"Çarpışma’ nın görevi dikkatimizi çekmek; bizi teknoloji manzarasının her köşesinden, her geçen gün daha ikna edici bir biçimde çağıran zalim, erotik ve ışıltılı dünyaya karşı uyarmaktir…" J. G. Ballard
Anthony Burgess’ in en yaratıcı yazarlar arasında gösterdiği, kimi eleştirmenlerinse Calvino’ ya benzettikleri ve başkarakteri yine kendisi olan Ballard’ ın, kendi özel yaşamından da büyük ölçüde izler taşıyan, ana temaları “sınırsız olabilirlik” ve “şimdideki gelecek” olan, klasik bilimkurgunun teknoloji tapınmasına dönüşen dış uzaylara yönelik gezintilerine karşı çıkarak,esas yabancı evren yaşadığımız gezegendir diyen, teknolojiye tapınmayı reddederek okuyanı iç yolculuklara davet eden, yer altı edebiyatının müthiş ve zor örneklerinden birinin, aynı şekilde zor bir yönetmen tarafından beyazperdeye uyarlandığı, algıyı düşünmeye davet eden, her haliyle cüretkar bir sinema deneyimi, Crash…
Crash’ de günümüzün fetişlerinden otomobil başrolde. Küçük dünyamızı başka yerlere taşıyarak özgürlük yanılsaması yaratan, uzaklık ve yolculuk kavramlarını yok ederek “hız”a özel bir ağırlık ve istenirlik kazandıran, güvenli evlerimizden otoyollara çıktığımızda bizi ölümün kıyısında gezdirerek kaybettiğimiz heyecanı yaşatan yegane fetiş, otomobiller…
Modern zamanların kalabalıkları arasında yalıtılmış, güçsüz ve çaresizce dolaşırken sağladığı bireysel güç, üstünlük, iktidar ve heyecanla “tahrik” olduğumuz, kendimizi tekrar yarışta hissettiğimiz bir teknoloji harikası, ortak bir fetiş. Crash’ de bu fetiş, seks ve teknolojinin odağındaki buluşma yeri. Crash dünyasında otomobiller hem sonsuz fantezilerin yaşandığı seks mekanı, hem de çarpışmaların taşıdığı cinsel göndermelerle dolu birer seksüel obje. Çarpışmalarsa, zaten temelinde şiddet içerdiği varsayılan cinselliği tetikleyen birer fantezi, teknolojinin bize kan, dışkı, kusmuk,salgı ve meni eşliğinde sunduğu “kendimizi kaybetme halleri”…
1996’ da düzenlenen 49. Cannes Film festivali jüri özel ödülünü de alan ve Oto-erotizm’ in hemen hemen tek örneği olan Crash, bu terimle günümüz teknolojisinin içimizde uyuyan psikopatalojiyi nasıl uyandırabileceğini, seksle teknoloji arasındaki çarpıcı flörtün “dehşetli” yanlarını gösteriyor. Bu flörtün dehşetli yanları sayesinde yarattığımız teknoloji aracılığıyla insani yanımızdaki şiddeti fark ediyor, kendi bilinmezliğimizle de yüzyüze geliyoruz. Karısıyla veya başkalarıyla değişik seks deneyimleri yaşamaktan zevk alan film yapımcısı James Ballard, kocasıyla aynı seksüel zevkleri, aynı bedenleri veya farklı bedenleri paylaşan Ballard’ ın eşi Catherine, ölen yaralı vücutların detaylı fotoğraflarını çekerek koleksiyonlar yapan eşcinsel fotoğrafçı Vaughan, belden aşağısı mekanik düzeneklerle sarılı ve bu halde bile seksi her şekilde yaşamaktan geri kalmayan Gabrielle ve Ballard’ ın yattığı hastanede çalışan saplantılı doktor Remington…
Bütün bu insanların ortak noktaları hız tutkusu, otomobiller ve otomobilde yaşanacak olan her türlü seks fantezisi, deneyimidir. Ballard bu tutkusunu Catjherine’ le de, Gabrielle’ de, Remington’ la da yaşamakla kalmayıp, en büyük deneyimi ve vazgeçilmez tutkusu Vaughan’la yaşadıkları olacaktır…
Pek el atılmamış bir konuyu kendine seçmesinin yanı sıra Crash, cüretkar sahneleriyle de epeyce gürültü kopardı. Ballard’ın eşiyle olan sahnelerinin yanı sıra Ballard, Gabrielle ve Remington arasındaki mastürbasyon sahneleri ve Gabrielle ile Remington arasındaki lezbiyen seks sahneleri çokca tartışıldı ama hiç kuşkusuz en şok edeniyse, İstanbul Film Festivali’ ndeki gösterimi sırasındaki “Makaslandı mı makaslanmadı mı ?” şeklindeki tartışmaları da beraberinde getiren, kitapta oldukça ayrıntılı ve uzun tarif edilen Ballard ve Vaughan arasındaki eşcinsel sevişme ve birleşme sahneleriydi. James Spader, Deborah Kara Unger, Elias Koteas, ve Holly Hunter herhalde kariyerlerinin en cüretkar performanslarını Crash’ de gösterdiler. David Cronenberg’ in yönetmenlik tarzı filmle birebir örtüşüyordu; yalıtılmış, karamsar, minimalist ve soğuk. Howard Shore’ un film müziği de aynı şekildeydi; duru, steril, mesafeli ve soğuk….
David Cronenberg’ e has bir kara film olan ve şiddeti yorumlarken parçalanan bedenler, hız ve otomobillerle şiddet arasında kurduğu paralellikle Crash, her ne kadar kolay bir seyir vadetmese de, bunu gözardı edenlere ve Cronenberg sinemasının bu kendine has ve cidden şok eden yapıtını izlemek gafletinde bulunacak olanlara en azından bir defa denemeye değer, oldukça ilginç ve ilginç olduğu kadar reddetmesi de zor bir sinema deneyimi vaat ediyor…