henry chinaski nin o aşağılık hali cezbetmişti hep beni..en çokta beklentileri...zaten hayatın insanı mutlu yada yaşanılabilir kılamaması beklentileri ile ilgili değilmiydi...insanlar o kadar çok şey bekliyorlar ki her ne kadar hayat onların tarafında olsa bile yetişmekte zorlanıyor bu beklentilere...piyangodan para çıkması, maaşına zam almak, barda gördüğü kızla barın tuvaletinde sevişebilmek, iyi bir araba, güzel göğüsler, işkembe çorbasına biraz daha sarımsak..o kadar çok şey var ki...chiaskinin ise tek derdi içkisiydi...çalışmaktan nefret ederdi ama içkiyi satınalabilmek için para lazımdı ve sırf bu yüzden çalışıyordu, bu nedenle ne iş yaptığı hiç mi hiç önemli değildi...
beklentisi ve tüm problemi içkisinden öteye gitmeyen bu adama hep imrendim...gerekirse en az onun kadar aşağılık olabilirdimde hem...zor mu? sandığımızdan çok daha kolay aslında ama bize hep bir beklentiler sorumluluklar sunulmuştu...sırtlayıp götürürdük, yorulduğumuz zamanda fırça yerdik haliyle..ama silkinip üzerimizdeki herşeyi atamadık hiç..çünkü atarsak artık onlardan biri değildik dışlanır ve terk edilirdik çevremizden hatta ailemizden bile.. barış ın dediği gibi zincilere vurulmuştuk ve asıl olan o zincirlerin kimlerce vurulduğuydu...dedimya hep kıskandım chinaskiyi zincir takılamayacak kadar duyarsız olabildiği için...
gregor samsayı ise ailesi terketmedimi artık onlardan biri olmadığı için, kendi kendilerini kandırmamışlarmıydı artık onun oğulları gregor olmadığına dair, kendi ailesinin saldırısına uğramamışmıydı...nitekim gregor ilk böcek olduğu zaman bile işini patronuna ne diyeceğini kısacası ailesine nasıl yardım edebileceğini düşünmemişmiydi...ne farkeder ki diğerlerinden farklı isen artık o grubun dışındasındır...