toplam 14 kişi bulundu. 14 adedi gösteriliyor.
| tuttum | fLaga |
| tuttum | cekmagdurlari |
| tuttum | theknight |
| tuttum | lucifer3 |
| tuttum | mehmet10ur |
| tuttum | YUKSEK KURULTAY |
| tuttum | MUFFIN |
| tuttum | egesel64 |
| tuttum | nucro |
| tuttum | mozturk |
| tuttum | sorunlusorunsuz |
| tuttum | loneartisan |
| tuttum | radius |
| tuttum | Haskin |
~30 ahkam var. 1 2 önceki sayfa »
chp kafasi bu iste : kendi genel baskanina oy kullandiramayan bir kurumsalliga ve hantal orgutlenmeye sahip. chp'ye oy vermeyen insanlarin en az yuzde ellisi bu hantalliktan ve sapsalliktan dolayi oy vermiyorlar. genel baskan vizyondadir/gorseldedir, kadrolar calisir.
kemal bey diyor ya bir cok konu hakkinda, "arkadaslar calisiyor" diye. bir halta calisilmadigini bir kez daha bu sayede gormus olduk. kendi baskanina oy kullandiramayan siyasi orgut, oy istedigi secmenlerine nasil oy kullandirsin.
adamcagizin karisina cakal muhabirler soruyor, "kemal bey nerede oy kullanacak" diye. kadincagiz da aliskin degil, hazir cevap degil "o istanbul'da diyebiliyor".
olmazdi ama 1 oy farkiyla evet ciksaydi keske.
Belli ki, bu ülkede birilerinin en sevdiği söz, şu meşhur “hafıza-i beşer, nisyan ile malüldür” sözü.
9 Eylül 1995 tarihindeki CHP Kurultayı’nda, o günler itibarıyla 60’ına merdiven dayamış bulunan ve yine o günler itibarıyla 25 yıldır en tepede bir yerlerde siyaset yapmakta olan Deniz Baykal’ı “denenmemiş, genç lider adayı” diye sunmuşlardı.
Bugün de hemen hemen aynı çevreler, koro halinde, Kılıçdaroğlu’nu “CHP’de değişim rüzgârı esiyor, parti yüzünü sola dönüyor” diye pazarlamaktalar.
Medyada bir Kılıçdaroğlu rüzgârı esiyor. Doğan Grubu televizyonlarından muhtelif “sol” gazetelere kadar hemen her yerde, pehlivan tefrikası misali Kılıçdaroğlu güzellemeleri neşrediliyor.
Ne var ki, bütün bu hengâme içinde, hafızası nisyan ile malül olmayanlar ve analitik düşünme yeteneğini büsbütün kaybetmemiş olanlar açısından iki “küçük” mesele var. Biri Kılıçdaroğlu’nun kendisine, diğeri ise CHP’ye dair.
Hangi Kılıçdaroğlu? diye sorası geliyor insanın.
Hani şu Ergenekon davasına atıfla, “Silivri’de yatmak benim için onurdur” diyen Kılıçdaroğlu mu CHP’de bir fikri Rönesans yaratacak?
Hani şu derin CHP’nin kadim ve muktedir ismi Önder Sav ile birlikte gazetecilere mütebessim pozlar vermekte olan Kılıçdaroğlu mu CHP’de parti içi demokrasiyi hayata geçirecek?
Hani şu “sol bitti, artık partinin yüzünü sağa döndürmek gerek” diyen Kılıçdaroğlu mu CHP’yi solla tekrar buluşturacak?
Kendi kökenindeki Aleviliği gizleme telaşından olsa gerek, demokratik Alevi hareketinin taleplerini ağzına almaktan dahi korkan; Kürt meselesini “onların karınları doyarsa sorun da kalmaz” arkaikliği içinde ele alan Kılıçdaroğlu mu CHP’yi ülke meselelerinin çözümünde adres haline getirecek?
Kılıçdaroğlu efsanesinin yaldızlarını kazıyıp altındaki hakikatlere bakmak adına daha çok şey söylenebilir elbet. Ne var ki, bu da değil aslında mesele. Asıl sorun kendisini hala solda gören birilerinin CHP’den ümitvar oluşu.
Siyasette öyle meseleler vardır ki, turnusol kâğıdı gibidirler. Siyasal pozisyonunuzu, bulunduğunuz koordinatları, yönelimlerinizi, tuttuğunuz yolun nereye gittiğini apaçık ortaya koyarlar. Ciltler dolusu ülke ve dünya analizinden, sayfalar dolusu tumturaklı konuşma metninden çok daha açık bir gösterge oluştururlar siyasi kimliğinize dair.
Solun iç dünyası açısından bakıldığında, CHP’ye yüklenen anlam ve bu partiyle kurulan ilişki de işte tam böyle bir turnusol kâğıdıdır.
Bu partinin tabanına ve seçmenlerine bakarak CHP’nin sol ve demokrat bir parti olduğunu varsaymak ve bu parti içerisinde bir sola dönüş hamlesinin gerçekleşmesine, parti içi hayatın demokratikleşmesi sürecinin işlemesine, fikri bir Rönesans’ın yaşanmasına bel bağlamak; kelimenin gerçek anlamıyla bir ham hayalden ibarettir çünkü.
Ham hayaldir, zira CHP ne soldur, ne de demokrat. Dahası, CHP bir parti bile değildir. CHP bir parti-devlettir.
CHP, kurulduğu günden bu yana tam bir devlet kurumu olarak işlemiştir ve halkın konuştuğu dilden giyim kuşamına, yaşam biçiminden ibadetine ve inancına dek toplumsal yaşamın tüm gözeneklerine sirayet etmeye, buralarda iktidarını tesis etmeye ve yukarıdan bir buyurganlıkla temel belirleyen olmaya çabalamış bir bürokratik yapıdır.
Sorun dün Baykal değildi, bugün de Kılıçdaroğlu değil. Sorun CHP’nin kendisi.
Bütün melanetlerin müsebbibiymiş gibi gösterilen Baykal, neden değil, sadece bir sonuçtur.
Bu parti-devlet mekanizmasının, kendisini müesses nizamın sahibi olarak gören kurumsal işleyişin bir sonucudur. Kılıçdaroğlu da aynı mekanizmanın güncelleştirilmiş bir başka sonucundan ve/veya aynı sonucun güncel bir versiyonundan başka bir şey değildir.
Bugün CHP içinde yaşananlara soldan bakarak umudunu bu partideki olası bir demokratikleşmeye ve reform hareketine bağlayanlar, çölün ortasında susuz kalan ve tam bir çaresizlik içinde son bir umutla görmekte olduğu serapa koşanlardan daha parlak bir durumda değil ne yazık ki.
Evet, bu ülkede sola ihtiyaç var. Fikren yenilenmiş, ülkedeki muhalefet potansiyelini ortak bir program ekseninde bir araya getirmeyi başarmış, iktidar alternatifi olabilen bir sola ihtiyaç var.
Emeğin özgürleşmesini, Kürt sorununun barışçıl ve demokratik çözümünü, gerçek anlamda demokratik bir siyasal ve toplumsal yaşamı tavizsiz bir biçimde savunacak bir sola ihtiyaç var.
Sosyal ve demokratik bir cumhuriyet kavgasının siyaseten sahibi olacak bir sola ihtiyaç var.
Böylesi bir sol, CHP’nin bürokratik yapısının köhnemiş labirentlerinden, medya towerların yüksek katlarındaki toplum mühendisliği toplantılarından ya da düzenin kendi restorasyonunu sürdürebilmek adına ihtiyaç duyduğu kan değişimlerinden değil; eşitlik ve demokrasi mücadelesinin kendi dinamizminden ve sol için yıllardır büyük bir azim ve kararlılıkla sürdürülmekte olan mücadelenin kendi öz gücünden doğacak.
Erdoğan Usta
İKTİDARA HAZIRLANAN CHP'YE NİHAT GENÇTEN SAMİMİ ÖNERİLER
(Bu hafta Kıbrıs’ta seçim olduğu için kendi TV programımı yapamadım. Yapabilseydim, aşağıdaki başlıklardan üç-dört tanesini dillendirecektim.. Seçim takvimi ilan edildiğinde bu aşağıdaki önerilerimizi daha da detaylandırarak yine bu sütunlarda yayınlayacağız, ancak, şimdilik birkaç başlık yeter. Sizler de önerilerinizi sıralayabilirsiniz, ki, acele etmeye gerek yok, önümüzde zaman var, ancak ülkenin en temel sorunlarını halkımıza hatırlatmak ve üzerinde düşünmek için bugünden tezi yok..)
1. Geçtiğimiz seçimlerde, özellikle İzmir’de ortaya çıkan oy sayımlarıyla ilgili skandalların ürküntüsünü halkımız hala yaşamaktadır, bilgisayarlar nihayetinde insanlar tarafından kullanılır, on ayrı küçük partiden 0,3, 0,5 gibi küçük kırpıntılar daha büyük partiye yazıldığında ortaya inanılmaz incelikle kotarılmış büyük bir oy sahtekarlığı çıkmaktadır. CHP’nin İzmir’de ortaya çıkan oy sayımlarının üstüne gitmemesinin birçok sebebi olabilir, ancak büyük bir parti, her sandığın başına uyanık bir adam koyamamış gibi kendi zayıflığını tescil eden bir gerçeği örtmüş olabilir.
Yani, CHP her sandığı her ilçeyi kontrol altına aldığını önce kendi seçmenine inandırmak zorundadır. Velhasıl bu seçimin ilk büyük kavgası oy sayımlarıyla geçeceği aşikardır, bu yüzden CHP çok uyanık çok kontrollü ve sandıkların hepsine hakim olduğunu kamuoyuna inandıracak çalışmaları giderek yükselen bir güvenli dille ortaya koymalıdır.
2. Bedri Baykam’ın tüzük konusunda kamuoyuna yaptığı düzenleyici açıklamalar yerindedir, ancak fazladan şu öneride bulunmak istiyorum: Partinin gençleştirilmesi ve gücü yettikçe 30-35 yaşındaki genç adamlara açılması olağanüstü önemdedir, ayrıca kadın kotasını bu saatten tartışmak gülünçtür, bu kotalara devrimci bir hamleyle kesinlikle uyulmalı, daha da ötesi kadın kotalarının büyük şehirlerden çok Anadolu şehirlerinde öne çıkarılması çok daha önemdedir. Asıl yapılması gereken İstanbul, İzmir gibi değil, Erzincan, Erzurum, Artvin gibi şehirlerdeki listeleri kadın adayların çoğunluğuyla hazırlanmasıdır, çünkü, Anadolu’da bir kadın uyanışı gündemdedir, gittiğim her şehirde dikkatimi en çok çeken o şehrin kadınlarının örgütlenmeye ve bir şeyler yapalım düşüncesine çok hazır oluşunu şahsen görmüş olmamdır..
3. CHP’ye katılacak bir çok yeni isimle önümüzdeki günlerde tanışacağız, ancak, bir misal olsun diye veriyorum, mesela CEM TV’de görev yapan daha önce Kanal Biz’de yolsuzluk-yoksulluk programını yıllardır sürdüren Tuncay Molloveyisoğlu gibi isimler dahil edilmeli, mesela, Haberal’ın TV’nunda Bekleme Odası programını yapan Gürbüz Evren tavsiye edilebilir, ayrıca, partiye küskünlükleri bulunan bir çok insan çağrılabilir, hatta, bir kitle partisinin yapısı gereği sol’un bir çok değerli ismi açık yüreklilikle davet edilmeli, ancak, ‘kitle partisi’ tanımı yeniden yapılmalı ve CHP’ye davet edilenlerin çok temel birkaç ilke dışında CHP’yle aynı görüşte olup olmamalarının hiçte önemli olmadığı kamuoyuna etraflıca anlatılmalı..
Yani, ‘kitle partisi’ tek bir fikrin tek bir ideolojinin partisi değildir, içinde çok farklı düşüncelere sahip ne çok zengin ve başka başka düşünen insanlar varsa, bizdendir bizden değildir ayrımına tabii tutulmadan partiye bizatihi Deniz Baykal tarafından açık davetle katılımları sağlanmalıdır.
4. Kurulacak hükümetin ilk yapacağı şeylerin başında, toplumun ve devletin üniversitelere bakışını değiştirmektir, bugün üniversiteler ‘talebe mezun etmeye’ odaklanmıştır, yani diploma odaklıdır. Sağcı iktidarların topluma öğrettiği üniversite anlayışı kökünden değiştirilmeli, üniversiteler diplomaya değil, her üniversite bulunduğu şehir ve bölgeye odaklanmalıdır, nasıl, her üniversite, bulunduğu şehir ve bölgenin tarımına sanayisine esnafına sahaya inerek birebir hizmet vermeli.. Yani ‘teori’den sahaya çekilmeli.. Esnafın ihtiyaçlarına göre yeniden düzenlemeli. Bir ithalatçıya yeni pazarlar bulmaktan bir esnafın dükkanının donanımı, mimarisi, bilgi ve tecrübesine kadar her şeyi üniversite bizatihi o dükkanın içine giderek ikili ilişkilerle geliştirmeli..
Hayatının en genç en enerjik ve öğrenmeye bir şeyler yapmaya en hazır çağında onbinlerce genci hapishane gibi üniversite kampüslerinde tutmak postmodern bir diktatörlüktür. Gençler üniversite yıllarında şehirlerine tarımına köylüsüne sanayisine esnafına, bilgilerinin de pratiği olarak alan çalışması olarak birebir hizmet etmeli.. Milyonlarca genç’i ‘kampüslerde’ toplama kampı gibi tutmak ve onları şehirden, sanayiden, çalışmadan uzak tutmak ‘insanlık dışı’dır.. Bir insan evladı en enerjik en deli çağları 20-30 yaş arasını kampus hapishanelerinde geçiremez.. Hocaların kaprisleri ve kampus geyikleriyle hayat tanınmaz.
Ama asıl olan her üniversite yaşadığı şehre kapalı yaşıyor, o şehrin esnafını, tarımını, köylüsünü, ürününü, endüstrisini hiç bilmeden ve hiç katkı sunmadan kendi ‘akvaryumunun balıkları’ gibi yaşıyor. Türkiye’nin bugün önünde bekleyen en büyük devrimci hamle, üniversiteleri sahaya, alana, fabrikaya, tarlaya, işyerlerine fiili olarak sokabilmek için yeniden düzenlenmeleridir..
Velhasıl, üniversite sahaya inmeli, bulunduğu şehir ve bölgenin ürünleri ne ise, çalışması, istihdamı, gücü ne ise, işte bunlara odaklanıp bunlara hizmet etmeli..
5. CHP halkımıza 12 Eylül anayasasını kendi iktidarında mutlaka değiştireceğini ve alternatif anayasa çalışmalarını tane tane anlatmalı.. Sağ iktidarların etnik ve din tanımları yavaş yavaş devreden çıkartıp bu, cins, ırk, dil, etnik tanımları siyasete ve anayasaya asla bulaştırmamalı.Ve bu topraklarda doğup büyüyen herkesi kucaklayan eşit bölüşümcü tavrını yansıtmalı.. Bu topraklarda doğmuş her insanı hukuk karşısında ve fırsat eşitliğinde ayrım gayrım yapmadan ve asıl önemli olan yurttaşlık, birey ve vatandaşlık dışında herhangi bir sıfata niteliğe ihtiyaç duymayacak açıklıkta insan hakları tane tane kaleme alınmalı.. Türkiye’nin geleceğine yapılacak en büyük hizmet bu ülkeyi sağ iktidarların soktuğu etnik, din tartışmalarından uzakta tutmak, bu topraklarda doğmuş her insan her birey hukuk karşısında eşit olduğu tartışılmaz şekilde ortaya yeniden koyulmalı.
6. CHP, parti ideolojisinin gereklerini bu seçim kampanyasında baş tacı yapmak zorundadır, mesela bir örnek olarak söyleyelim, Kanada’nın yaptığı gibi, engelli vatandaşlarımıza otomatik tekerlekli sandalyeleri hem bedavadan tedarik etmeli hem sokakları buna göre düzenlemeli hem de bu otomatik tekerlekli sandalyelerin bakımı ve onarımlarını üstlenecek sosyal çalışmalarına bugünden kesinlikle başlamalıdır..
7. CHP, ideolojisi gereği, halka karşı sosyal vaatlerini netliğe kavuşturmalı, şöyle, Demirel bile kırk yıl boyunca, benim emeklim, benim işçim, benim memurum, benim köylüm, diyerek toplumun her bir kesimini odaklayarak konuşuyordu. CHP sosyal bir demokrat parti olarak bırakın Demirel kadar ‘genel’ konuşmayı, sosyal kesimleri ve onların ihtiyaçlarını daha net ve adlarını tek tek koyarak ifade etmeli.. Bir örnek vererek, şöyle: diyelim bugün milyonlarca özürlü engelli çocuk sahibi aile var.. Ve bu ailelerin en büyük korkuları kendileri öldüğünde çocuklarının ne olacağı? CHP, işte bu ailelere: Gözünüz Arkada Kalmasın başlığıyla sosyal devletin gereklerini yerine getirecek vaatlerini açık bir şekilde dile getirip verdiği sözleri parti proğramında kocaman harflerle yazmalı. Ve şüphesiz, emeklisi, işçisi, köylüsü, memuru hepsi, çalıştığı ve hakları konusunda sıkıştığı her alanda adları tanımları çok açıkca verilerek işaret edilerek tanımlanmalı. Hiç değilse bir partinin bu insanları gördüğünü, dertlerini dinlediğini, anladığını ve çözümleri olduğunu madde madde söylemeli, daha da açarak, diyelim Tekel İşçisi’ne ne söylüyor, malul gazilere ne söylüyor, öğretmen emeklisine kuruşu kuruşuna ne söylüyor her bir meslek tanımlanarak ifade edilmeli.
8. Kayıt dışı ekonomiyi kayıt altına almak için, dünyada, özellikle Çin’de ilginç ve sürpriz çalışmalar var, diyelim, hergün alışverişten aldığımız fişin üstündeki rakamlar kullanılarak o günün akşamı milyon dolarlara varacak büyüklükte piyango düzenlenebilir, imkan olabilirse, kazı kazan gibi kazılarak da bu ikramiye yapılabilir ve her günün akşamı herkes alış veriş fişini bir ikramiye çıkar diye saklamak isteyecek ve hatta içilen bir çay’ın dahi fişinin istenmesine kadar gidilecek, yani kayıt dışı ekonominin hesap kitaba çekilmesi bugünden yeni ve sürpriz projelerle gündeme taşınmalı.
9. Sosyal demokrat bir parti için ‘fırsat eşitliği’ vazgeçilmez bir yasadır. Ancak, daha da ileri gidilerek ülkemizin özel şartları göz önünde bulunarak doğu bölgesi pozitif ayrımcılığa tabii tutulmalı. Bu üniversite imtihanlarında dahi uygulanabilir, yani, doğu bölgesinde doğan çocukların şartları düşünülerek üniversiteye giriş puanlama oranları yeniden düzenlenmeli, işe girmede, asgari ücrette, ya da işsizlik sigortasında bu pozitif ayrımcılık, Türkiye’de çok şeyi değiştirecek, ancak ilk elden hedeflenen bölgeler arası dengesizliği değiştirmede önemli bir adım olacaktır.
10. Son yıllarda gündeme gelen ve büyük insan hakları ihlallerine sebep olan ‘telefon dinlemeleri’ acilen yasal değişikliklere tabi tutulmalı ve özel hayatı deşifre edenler cinayet gibi en ağır cezalara tabi tutulmalı.. Anadolu’yu gezerken toplumun en dip köşelerine köylerine gecekondularına kadar büyük bir korkunun sindiğini gördüm, diyelim, bir gecekondulu ya da köylü kadını bugüne kadar cep telefonunu serbestlik içinde kullanıyor, diyelim bakkalıyla ya da uzaktan biriyle eğlenceli ve rahat ya da haşnafişna görüşmeleri kendi özel gizliliğiyle yapıyordu, işte bu insanlar büyük bir korkuyla çarpılmış ve kaskatı kesilmiş durumda.. Hepsi telefonlarından korkar hale geldi..
CHP, insanların bir teknolojik nimet olarak kullandığı cep telefonu görüşmelerine hukuk ve devlet ciddiyetiyle özel hayatların korunması garantisini halka söz vererek ve sonra sert yasalarla düzenleyerek halkımızı büyük bir panik ve korkudan kurtarma çalışmalarına hukukçularını toplayarak bugünden başlamalı..
CHP’nin telefon dinlemeleri ve özel hayatın deşifre edilmesi konusunda güven verici yasal çalışmaları başlatacağı sözünün, sadece bu çalışmanın CHP’ye yüzde 5’ten daha büyük bir oy getireceğini iddia ediyorum..
11. Bir benzer çalışma Basın Yasası’nda mutlaka yapılmalı, kamuoyunda büyük infiallere sebep olan son davalarda gördük ki delil belge olmadan gazeteler uydurulmuş iftiraları manşet yapabiliyor, şok şok diye ana haberlerde insanların onuru ve özel hayatıyla oynayabiliyor. Bu iftira ve şaibe ve töhmet oluşturan asılsız belgesiz delilsiz haberler karşısında ‘tekzip’ müessesesi çok zayıf kalmaktadır. İşte CHP, yeni bir ‘tekzip’ müessesesi yerine yeni bir basın yasası çalışması yapmalı, şöyle, belgesiz, delilsiz suçlamaları manşete çekenler, ya da ana haberlerde birinci haberde verenler, bu haberlerinin haber dışı ‘kasıt unsurları’ taşıdığı gerekçesiyle bu gazeteciler ömür boyu meslekten men edilmelidir.
Yazar, avukat, hukukçu, işadamı gibi mesleğinde saygın insanları belgesiz delilsiz manşete çekmenin, iftira ve karalamalarla argo tabiriyle ‘işini bitirmenin’ önüne CHP yapacağı hukuki düzenlemelerle mutlaka geçmeli..
12. Türk Ordusu’nun dinlenme, belge sızdırılması ve köstebek vakalarıyla kolaylıkla yıpratıldığına şahit olan Türkiye halkı ‘ordu’nun güvenliği konusunda paniğe kapılmıştır. Koskoca generallerin Çingene gibi laf kavgasına girmesi ya da genelkurmay karargahından kolaylıkla belge sızdırılması bir ülke için en utanılacak şeydir.. CHP, Silahlı Kuvvetler’in istihbarat ve kurmay yapısını yasalarla yeniden düzenlemeli.. Gazeteciliğin ‘ajan ve köstebek’ ilişkileri hukuki düzenlemeyle açıklığa kavuşmalı.. Ayrıca, benim özel teklifim, mesela ‘kurmaylık’ ve ‘istihbarat’ yeniden düzenlenirken, ilk yapılması gereken, kurmay ve istihbarat kadroları sınavlara liyakata ve başarıya göre değil, başka türlü garantiye alınmalı.. Şöyle, diyelim şehit ailelerinin çocukları bu kadrolara zaman içinde yavaş yavaş öncelik verilerek alınmalı.. Bu bir nevi tarihte özellikle Selçuklu zamanındaki ‘gaziler’ gibi ayrıcalıklı bir müessesedir, devletin en hassas kurumları sınav sorularını bir şekilde çalarak kurmaylığa yükselen tarikatlara bırakılmamalı.. ‘Gazilik’ benzeri bir çalışmayla istihbarat ve kurmay kadroları ‘şehit çocukları ve torunlarına’ öncelik verilerek bu kurumların güvenliği sağlanmalı..
Benzer şekilde, Türkiye’nin elinde çok güçlü bir yardım kuruluşu Kızılay vardır, bu kurum da yavaş yavaş malul dediğimiz bir organını kurban vermiş Gaziler’e bırakılmalıdır, Türkiye’nin onuru bir yardım kuruluşunu Gaziler yönetmelidir. Tam tersine, AKP ve benzeri hükümetler Gaziler’i acınacak zavallı yardım edilecek insanlar gibi bir resimle hepimizi utandıran sahnelerle halkımızı üzmektedir.
13. Fethullahcı tabir edilen cemaatin askeri kurumların en mahrem yerlerine sızdığı artık aşikardır, cemaat, kendi yurtlarında gizlilikle büyütüp askeri kurumlarda büyük makamlara doğru istihbarati titizlikle yetiştirdiği bu çocukları ‘kullanmaktadır’.. Ancak Anadolu’nun köylerinden kasabalarından cemaatce devşirilen bu çocukların ‘trajik kaderleri’ CHP tarafından dikkate alınmalı, şöyle, sadece iyi okullarda okuyalım diye cemaatin eline düşmüş bu çocuklar okuyup yetiştikten sonra cemaatten ayrılmak isteseler dahi ayrılamazlar.. Çünkü, cemaat bu çocukları ‘sizi deşifre ederim’ korkusuyla bu çocukların elini kolunu bağlamaktadır.
İşte CHP burada devreye girmeli ve askeriyeye sızmış ve cemaat tarafından bir gizli koz olarak kullanılmaya devam ettirilen bu çocukları ‘affetmeli’.. Yani, bu çocukların ordudan atılma korkuları ya da cemaat bizi deşifre eder korkusu üstlerinden atılmalı ve yapılacak bir yasal düzenlemeyle bu çocuklar cemaatin elinden töhmetinden prangasından kurtarılmalıdır...
14. Çarpıcı ve popüler birkaç başlık altında sıralamaya çalıştığımız bu önerilerimizde görüyoruz ki, Türkiye’nin önünde bekleyen en acil sorunlar, basın yasalarının düzenlenmesi, Askeri istihbarat ve kurmaylığın düzenlenmesi, üniversitelerin tam anlamıyla düzenlenmesi, yani CHP’yi büyük bir Hukuki düzenlemeler bekliyor..
Yani bu seçimin en büyük projesi bu hukuk çalışmaları ve partilerin bu hukuki düzenlemeleri hangi başlıklar altında yapabileceği tartışmasıdır. Bu da normaldir, çünkü AKP iktidarı dönemi Hukuk skandallarıyla kurumların paramparça olduğu tarihte benzeri yaşanmamış bir dönemdir. Yani, yürütme, yasama, yargı gibi en temel kuvvetler dahi CHP’nin yeni çalışmalarını bekliyor..
15. CHP Sinop’tan Eskişehir’e Sinop’tan İstanbul’dan kadar dağlarımız ve ormanlarımızın fotoğraflarını helikopterlerle çektirmeli ve onbinlerce dağın tepenin ne idüğü ne aradığı belli olmayan ‘ruhsatlarla’ nasıl vahşice oyulduğunu halkımıza göstermelidir. Maden aramalar ‘ruhsatları’ açık değildir, hangi madeni dahi aradıklarını bilmediğimiz vahşiler şu anda onbinlerce dağ başını mağara oyukları gibi paramparça etmiştir.. Helikopterle çekilecek fotoğrafların Türkiye’nin nasıl kanunsuzca yağmalandığını Türkiye Halkı’na acıklı bir şekilde gösterecektir. Ruhsatlar ve maden aramalarının Türkiye’nin en değerli ormanları ve manzaraları ve verimli topraklarını bu kadar başıboş delik deşik etmesi henüz ekranlarda ve kamuoyunda konuşulmamakta, yağma ve talanın ucu bucağı görünmüyor, mesela CHP en vurucu afişlerinden birini YOK ÖYLE YAĞMA, CHP VAR, diyerek vahşi yağmalara karşı sağlam tavrını gösterebilmeli.
16. AKP iktidarı sosyal yardımları siyasi rantlara dönüştürdüğü açıktır. ‘Sosyal Yardımların’ siyasi ranta dönüşmemesi için sosyal yardımların yeni bir hukuki düzenleme çerçevesine mutlaka alınmalıdır.
17. Türkiye’nin en büyük işsizliğe sahip meslek grubu Ziraat mezunlarıdır. CHP, tek parti döneminde başladığı gibi bu büyük meslek grubunu yeniden düzenlemeli, şöyle, ziraatcilerimiz, köy ve kasabalarımızda tek tek her aile bütçesini güçlendirmek için, o ailenin, bir teneke peynir olsun, bir teneke zeytinyağı olsun, o aileye güç verecek pekmekcilik, pestilcilik, kavurma, salamura, halıcılık, tavukçuluk, biçki dikiş, arıcılık vs. gibi aile çapında yardımcı hizmet vermeli.. Yani yüzbinlerce işsiz ziraatci, köy ve kasabalardaki ailelerin tek tek gelirlerini yükseltmek için devreye sokulmalı.
Demokrat Partiyle altmış yıl önce başlayan köylünün tembelleşmesinin önünü Ziraat Mühendisleriyle alabiliriz, yılda birkaç ay ürünle tarlayla hasatla ilgilen yılın üçyüz günü kahvede yan gelip yatmaya alışmış Anadolu köylüsüne her gün uğraşacağı ve üreteceği yan işler sayıları yüzbinlere varan meslek grubunun istihdam edilmesiyle yeniden yeşerebilir.
Anadolu köyleri iki tavuk bir inek dahi besleyemez hale gelmiş ve onbinlerce köyümüzde nerdeyse tek bir ocak dahi yanmamakta, bu Anadolu’nun ölümüdür, CHP önce buna dur demeli. Köylere patates ve soğan dağıtan AKP belediyeleri utanç vericidir, köylere ekmek dağıtan AKP zihniyeti Anadolu’ya hakarettir. Halkımız tarihinde görülmemiş bir tembelliğe sürüklenmiş ve her şeyi devletten dışarıdan başka yerlerden ister dilenir hale gelmiştir..
18. Türkiye’nin onuru saydığımız onlarca işletme yabancıların eline geçmiştir, mesela, Uludağ gibi Osmanlı’dan beri Anadolu’nun cenneti olmuş toprakların en değerli suyu Erikli Suyu, bugün Uludağ’dan dökülen bütün kaynak sularını tekeline geçirmiştir ve İsrailli bir firmanındır.. Su, benzinden pahalı hale gelmiştir. Bu kadar ‘basit bir işletmenin’ dahi yabancı ellerde olması yeni yetişen gençliğin ülkesine olan azmini kırmaktadır..CHP bu toprakların en değerli hazineleri ürünleri madenleri üzerindeki açık tavrını çok daha yüksek dillendirmelidir.
19. Yerli markaların özendirilmesi ödüllendirilmesi ve kayırılması şarttır. CHP sözcüleri yerli markaları dillerine dolamalı ve ‘serbest piyasa’nın elini kolunu bağlayan yasal kurallarına rağmen ‘gizlice’ ‘el altından’ yerli markalar ne şekilde olursa olsun mutlaka hem moda edilmeli hem de teşvik edilmeli hem de Türkiye’nin tek kurtuluşunun yerli markalarının çoğalmasıyla olacağı anlatılmalıdır. Türkiye bugün Tekel İşçileri krizi yaşıyorsa, bunun sebebi, yüzyıl boyunca tütünü balya balya sattığımız için, yani mamül hale getirip sigara olarak satamadığımız için, aynı şekilde, unu, fındık’ı çay’ı çuval çuval satıyoruz, başkaları alıp endüstrisine sokup ürün değerini yükseltiyor, zeytinyağını teneke teneke satıyoruz, bor’u bir çok madeni tırlara kamyonlara doldurup satıyoruz, başkaları markalayıp şişeliyor, ya da şöyle düşünün, Türkiye hangi ‘ithal malını’ çuval çuval balya balya teneke teneke alıyor, hiç birini, ithal malların hepsi marka, şişelenmiş, ambalajlanmış, mamül hale getirilmiş…
20. Alışveriş merkezleri bir çok yönden mutlaka düzene sokulmalı, birincisi, şehirlerin mimarisini istediği gibi bozup parçalamaya hakları yoktur, ikincisi, şehre hiç yakışmayan ve aynısından dünyada milyonlarca benzeri olan bu binalara belediyelerin izin verme hakları yoktur, üçüncüsü, alış veriş merkezleri ‘ingilizce dersine’ dönüşmüş gibi yüzlerce yabancı marka, ki, öyle alışveriş merkezleri var ki içinde ‘tek bir Türkçe’ tabela arasan bulamazsınız hale gelmiştir. Ve en önemlisi alış veriş merkezleri adları sanları güçleri ne olursa olsun dışarıdan gelen ithal malları kayırırken yerli malları tezgah altına ya da değersiz gösterip piyasaya sokmamak için bize karşı halkımızın ürettiklerine karşı savaşıyorlar, işte bu despot vahşi liberal anlayışa karşı büyük bir kamuoyu baskısı oluşturulmalı..
21. Anadolu’da bugün bir çirkin apartman çirkin mimari hastalığı yaylalara köylere kadar bulaşıcı bir virüs gibi yayılmıştır. CHP, yaylalara değil apartman üç katlı ev yapılmasını dahi yasaklamalı. Ayrıca CHP sadece yaylalara değil köylere dahi üç kattan büyük ev yapılmasını yasaklamalı. Ayrıca CHP, kasaba ve ilçelerde çok katlı ucube apartmanların yapılmasını yasaklayan düzenlemelere şimdiden başlamalı…
İzmir'in Karşıyaka ilçesinde Kent A.Ş. işçilerinin atılmasına sessiz kalırken TEKEL işçilerine verdiği destekle gündeme gelen CHP'nin ses kaydını nasıl değerlendireceği merak ediliyor. "Bundan sonra benim ekmeğimi yiyorsunuz, ipiniz benim elimde" şeklinde konuştuğu ileri sürülen Karakayalı'nın, hakkında dedikodu yapıldığını bildiğini ve eğitimci bir kişiliğe sahip olduğundan ötürü sabrettiğini belirtiyor. "Kral öldü. Beş sene kral benim burada. Varsa beş sene sonra karşıma çıkacak, hodri meydan, çıksın." diyen Karakayalı'nın, 7,5 dakikalık ses kaydında şunları söylediği ileri sürülüyor:
"Dışarıda benim bayrağımı sallayan burada yüzlerce kişi var sırada bekliyor bu işe girmek için. Bundan sonra benim hakkımda, partimin hakkında herhangi bir şekilde bizim aleyhimizde en küçük bir şey söyleyenin kafasını koparırım. Altını tekrar çiziyorum, benim aleyhimde, partim aleyhinde, sokakta, işyerinde, stadyumda, orada burada bir kişi, içinizden bir kişi yanlış bir şey söylerse kafasını koparırım."
Karakayalı'ya ait olduğu iddia edile ses kaydı www.yerelgundem.com internet sitesinde yayınlandı. Ses kaydının başkanın, Kemalpaşa ilçesine bağlı kapanan Ulucak Belediyesi'nin işçilerine hitaben yaptığı sırada çekildiği söyleniyor. Karakayalı'nın Ulucak Belediyesi'nden 34'e yakın işçiyi çıkardığını ifade eden bir işçi, ses kaydını 9 Aralık 2009 günü kendilerinin gizlice çektiğini açıkladı. Karakayalı'nın 30 işçinin işine son verdikten sonra kalan işçilere bir konuşma sırasında ses kaydını aldıklarını aktaran işçi, başkanın kendilerine hakaret ettiğini ve tüm Türkiye'nin eğitimci bir başkanı görmesi açısından bunu yaptıklarını dile getirdi.
Edirne 1. Ağır Ceza Mahkemesi'nde bugün yapılan, chpli Belediye Başkanı Sedefçi'nin de katıldığı duruşmada karar verildi. Mahkeme, Sedefçi hakkında, ''halı saha ihalesine fesat karıştırmak''tan 4 yıl 2 ay hapis cezası kararı verdi.
Burdaki butun solcuları yarın saat 14.30 da beyoğlu simit sarayına bekliyorum ;)
10 Kasım günü Meclis’te Kürt sorununda “demokratik açılım süreci” ile ilgili yapılan tartışmalarda bir kez daha nasıl bir zihniyetle karşı karşıya olduğumuzu gördük. Meclis kürsüsünde CHP adına konuşan Onur Öymen’in ifadeleri adeta soykırım çağrısı niteliğindeydi.
1938 yılında Dersim’de yapılanları onaylayan ve sorunların çözüm yönteminin yine katliam olması gerektiğini belirten Öymen’in söylediklerine bakın;
“Maalesef bu ülkenin anaları çok ağladı. Tarihimiz boyunca çok şehit verdik. Çanakkale Savaşı’nda 200 bin şehidimiz vardı, hepsinin anası ağladı. Kimse çıkıp ‘bu savaşı bitirelim’ demedi. Kurtuluş Savaşı’nda, Şeyh Sait isyanında, Dersim isyanında, Kıbrıs’ta analar ağlamadı mı? Kimse ‘analar ağlamasın, mücadeleyi durduralım’ dedi mi? İlk siz diyorsunuz. Çünkü sizin terörle mücadele cesaretiniz yok.” Çok yoruma gerek bırakmayan bu zihniyet, ülkeyi yönetmeye aday.
Bu sözlerin söylendiği günlerde, Dersimlilerin gündemi ve umudu ise farklıydı.15 Kasım 1937’de asılarak katledilen Seyit Rıza ve yoldaşlarını anmak, yeri belli olmayan mezarlarını bulmak ve devleti bu trajik süreçle yüzleşmeye çağırıyorlardı. İşte böyle bir dönemde bu zatın Meclis kürsüsünde yaptığı bu açıklama, Dersim katliamının etkilerini hala üzerinden atamamış, iliklerine kadar o süreçten bu yana yaşadığı travmaları atlatmaya çalışan Dersimlileri derinden yaralamıştır.
Öte yandan ise, Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en barbarca işlenmiş katliamına meşruluk kazandırmaya dönük bu yaklaşım son derece tehlikelidir. Dolayısıyla bir hukuk devleti olduğumuzdan yola çıkarak tarihsel katliam ve kırımları bu gün için, çözüm yöntemi olarak kabul eden ifadelerin suç olarak kabul edilmesi ve mahkûm edilmesi demokrasi ve insanlık adına önem taşımaktadır. Hukuk devleti olma ve sağlıklı bir gelecek kurmanın yolu, bu ve bunun gibi zihniyetlere taviz vermeden mücadele etmekten geçmektedir.
Dersimliler olarak kuşaklar boyudur büyük acılar yaşıyoruz. Kimliğimiz, değerlerimiz, dilimiz, inancımız sürekli bir baskıyla karşı karşıyadır. Farklılıklarımız nedeniyle çifte standartçı uygulamalara maruz kaldık. Mahpuslarda çürütüldük, asıldık, öldürüldük ve işkence gördük. Bu gün bu acıları unutmaya, özgür ve demokratik bir ülkenin vatandaşları olarak yeni bir hayatın mümkün olduğuna kendimizi inandırmaya çalışıyoruz. Ancak Onur Öymen’in parlamento çatısı altında sarf ettiği sözler, bu umudu koruyan bizlerin yüreklerine ateş düşürmüştür. Bu toplumun yaşadığı travmaları biraz da olsa bilen bir insan ne anlatmak istediğimi iyi anlar.
1938 yılında Dersim’de yaşanan durum tam bir vahşet olarak tarih sayfalarında yerini almıştır. Kürt ve Alevi kimliğinden ötürü Dersim katliamcı ve asimilasyoncu politikalarla haritadan silinmek istenmiştir. Dersim’in dağları, ovaları ve mağaraları top ateşiyle dövülmüş ve kundaktaki bebeğine varana dek yediden yetmişe insanlar süngüden geçirilmiş, yakılmış ve kurşuna dizilmiştir. Böylesi bir acıyı yaşamış toplumun çocukları olarak kaygılanmakta haklı değil miyiz? Bu zihniyet, adeta zevk alırcasına 70 yıl sonra yeniden bize bu acıları yaşatmaktadır.
Dersimde insanlar isyan çıkarmak için değil, canlarına kurtarmak için dağlara sığınmışlardır. Dağlara çıkamayanlar toplu bir şekilde katliamdan geçirilmiştir.1937 ve 38 kırımında görev almış askerlerin anlattıklarını, Onur Öymen okumadıysa okumasını tavsiye ederim. Belki o zaman yaptığı bu açıklamadan ötürü utanır ve Dersimlilerden özür diler.
Karslı Asker A. Demirtaş ; "Köylüleri topluyorduk, bir araya getirip 'sizleri koruyacağız, kurtaracağız' diyerek dere kenarlarına veya uygun gördüğümüz yerlere götürüp makineli tüfeklerle tarıyorduk. Kadın, çocuk, bebe, ihtiyar, genç demeden hepsini, hepsini öldürüyorduk. Subaylar ‘hiçbir Aleviyi sağ koymayın, öldürün’ diyorlardı. Daha sonra cesetlerin başına erler kurtlar gibi üşüşüyorlardı. Kollarını sıvazlayıp bilezik, kolye gibi altınları kapmak için hırslı bir yarış başlıyordu. Kadınlar için altın takmanın önemi büyük olduğundan kolları parçalayarak, keserek altınlar kapışılıyordu. Hatta altın dişler de alınıyordu, alevi öldürüp cennete gitmek, altınlarına da sahip olup bu dünyada da rahat yaşamak o günlerde önemliydi. Velhasıl birçok köyde benzer bu tür şeyler yapıldı. Bugün Kars'ta Dersim zenginleri var. Bunların zenginlikleri oradan kalma."
A.Demirtaş; "Bir gün, 4–5 yaşlarında bir çocuğu komutan bana göstererek 'öldür' dedi. Ben ‘yapamam’ deyince, yüzbaşı rütbesindeki komutanım çocuğu ayağından tuttu. Güçlü ve kuvvetli elleriyle yanı başındaki kayalara başı gelecek şekilde kaldırıp, kaldırıp vurmaya başladı. O an hafızamı kaybetmişim. Kendime hastanede geldim. Hava değişimi verdiler. Bir daha da Dersim'e yollamadılar. Çünkü her şey bitmişti."
Bu vahşetin ve barbarlığın savunuculuğunu yapan CHP zihniyeti dünden bugüne değişmedi aslında. Meclis’te katliamları savunan CHP bugünde Ergenekon avukatlığını yapmaktadır. Üzücü olan ise ittihat terakki zihniyetinin devamcısı olan bu partinin kendini “sosyal demokrat, ilerici” göstermesidir. Aydınlara ve ilericilere düşen ise CHP ‘nin bu kirli ve katliamcı yüzünü teşhir etmektir.
Şahsen üzüldüğüm bir başka konu ise Meclis’teki Dersimliiler. Öymen, Meclis’te bu hakaretleri yaparak, dedelerimizin kemiklerini sızlatırken, sözüm ona Dersimlilerin kurtarıcısı gibi gösterilen Kemal Kılıçdaroğlu da alkışlıyordu. Sayın Kılıçtaroğlu, bu vahşeti alkışlarken hiç mi utanmadınız? Her fırsatta alakalı alakasız konuşmayı, kendine güldürmeyi marifet sayan Kamer Genç bu konuda konuşmayacak mı? En önemlisi bu parti içerisindeki Dersimliler, Aleviler, Kürtler, ilericiler atalarımıza küfür eden, bu soykırımcı zihniyeti ne kadar sineye çekeceksiniz? Onurlu ve erdemli bir davranış olarak bu partiden istifa ederek, faşizmin “soldan” temsilcisi konumuna gelen bu partiyi tarihin çöplüğüne atmayacak mısınız?
Sonuç olarak kendini cumhuriyetin sahibi gören, militarizmin ve katliamcı zihniyetin sahibi olarak gören CHP bilinen bir gerçeği kendi ağzından ifşa etmiştir. Artık görev başta atalarına küfredilen Dersimlilere, Alevilere, Kürtlere ve ilericilere düşüyor. Toplumu yanıltmayın ve bu partiyi derhal terk edin. ... türkiye sikilmiş zaten türkleri kullanıyorlar.. bir türk olarak türklükten utaniorum .. orta asya dewletlerinde yaptığım ziyaretler de bile türki cumhuriyetler türki,yeden nefret eder. rusyayı tercih eder. çunku çelişkili bir dewlet açıklarıyla ayıplaıyla ortada olupta kabul etmeyen bir devletiz. kahrolsun.
ulan ibneler askerle bir olup ananızın örtüsüne el uzatıyorsunuz
en fazla okulllarda yapabilirsiniz sıkıyorsa yolda yürüyeninde örtüsüne dokunun bakın ozaman ananızı nasıl sikiyorlar..
siz nazım gibi kızıllara enver gibi batıya sığının olum biz asyadan gelip anadoluya yerleşen avrupayı inim inim inleten soyumuzla dinimizle yaşamayı seviyoruz
solununda sağınında merkezininde komünistininde emperyalistininde milliyetçininde sizin dilinize kitaplarınıza geçmiş bütün bu azınlığpında çoğunluğunda amına koyum
ulan piçler vatanına ecdadına ihanet edene sizin avrupanız sahip çıkarmı bi köşede siker bırakırlar
dünya konjüktürünü algılayıp toplum içinbirşeyler yapacaklarına kendileride inanırsa fakirliği çözme gibi sisteme endeksli projeler değil diğer halka girdi sağlayacak ölğün projeler yaratacak zihniyet oluşursa diğerleri gibi iktidara gelince sistemci kesilen patroncu kesilen halktan ve haktan uzak kendine yaklaşan sermayecileri uzaklaştırarak oluşacak kafa yapısıyla ozaman atatürke layık topluma layık olduklarını kanıtlama imkanları bulurlar bende kefil olurum
eskiden cumhuriyetin partisiydi artık duzenin partisi...
atatürk ilkeleri
1-cumhuriyetçilik
2-milliyetçilik
3-halkçılık
4-laiklik
5-devletçilik
6-inkılapçılık
İçini Dolduralım
Altı ok, altı ilkeyi simgeliyordu... Bunların “cumhuriyetin temel ilkeleri” olduğu söyleniyordu, aynı zamanda “kendini devletle özdeş sayan” Cumhuriyet Halk Partisi’nin de temel ilkeleriydi, bayrağına da girmişti... Nelerdi bunlar?
Cumhuriyetçilik, milliyetçilik, devrimcilik, devletçilik, halkçılık, laiklik... Güzel şeyler. Hiçkimse ağzını açamaz, hiçkimse karşı çıkamaz. Akan suları durduran bir ilkeler ki ilelebet payidar kalacak bir ilkeler...
Aralarında demokrasi, düşünce özgürlüğü, inanç özgürlüğü, sosyal adalet, hukuk devleti falan gibi kavramlar yok. O kadarcık kusur kadı kızında bile bulunur. Nobody is perfect...
Bakalım bu güzellikler uygulamada ne sonuç vermiş, nasıl yorumlanıp nasıl hayata geçirilmiş? Şu lafların içini dolduralım:
1) Cumhuriyetçilik: Şekilde kaldı. Değişmez ve putlaştırılan bir cumhurbaşkanı, padişahın yerine geçirildi, o kadar. Tek parti diktası kuruldu. Halka, serbest seçimle yönetici değiştirme hakkı da tanınmadı. Celal Bayar’a kadar hiçbir devlet başkanımız seçim kazanarak gelmemiştir, bu Osman Gazi için de geçerlidir, “İsmet Gazi” için de...
2) Milliyetçilik: Irkçılığa dönüştürüldü. “Güneş-dil teorisi”, “Hitit Türkleri” gibi bilim dışı olmadık saçmalıklar icat edildi. Eğitimde beyin yıkama yolu seçildi. Faşist İtalya ve Almanya’dan, komünist Rusya’dan “yavrukurt örgütü”, “gençlik spor şenlikleri” gibi uygulamalar ithal edildi. Azınlıkların bir kısmı gönderildi, kalanlar da baskı altına alındı. Yasal kılıf içinde de olsa “etnik temizlik” yapıldı. Temizliğin yasal olmayan kısmı daha önce başkaları tarafından yapılmış, asmaya kesmeye artık gerek kalmamıştı. “Kamu görevlerinin dışında tutmak”, “özel vergi salmak” gibi daha ince yöntemler uygulandı.
3) Devrimcilik: Asla bir “sosyal devrim” şeklinde algılanmadı. Devrim, bir “yaşama biçimi devrimi” oldu ve serpuş, yazı, takvim, tatil günü vesaire değiştirildi. Ecevit bunlara “üstyapı devrimi” demiştir ama bunun hatırlatılması bugün birçok ulusalcıyı rahatsız edecektir. Türk devrimi Fransız devrimine benzetilmeye çalışıldı ama uzaktan yakından ilgisi yoktu.
4) Devletçilik: Ekonomide serbest piyasa düzeninden güdümlü ve tekelci devlet kapitalizmine dönüldü. Bu yüzden yokluk ve kıtlık çekildi. Yabancı sermaye kovulduğu, yerli sermaye çok yetersiz kaldığı için dişe dokunur hiçbir yatırım yapılamadı, yoksulluk ve geri kalmışlık çemberi kırılamadı.
5) Halkçılık: Lafta kaldı. Halka hiçbir özgürlük bırakılmadı. Lafta kalan halkçılık kavramı daha sonra “köycülük ve köylücülük” şeklinde yozlaştırıldı, ama köylüyü kalkındırmak değil, onu kontrol altında tutmak amacı güdüldü. Sosyal değişim istenmedi. Köylüyü işçi sınıfına dönüştürmek hiç mi hiç arzu edilmedi, toplumsal hareketlilikten çok korkuldu.
6) Laiklik: Klasik tanımı olan “din ve devlet işlerinin birbirinden ayrılması” değil, “dinin devlet tarafından baskı altına alınması” şeklinde yorumlandı. Din adamı devlet memuruna dönüştürüldü, merkezi din otoritesi başbakanlığa bağlandı. “Ruhban sınıfı” tasfiye edildi. (İslam’da ruhban sınıfı yoktur diyenlere inanmayın, vardır. Olmaması sosyoloji bilimine aykırı kaçardı.) Baskı altına alınan din, daha sonra “patlama” şeklinde gündeme geri geldi. Tıpkı, darbe ya da muhtıralarla baskı altına alınan halk iradesinin daha sonra çok daha güçlenmiş olarak geri dönmesi gibi!...
Altı ok zagonunun hüküm sürdüğü yıllarda ayrıca basın özgürlüğü de yoktu, sendika özgürlüğü de yoktu, grev ve lokavt hakları da yoktu.
İşte gördünüz, halk fırsatını bulur bulmaz onu niçin başından attı ve 1950 yılından beri CHP’ye iktidar vermiyor, anladınız.
Ama isterseniz, halkın özgürlük ve refah arayışını “karşıdevrim” olarak niteleyip elli yedi yıl daha nal toplamaya devam ediniz. Mustafa Sarıgül bile “bu şekilde CHP ancak 2059 yılında seçim kazanır” diyor...
Kendisini düzeltiyorum, 2159 yılında bile kazanamaz! Deniz Baykal, Irmak Kaykal, Dere Çaykal, Mustafa Sarıgül, Mahsun Kırmızıgül, Yılmaz Morgül, hiç farketmez.
kurulduğundan bu yana 180 derece döndürülmüş sağlam bi parti "idi"