Bütün gece mutsuzluğu beklediler oysa gece duruydu. Sessizlik dilsiz bir kadın gibi kapının eşiğine oturmuş, kükremeye hazırlanan denizin üzerinde ürkerek fırtınanın kopmasını bekliyor. Saat belki geceyarısı belkide çoktan geçmiştir. Bu sıralar çocukların bir tutam masala birazda uykuya ihtiyaci var. Belki de derinliğine işleyen gösterişsiz güzelliğe. Oysa onlar barut kokusunun içinde, ölüme inat köşe kapmaca oynuyorlar yıkık kentin harabeleri arasında. Belki kalpakları falan yok başlarında ya da tırmanabilecekleri, salıncaklarını kurabilecekleri haşmetli bir ağaç gövdesi. Beş yaşında bir çocuğun kartal kanadı gözlerinden başka. Onlar kayalıkların üzerinde uyumaya alışmışlar kolleje hemen ayak uyduramazlar, okul servislerinin güvenilirliğini tartışmaya zamanı yok babalarının ve her sabaha karşı kışla alay edercesine soguk suyla yıkarlar yüzlerini tabiatın inadına. Onlar yitik kentin çocukları, onlar Çerkeslerin çocukları...
nedenini merak eden varsa: buyrun