İDEAL İLE KORKUNÇ ARASINDA BİR YAŞAM:
CESUR YENİ DÜNYA
Yıllar önce bir arkadaşımla okuduğumuz en iyi kitaplar üzerine konuşurken duymuştum ilk kez “Cesur Yeni Dünya” ismini. Düşündüğüm ilk şey “cesur” kelimesinin diğerleriyle şık durmadığı olmuştu. Arkadaşım bir bilim kurgu kitabından bahsetmeye başlayınca da hepten soğumuş fakat ısrarına dayanamayıp kitabı “belki okunacaklar” kısmına dahil etmiştim kendimce lütufta bulunup. Aradan birkaç ay geçti ve yaz tatiline girdik. Zaman bolluğu sayesinde elimde okunmayı bekleyen kitaplar da bitmişti. Bulunduğum ücra yazlık mekanda kitapçı bulunmadığından istemeye istemeye başladım kitaba ve boğucu ağustos sıcağında beş saatte sona geldim. O güne kadar büyük bir cehalet örneğiyle fantezi edebiyatla aynı kefeye koyduğum- fantezi edebiyatından halen nefret ederim, umarım bir gün bu düşüncemi de değiştirecek kitaplar çıkar karşıma- bilim kurgu edebiyatına dair tüm düşüncelerim alt üst olmuştu.
Kitap distopya yani kara ütopya demeye dilimin varmadığı, insanı sorulara boğan bir gelecek kurgusu. Aldous Huxley 1932 yılından bakarak öyle bir dünya yaratmış ki, bahsettiği dünya iyi mi kötü mü bir türlü karar veremiyorsunuz. Özet geçecek olursak, yıl F.S.(Ford’dan Sonra) 632’dir. Dünya ciddi bir devrim yaşamış, insan üremesi ve eğitilmesi “kuluçka ve şartlandırma” merkezlerindeki şişelerde gerçekleştirilmektedir. İnsanlar daha doğmadan en zeki olan alfa artıdan yarı mongol olan epsilon eksiye kadar, fiziksel özelliklerin ve zekanın sınıfın ihtiyaçlarına göre şekillendirildiği çeşitli sınıflara ayrılmış, modern bir kast sistemi oluşturulmuştur. Her sınıftaki insan sayısı ihtiyaca göre kuluçka merkezlerinde üretildiği, insanlar da küçüklüklerinden itibaren kendi sınıflarının ve yaptıkları işin en iyi olduğuna şartlandırıldıkları için herkes mutludur. Alt sınıftakiler üsttekileri kıskanmaz çünkü örneğin “alfa”ların bir alt sınıfı olan “beta”lara şartlandırma merkezlerindeki sınıf bilinci derslerinde otuz ay süresince yüz yirmi kez, haftada üç kere şu cümleler dinletilmiştir uykuda eğitim metoduyla:
“Alfa çocukları gri giyerler. Bizden çok daha sıkı çalışırlar, çünkü korkulacak kadar zekidirler. Gerçekten Beta olduğum için öyle mutluyum ki. Çünkü o kadar çok çalışmıyorum. Üstelik biz Gamalar ve Deltalardan çok daha iyiyiz. Gamalar aptaldırlar. Hepsi yeşil giyerler. Delta çocuklar da haki giyerler. Yo, hayır, Delta çocuklarıyla oyun oynamak istemiyorum. Epsilonlar daha da kötüler. Okuyup yazamayacak kadar aptallar. Üstelik siyah giyerler, ki siyah canavarca bir renktir. Beta olduğum için öyle mutluyum ki...”
Şartlandırma merkezleri insan robotlar yetiştirirler adeta ama “mutlu” robotlar. Toplumsal mutluluğu sağlayan bir diğer unsur da “soma”dır. Soma zararı neredeyse sıfıra indirilmiş bir uyuşturucu maddesidir. İnsanlar herhangi bir nedenden dolayı sıkıldıklarında, hatta her akşam bir tablet soma alırlar ve gerçeklikten uzaklaşıp sanal tatile çıkarlar. Kendilerine geldiklerinde yine mutludurlar. Anne, baba, aile gibi kavramlar ayıp; aşık olmak, elde edememek gibileri de komiktir. Toplum “herkes herkes içindir” anlayışıyla şekillendirilmiştir. Shakespeare, Dante gibi yazarlar insanların eskilerden hoşlanmaması için yasaklanmıştır. Yeniye ve tüketime dayalıdır toplum.
Tabii bu “yeni dünya”daki sistemin içinde de bir karşı sistem mevcuttur. Yeni dünya düzeninin yöneticilerin ıslah etmeye değer görmedikleri, modern dünyanın geri kalanından elektrikli tellerle ayrılan bu bölgelerden biri de New Orleans’tadır. Hikayemizdeki başkişilerden olan Bernard tatil için bu “ilginç” bölgeye gitmeye karar verir. Bu “vahşi ayrıbölgesi”nde annesi kaza sonucu buraya düşen bir “beta” olan, Shakespeare okuyarak büyüyen John isimli “vahşi” ile karşılaşırlar. Sonrasında “vahşi”, John ile birlikte “yeni dünya”ya getirilir. “Vahşi” bu “yeni dünya”ya alışamayacak ve onun intiharı ile de roman sona erecektir.
Birçok eleştirmen Huxley’in Cesur Yeni Dünya’sı ile George Orwell’in 1984’üne dair yaptıkları karşılaştırmalarda Huxley’in Orwell’e göre daha doğru tahminlerde bulunduğunu dile getirdi. Geçen yıllar Orwell’in, yoğun baskı altında kalan insanın bilgiye ulaşamayacağından korkarak yazdığı romanına karşın Huxley’in enformasyon bombardımanı sonucu insanın duyarsızlaşacağını öngören romanının galip çıktığını gösterecekti.
Kitabın çevirilerine gelince, şu an piyasada mevcut bulunan baskının çok iyi olmadığını itiraf etmek gerçekten acı. Orjinal metinde “Orgy- porgy!” olarak geçen distopyanın sloganlarından birini “Toplu seks-poplu seks!” şeklinde tercüme eden İthaki Yayınları çevirisindense aynı sloganı “Cümbüş mümbüş!” olarak çeviren MEB’in Orhan BURİAN tarafından kaleme alınan 1945 baskısının tercih edilmesi daha faydalı olacaktır. Ancak o kadar kaliteli bir kitap var ki karşınızda, çevirmen isterse İngilizce’yi yeni öğrenmiş olsun yine de günlerce başucunuzdan ayıramayacaksınız “Cesur Yeni Dünya”yı.
(bkz: copy-paste değil alınteri! )