toplam 22 kişi bulundu. 20 adedi gösteriliyor.
| tuttum | tripal |
| tuttum | khaoss |
| tuttum | bitterpeace |
| tuttum | roninares |
| tuttum | SKYDIRIVER |
| tuttum | hmmlh |
| tuttum | suphi |
| tuttum | tamagotchi |
| tuttum | halucination |
| tuttum | dimostrazione |
| tuttum | kalim |
| tuttum | EphiNee |
| tuttum | mistikseftali |
| tuttum | supleks |
| tuttum | hailsematary |
| tuttum | unica |
| tuttum | Daginik Usta |
| tuttum | baudolino |
| tuttum | drache chen |
| tuttum | alleine zu zweit ist ein lied von lacrimosa |
~19 ahkam var.
Filmin çıkış noktası “başkalarının hayatları” konusunda bir şeyler bilme isteğidir.
Hele de burada 1984’de bizleri Doğu Berlin’den alıp iki Almanya’nın birleştiği 1991 yılına kadar götüren bir film söz konusu ise bu bilme isteği sadece arzu olmaktan çıkar, o hayata yakından müdahele ile devam eder ve o kişileri fişleyerek biter. Açılış sahnesi olan sınıfta eğitim bölümünde çok güçlü ve teşkilata inanılmaz bağlı olarak gördüğümüz Gerd Wiesler, gizli bir polis örgütü olan Stasi için çalışmaktadır. Kendisine verilen görev ünlü oyun yazarı ve sanatçı çift Georg Dreyman (Sebastian Koch) ve Christa-Maria Sieland’ı (Martina Gedeck) gizlice dinleyecek, gözetleyecek, açıklarını yakalayacak ve kanıtları topladıktan sonra ihbar edecektir.
bu film hakkindaki detayli yorumumu asagidaki linkte bulabilirsiniz.
Film hakikaten çok güzel. Fakat gerçekten de Gerd Wiesler karakterinin yaşadığı "dönüşüm" bir anda oluyor ve seyirci buna hazırlanmıyor. Dolayısıyla da inandırıcı bir dönüşüm olmuyor. Filmin tek kusuruydu, bence.
Onun dışında gayet iyiydi.
son dönemin en iyi alman filmlerinden biri,hatta izlediğim en iyi filmler kategorisinde.başrol oyuncusu Ulrich Mühe i bu filmde olağanüstü performansıyla tanıyıp, geçen sene kanseren kaybetmek çok üzdü.büyük bir kayıptı.film başından sonuna kadar ölçülü ve kararlı ilerliyor,kendinizi gerd wiesler'in yerine koyuyorsunuz.insanlar ne kadar yanlış yola sapmış olursa olsunlar, doğru olanı yapabilirler mi? yi soruyor.tam bitti derken de şaşırtmıştır yönetmen .)
Filme en az 3 kere başladım ve sıkılıp bıraktım, ama o ilk 15-20 dakikayı atlattıktan sonra da filmden çok fazla etkilenip ne olduğumu şaşırdım.
Doğu ve Batı Almanya kavramlarının olduğu ve Berlin Duvarı'nın yıkılmasından hemen önceki dönemlerde Güvenlik Bakanlığı adındaki kukla tiyatrosunun sanatçılara ve fikirlere olan aymazlığının sahnelendiği bir film.
İnsan hayatının ucuzluğu da cabası...
Başrol oyuncusu Ulrich Mühe'nin rolünü tamamen giymişliği ve Zwartboek'ten (Black Book - Kara Kitap) de gözüme aşina olan Sebastian Koch'un iyi oyunculuğu filmi daha da güzelleştiriyor.
Çok başarılı bir film, tavsiye ederim.
bu yıl izledigim en iyi filmlerden biri kesinlikle izlemeyenlere siddetle tavsiye ederim.
oscar ödül törenini izlerken yabancı film oscarının "el laberinto del fauno"ya gitmemesi üzerine küfretmeme sebep olan sonra filmi izleyince de akademi üylerine tek tek cepten mesaj atarak(5000 in uzerindeler masraftan kaçınmadım) "agbi özür dilerim hata ettim büyüksünüz affedin beni" dediğim,avrupadan çıkmış son yıllardaki en iyi film.
ayrıca başroldeki yüzbaşıyı oynayan ağbinin oyunculuguna hayran olmamak elde degil.ayrıca sonu itibariyle de tam istedigim gibi bitmiş bir film.
bi de şunu belirtmeden gecemiycem ya yazar olan agbi aynı asaf savaş akat'a benzemıyor muydu.15 yaş genci gibi sanki :D
başroldeki abimin acaip bir şekilde kevin spacey'i andırdığı film.herifçioğlu buz gibi makina gibi oynuyor.
filmin amerikan versiyonu ve kevin spacey fikrinin çalıntı bir fikir olduğu tespidiyle başlıyorum...
annem beni bir sene erken doğursaydıda o havayı koklayabilseydim.filmin içindeki doğu almanya sempatizanlığı bir yana tarihsel oluşu bir yana filmin sonundaki replik filmi benim gözümde tamamen duygusal kılmıştır.
Güzel filmdir. İç çekişmeler, iktidar hırsı, egolar, konformizm vs. gibi konuları fon olarak belirleyip aslında sanatın ve aşkın, değerlerine sıkı sıkı bağlı, çile bülbülüm adlı şarkıya allah diye eşlik etmeyecek kadar ketum birisinin hayatını nasıl değiştirdiği irdelemiştir. Aşkın ve sanatın bütün bu olanları değiştirebileceği gibi optimist bakış açısı takınmıştır. Güzel film, ancak acaba komünizm karşıtı tavrı nedeniyle mi oscar aldı acaba soruları akla geliyor.
ujio oscar'a sesleniyor
and the oscar goes to şişko nuri
137 dakikanın nasıl geçtiği anlaşılmayan,berlin duvarının yıkılmasından önce ve sonra almanya'nın siyasi durumunu bi aşk hikayesiyle harmanlayarak basitleştirmeden,zorlaştırmadan olduğu gibi anlatan ve oldukça gerçekçi bi film.
yabancı film oscar'ının bi alman filmine gitmesi beni de şaşırtmıştı açıkçası ama izleyince anladım nedenini.
şiddetle tavsiye ediyorum herkese.
şimdiye kadar izlediğim en etkileyici filmlerden biridir herhalde.
önce HGW'ye hayran kalınır, "helal, işte ben de böyle olmak istiyorum." denir fakültede ders verdiği sahnede. ardından christa-maria'nın güzelliği, şıklığı ve asaleti kaplar bünyeyi. sonrasında georg'un anlatılamaz yakışıklılığı ister istemez sizi etkisi altında bırakır. jerska'nın kitapları, şarabı ve sigarası, georg'un piyanosu, sonatlar kitabı, tekrar christa-maria'nın şıklığı, HGW'nin donuk bakışları, o zamanlarda doğu almanya'da yaşamadığıma şükretmek... en sonunda surata tokat gibi inen, gözleri yaşartan bir son... insan olmak hakkında, inançları doğrultusunda yaşayan insan gibi insanlar, gerçek entelektüeller hakkında... sanatçıyla sorgu memuru arasındaki keskin çizgiyi şahane şekilde belirleyen, brecht'i yine, yeniden okumayı zaruri kılan, eve gelip şarap-sigara-kitap üçlüsüne gömülmeye imrendiren...
en sevdiğim film!
belki de fassbinder'den sonra almanyayı anlatmaya kalkışan ilk filmlerden biri ve başarısı da hemen geliyor (von trotta ve schlendorff'da var tamam ama benim bahsettiğim başka bişey).
mükemmele yakın temposu ve kurgusu ile oscar'ı hakkıyla kazanan film. öykü ve sosyal gerçeklik ilişikisinde irrarutu'nun(neden taktım bu adam ben, son filmiyle arkamdan vurulmuşa döndüm ondandır) ders alması gereken film..
ben sinefilim diyen herkesin izlemesi gereken film.
yahu brecht gibi bi adam çıkarmış olan bu alman tiyatrosu nasıl olur da bu hale gelir diyenlerin izlemesi gereken bir film.
bugün ilk kez fragmanını izlediğim, merakla ve heyecanla beklediğim almanya yapımı film. 300'den sonra beni bu kadar etkileyen bir fragman daha olmamıştı. müzikler olsun, görüntüler olsun, vaad ettiklerini inceden gösterip çekmesi olsun... kesinlikle ilgimi çekti.
küçük bir bilgilendirme: yönetmen florian henckel von donnersmarck, başrollerde ise tüm çekiciliğiyle martina gedeck, bütün psikopatlığıyla ulrich mühe, bütün yakışıklılığıyla sebastian koch, ve ulrich tukur.
merakla bekliyoruz.
1984 yılında doğu berlin'de yasak elmayı yiyen bir çifti gözetlemekle görevlendirilen, fakat zaman geçtikçe adem'le havva'nın etkisine kapılan, yarı suçlu bir melek üzerinden nefes açıcı bir macera, kafa yaran performanslar ve eşine az rastlanır güçte bir ilk film...
florian henckel von donnersmarckın bu yıl en iyi avrupa filmi seçilen lives of othersı, seslendiği özel kitleye, diken üstünde bir iki saat vaat ediyor... kaçırmayın derim...