdür rengin..
yaşadıklarını kar sayma:
yaşadığın kadar yakınsın sonuna; ne kadar yaşarsan yaşa,
sevdiğin kadardır ömrün..
gülebildiğin kadar mutlusun.
üzülme bil ki ağladığın kadar güleceksin
sakın bitti sanma her şeyi,
sevdiğin kadar sevileceksin.
Yasamak ne guc seymis
Kadinlar ogrettiler bana
Basta anam
Hamamda kaynar sular dokerek basimdan...
Onlar uyandirdilar beni cocukluktan
Erkek olup ustlerine cikayim diye...
Bu oyle bir esatir ki
Hem yesir tuccari olacaksin, hem yesir...
Ve vucutlarinin akkagitlarina yazdigim o siir degil,
met-cezir...
Kadinlar dogurdular beni bagira bagira
Gine onlar oldurecekler beni asktan
Bagirta bagirta...
bir de okuması varki bu şiirleri
harbi can baba.
Şair, yazar, felsefe hocasi, milletvekili, konservatuar ve köy enstitülerinin kurucusu hasan ali yücel'in oglu can yücel, 1926'da istanbul'da dünyaya geldi...ankara ve cambridge üniversitelerinde latince ve yunanca okudu...1950 'de yurda geri döndü ve aynı yıl babasının önerisi ve desteği ile ilk kitabı ''yazma''yı çıkarttı...1956 yılında güler yücel ile evlendi...bu yıllarda che guevera ve mao'dan çeviriler yaptığı gerekçesiyle 15 yıla mahkum oldu...iki yil sonra genel bir afla disari cikti...disari cikisinin ardindan ''bir siyasinin şiirleri'' adli kitabini yayinladi...bu kitabi için ilk kez yoğun ve ciddi şiirle ilgilendiği dönemin şiirlerini içerir denilebir..."bir siyasinin $iirleri" nin önsözünü yazan refik durbaş, kitabı ''can yücel'i geniş okuyucu kitlesiyle buluşturan, kişisel ve toplumsal yaşamın acı bir dönemini dile getiren, öfkeli, alaycı, boyun eğmeyen, siyasal şiirlere ağırlık verilen bir kitap'' olarak değerlendirir...can yücel ise yazdıktan seneler sonra, "kişinin dış baskıların hışmı karşısında kendi özünü hırpalattırmamak için, hatta yitirmemek için kullandığı bir savunma mekanizması, baskının, acının üstüne gidiş" olarak nitelendirir...
1973'de "sevgi duvarı" kitabıyla kitlelerle daha yaygın bir şekilde buluştu..."ölüm ve oğlum", "şiir alayi", "rengahenk", "gokyokus", "gece vaardiyasi", "gule gule seslerin sessizligi" siir kitaplarindan bazilaridir...
Can yücel ayrıca lorca, shakespeare, brecht gibi ünlü yazarların oyunlarından çeviriler yapmistir...bu kendine has çeviriler kimi zaman beğenilip ayakta alkışlanırken, kimi zaman eleştiri konusu olmustur...son yıllarda her hafta "leman"da her ay "öküz" de yazıları ve şiirleri yayınlandı. "mekanım datça olsun" demişti. 12 ağustos 1999 gecesi yitirdiğimiz şair, çok sevdiği günebakan çiçekleriyle ugurlanarak datça'ya gömülmüstür...
BBC türkçe yayınlar bölümünde spikerlik yaptığı yıllarda nazım hikmet ölür ve nazımın öldüğü gün hiçbir şey yapmaz görevlilere de ulan nazım öldü be diyerek cevap verir.
Tüm gün nazım okur çeviri yapmaz, o gün bbcde türkçe yayını yapılamaz ve can yücel boykot yaptı falan da denince istifa eder türkiyeye döner. adanada cezaevinde kaldığı yıllarda gelen üzümleri uzunca süre bekleterek şarap yapar ve tüm koğuş sayesinde sarhoş olur. deniz gezmişe yazdığı mare nostrum (bizim deniz) adlı şiiri unutulmayacak bir şiirdir. ayrıca kendi deyimiyle can yücel çeviri yapmaz türkçe söyler. en güzel örneği de sheakespearin 66. sonesidir.
vazgeçtim bu dünyadan
tek ölüm paklar beni
değmez bu yangın yeri
avuç açmaya değmez
değil mi ki çiğnenmiş inancın en seçkini
değil mi ki yoksullar mutluluktan habersiz
değil mi ki ayaklar altında insan onuru
o kızoğlankız erdem dağlara kaldırılmış
ezilmiş, hor görülmüş elemeği, göznuru
ödlekler geçmiş başa derken mertlik bozulmuş
değil mi ki korkudan dili bağlı sanatın
değil mi ki çılgınlık sahip çıkmış düzene
doğruya doğru derken eğriye çıkmış adın
değil mi ki kötüler kadı olmuş yemene
vazgeçtim bu dünyadan
dünyamdan geçtim ama
seni yalnız komak var ya o koyuyor adama!...
ayrıca leman dergisinde ilk yazdığı gün metin üstündağ kendisini derginin son sayfasına koyunca metüstü aramış ve "beni derginin kıçına koyanın gelir kıçına koyarım" diye duygularını en güzel şekliyle belirtebilmiş bir adamdır...
ozgecmisini ozetleyen kendi sozcukleri;
ben omrumce muhalif yasadim
devletce de menfi bi "tip" sayildim
onun icin kan gurubum
rh negatif
-
can yücel eski dostlarıyla beraber eski galatada bir balık lokantasına gider.muhabbetin en güzel anında garson gelerek sipariş almak ister.
buna sinirlenen can baba garsonu tersler.fakat birkaç dakika sonra aynı şey tekrarlanır.
garson:efendim,ne yersiniz,ne getireyim size?
bu hoş sohbetinin devamlı bölünmesine siniirlenir can baba.
can yücel : sabir..sabır ver bana.
garson : onu benden değil allahtan istiyceksin.
can yücel : öyle mi? peki o zaman sen bana bir porsiyon allah getir.
-----------------
cemal süreya ile aralarında şöyle bir diyalog geçmiştir. bir meyhanede içilmektedir, can baba ekibe sonradan katılır ve cemal süreya'yı görür
c.y: oo darphane müdürü de burdaymış.
c.s: evet darphane müdürlüğü yaptım ama istifa ettiğimde üstümü iyice silkeledimki hiç altın tozu kalmasın üstümde, hem sen de bakan oğlusun.
c.y: evet bakan oğluyum ama benim şiirimden başka hiçbirşeyim yok.
c.s: şiirin varda sanki ele gelir birşey mi yazdın.
can baba iyiden iyiye sinirlenerek cemal süreya'ya şöyle karşılık verir:
c.y: bende senin eline gelecek başka birşey var, veriyim mi? ister misin?
uzunca bir sessizlikten sonra ortamı yine cemal süreya yumuşatır. cemal süreya elini ileri doğru uzatarak şöyle der:
c.s: ver ulan.
bunun üstüne can yücel ayağa kalkar, meyhanedeki kalabalığı hiç umursamadan pantolonun önünü açar ve malafatı çıkarır. cemal süraya bir süre baktıktan sonra şöyle der:
c.s: hiç değişmemiş ulan. hala aynı.
can baba gür bir kahkaha atar ve karşılık verir:
c.y: değişmez tabii. niye değişsinki.
Kaçak Yayın Dergisinden Alıntıdır...
izmir'de kıbrıs şehitleri caddesi'nde geçen bir öyküsün,
hikaye şöyledir: can baba, bir takım hayranları ve arkadaşlarıyla bir yerlerde içer, sohbet eder. aynı grup, sabahın 5'i 6'sı gibi pek de kimsenin bulunmadığı kıbrıs şehitleri caddesinde yürürken, şair birden durur ve yere yatar. yanındakiler de aynı şeyi yaparlar. şair, gözlerini kırpmadan gökyüzüne bakmaktadır. hayranlardan birisi dayanamayıp sorar:
- baba, ne görüyorsun, bize de söyle...
üstad, gözlerini gökyüzünden hiç ayırmadan, ondan ulvi ya da şairane bir cevap bekleyen vatandaşa şöyle cevap verir:
- çok sarhoşum, .mına koyim...
ANLADIM
Bunca zaman bana anlatmaya çalıştığını,kendimi bulduğumda anladım.
Herkesin mutlu olmak için başka bir yolu varmış, kendi yolumu
çizdiğimde anladım..
Bir tek yaşanarak öğrenilirmiş hayat, okuyarak,dinleyerek değil..
Bildiklerini bana neden anlatmadığını, anladım..
Yüreğinde aşk olmadan geçen hergün kayıpmış, Aşk peşinden neden
yalınayak koştuğunu anladım..
Acı doruğa ulaştığında gözyaşı gelmezmiş gözlerden, Neden hiç
ağlamadığını anladım..
Ağlayanı güldürebilmek,ağlayanla ağlamaktan daha değerliymiş,
Gözyaşımı kahkaya çevirdiğinde anladım..
Bir insanı herhangi biri kırabilir, ama bir tek en çok sevdiği
acıtabilirmiş, Çok acıttığında anladım..
Fakat,hakedermiş sevilen onun için dökülen her damla gözyaşını,
Gözyaşlarıyla birlikte sevinçler terkettiğinde anladım..
Yalan söylememek değil, gerçeği gizlememekmiş marifet, Yüreğini elime
koyduğunda anladım..
''Sana ihtiyacım var, gel ! '' diyebilmekmiş güçlü olmak, Sana ''git''
dediğimde anladım..
Biri sana ''git'' dediğinde, ''kalmak istiyorum'' diyebilmekmiş
sevmek, Git dediklerinde gittiğimde anladım..
Sana sevgim şımarık bir çocukmuş,her düştüğünde zırıl zırıl ağlayan,
Büyüyüp bana sımsıkı sarıldığında anladım..
Özür dilemek değil, ''affet beni'' diye haykırmak istemekmiş pişman
olmak, Gerçekten pişman olduğumda anladım..
Ve gurur, kaybedenlerin,acizlerin maskesiymiş, Sevgi dolu yüreklerin
gururu olmazmış, Yüreğimde sevgi bulduğumda anladım..
Ölürcesine isteyen,beklemez,sadece umut edermiş bir gün affedilmeyi, Beni
afetmeni ölürcesine istediğimde anladım..
Sevgi emekmiş,
Emek ise vazgeçmeyecek kadar, ama özgür bırakacak kadar sevmekmiş...
Can Yücel'in vasiyeti sanılarak nette dörtdöndürülen satırlar Metin Üstündağ'a aittir..
yumurtaya can, can' a yumurta veren tanrım...
can yücel'in mal beyanı bazı paragöz hortumculara ...
''MAL BEYANIM''...
1- Avşa adasında üç daire, dört üçgen, beş dikdörtgen / 2- Gökyüzünde bi bulut / 3- Bitlis'te beş minare / 4- Biri yazlık, biri kışlık iki platonik sevgili / 5- Büro mobilyası ve çelik kapı üreten bir fabrikanın öğle üzeri yaslanıp sigara içilen beyaz duvarı / 6- Islıkla da çalınabilen dört anonim türkü / 7- Palandöken'de bir palan, iki döken / 8- Kastamonu'da üç kasto / 9- Üç fay hattı / 10- Bir çarşamba, iki perşembe, üç cuma / 11- Dünyada mekan / 12- Ahirette iman / 13- Denizde kum / 14- Uzayda yerçekimsizlik / 15- Bi çuval gazoz kapağı / 16- Bi kibrit kutusu sigara izmariti / 17- On sekiz saç biti / 18- Biri İngilizce 6 adet küfür / 19- Yirmi tane boş naylon poşet / 20- Sevenlerin kalbinde kurulmuş bir taht / 21- Bi sürü saç sakal, kil, tüy, yün / 22- Üç ayrı parkta üç ayrı belediyeye ait üç ayrı banka reklamlı bank / 23- Bi ayakkabı çekeceği / 24- İki büyük taş kütlesi / 25- Bir adet ağaç gölgesi / 26- Üç kuş kanadı sesi / 27- Bi sürü kedi köpek / 28- Bi Marmara denizi / 29- Camına yaslanıp seyredilen iki piliç çevirmeci / 30- Her akşam karıştırılan dört çöp bidonu / 31- Çalıp çalıp kaçılan beş melodili apartman zili / 32- Nakit 15 kuruş / 33- Anne babadan kalma yarısı yaşanmış bir ömür...
bu arada bu söz Duygu Asena'nın nazım hikmet'e kartpostal şairi demesiyle Can Yücel'in verdiği cevaptır...
kart da sensin postal da sana girsin sözüyle yıkmıştır ortalığı:)
anlatmaya kalktığımda tıkandığım sıfatların çaresiz kaldığı sonunda "can yücel işte!" die kaçtığım yüce kişi!
Bir başka yolculuk dalından düşmek yere,
Yaşadığından uzun;
Bir tatlı yolculuk dalından inmek yere.
Ağacın yüksekliğince,
Dalın yüksekliğince rüzgarda;
Ve bir yeni ö'mü'r
Vardığın çimen yeşilliğince.