Fakat, şarkı söylemek, gülmek, dalmak hülyaya,
Yapayalnız, ama hür, seyahat etmek aya,
Gören gözü, çınlayan sesi olmak ve canı
İsteyince şapkayı ters giymek, karışanı
Olmamak. Bir hiç için ya kılıcına veya
Kalemine sarılmak ve ancak duya duya
Yazmak, sonra da gayet tevazula kendine:
Çocuğum! Demek, bütün bunları hoş gör yine,
Hoş gör bu çiçekleri, hattâ bu kuru dalı,
Bunlar yabanın değil kendi bahçenin malı!
Varsın küçücük olsun fütuhatın, fakat bil,
Onu fetheden sensin, yoksa başkası değil.
Fakat, şarkı söylemek, gülmek, dalmak hülyaya,
Yapayalnız, ama hür, seyahat etmek aya,
Gören gözü, çınlayan sesi olmak ve canı
İsteyince şapkayı ters giymek, karışanı
Olmamak. Bir hiç için ya kılıcına veya
Kalemine sarılmak ve ancak duya duya
Yazmak, sonra da gayet tevazula kendine:
Çocuğum! Demek, bütün bunları hoş gör yine,
Hoş gör bu çiçekleri, hattâ bu kuru dalı,
Bunlar yabanın değil kendi bahçenin malı!
Varsın küçücük olsun fütuhatın, fakat bil,
Onu fetheden sensin, yoksa başkası değil.
amator gruplar arasında en ıyı ornegını ege unının sergıledıgını dusundugum oyun.
"olsaydı biraz nükte,biraz malumat"
Edmond Rostand'ın kitabındaki karakter olmanın ötesinde (hem de çok ötesinde!) 1619'da doğmuş, 1655'te ölmüş gerçek bir kişilik, bir yazar (hem ne yazar!) hatta filozoftur.
onun gibi biri olduğuna inanmıyorum.herkes sussun...
Herkes hayatinin bir doneminde Cyrano de Bergerac degilmidir?Kimisi Roxanna kimiyse Cyrano de Bergerac?
koca burun ... çokmu basit bir tanım oldu ama ne yapayım en çarpıcı yanlarından birisi o ...
Sizlere jose Ferrer'in American siyah beyaz versiyonunu tavsiye ederim
ASK onu delice sevmekle beraber onu kaybetme korkusu ve sonunda onu kaybetmektir.ISTE bu asktir.BU yuzden ben bu eseri gercek askin tiyatrosu degil romani olarak gorurum.
birkaç kez kitabını okuduğum,birkaç kez de filmini izlediğim muhteşem eser.özellikle Gerard Depardeu gerçek bir Cyrano olmuştu bana göre.Cyrano'yu ete kemiğe büründürmeyi başarmış,tiyatro sevmeyen insanların bile içinde bir yerleri sızlatacak bir yapıt.kesinlikle okunmalı,izlenmeli.
ahh ahh cyranoyu müşfik kenterden izlemek nasip olmadı bizlere. :(
ayrıca steve martin'in itfaiyeci cyrano yorumunu izleyen varmı?
evet bütün aşşağılık kompleksine sahip insanların bir numaralı kahramanıdır cyrano ama sonuçta kendinde arayıp bulmak istediği o kudretli yeteneği bulamayıp hayata normal seyrinde devam etmeye çalışanların sonradan unuttuğu bir kişiliktir.
bense en çok kuzinine kilisede haftalık gazetesini okurken kendi ölümünü küçük bir haber olarak anlatma sahnesine bayılırım. orada konu tekrar başa döner esasında...
tek kelimeyle muhteşem bi yapıt nedense Gerard Depardieu da sanki hiç izlememişim gibi hep bu karakterle canlanır bnm gözümde.
çizme burunun kelime babasıdır ayrıca..
uykusuz bi gece trt 3 'de cok eski bi versiyonu keyifle izlenir..uyku tutmaz netten e-kıtap ındırılır.
Lirik tarzı hiç sevmesemde felsefesı ve çevirisi başarılı olunca cidden etkilenıyo ınsan.
lirik tiyatronun en güzelidir.
gerard depardieu dünyanın en iyi cyrano sudur bence.
bu filmde olağanüstü bir oyunculuk sergilemiş ve bu film ile birlikte kız olsaydım verirdim o buruna rağmen dedittirmiştir.
vefa lisesi'nin bi döneminde erkek tmB öğrencilerinden "cyrano: bu kadarı az delikanlı! halbuki neler neler bulunmaz söyleyecek!
asıl iş edada. meselâ bak,..." die devam eden kısmı ezbere canlandırılması istenen, okunması gereken kitap,izlenmesi gereken film
Cyrano de bergerac: kibarlar için yasa çizme değil, kılıçtır.
de guiche: can sıkmaya başladı!
vicomte de valvert: pöh! farfaranın biri!
de guiche: elverir, kabak tadı! haddini bildirecek kimse yok mu?
de valvert: ne demek! durun şimdi. (kendisini süzen cyrano'ya yaklaşır ve azametli bir tavırla karşısına dikilir)
burnunuz ne kocaman!
cyrano: (pür ciddiyet) evet, pek kocaman! hepsi bu mu?
de valvert: daha?
cyrano: bu kadarı az delikanlı! halbuki neler neler bulunmaz söyleyecek!
asıl iş edada. meselâ bak,
hoyratça: "burnum böyle olsaydı, mösyö, mutlak
dibinden kestirirdim! dostça: "yana yatmaz mı,
senden evvel davranıp kadehine batmaz mı?"
tarifle: "burun değil bir kere, coğrafyada
böylesine dağ denir, dağ değil, yarımada!"
mütecessis: "acaba neye yarar bu alet?
makas kutusu mudur, divit midir izah et!"
zarifâne: "kuşları sevdiğiniz besbelli!
yorulmasınlar diye yavrucaklar, temelli
bir tünek kurmuşsunuz!" pür neş'e: "birader, şu
koskocaman burnunla tütün içince, komşu
"yangın var!" demiyor mu?" müdebbir: "aman yavrum,
bu ağırlıkla yere düşmenden korkuyorum!"
müşfik: "yaptırın ona küçücük bir şemsiye,
yazın fazla güneşten rengi solmasın diye!"
alimâne: "görmüştüm aristophane'da belki
hippocampelephan tocamélos adındaki
hayvanın burnu gayet büyükmüş! sen ne dersin?"
nobran: "zaten bilirim, sen misafir seversin,
bu, şapka asmak için ne mükemmel bir icat!"
şairâne: "ey burun! bütün cihana inat,
seni baştan aşağı nezle etmeye kaadir
tek rüzgar bulunamaz, karayel istisnadır!"
hazin: "bir de kanarsa, kızıldeniz, ne belâ!"
hayran: "lavantacıya ne mükemmel tabela!"
safiyâne: "abide ne günleri gezilir?"
hürmetkârâne: "beyefendi kibarsınız muhakkak,
yoksa imkânı var mı cumba sahibi olmak?"
köylü: "vış anam! bu ne? bilmem guş mu balıh mı?
yoksa bir tohuma gaçmış salatalıh mı?"
sivri akıllı: "bunu tombalaya koymalı!
kim elinden kaçırmak ister böyle bir malı?"
ve hıçkıra hıçkıra, nihayet, pyrame gibi,
"bu ne felâket! bu ne musibettir yarabbi!
böyle berbat edip de yüzünü sahibinin,
şimdi de utancından kızarıyor bak hain!"
olsaydı biraz nükte, biraz malûmatınız,
işte karşıma geçip bunları sayardınız.
fakat sizde nükteden eser yok zerre kadar,
neyleyim cenab-ı hakk ihsan buyurmamışlar!
zaten bir parça icat kudreti olsa bile
böyle seçkin, muhterem hüzzar önünde hele,
bana bu şakaları yapamazdınız elbet.
ağzınızdan çıkmaya daha olmadan kısmet
bunlardan birinin en ufak başlangıcı,
karşınıza çıkardı bergerac'ın kılıcı!
ben bunları söylerim oldukça belâgatle;
başkasından dinlemem fakat tekini bile!