toplam 17 kişi bulundu. 17 adedi gösteriliyor.
| tuttum | one eyed jack |
| tuttum | Amazon Warrior |
| tuttum | cicero |
| tuttum | morto |
| tuttum | persona grata |
| tuttum | charismaturk |
| tuttum | kaynesa |
| tuttum | oristiali |
| tuttum | Monty Python |
| tuttum | cosmocid |
| tuttum | Ddamon |
| tuttum | little purple crow |
| tuttum | agacatuneyenbarones |
| tuttum | hailsematary |
| tuttum | otisagabey |
| tuttum | danino |
| tuttum | nerd |
~14 ahkam var.
DEY BE SAZAN BALIĞI DEY!*
Baharın başlangıcı, ‘hıdrellez’ günü Trakya Ovası’nda ve Balkanlar’da ağaçlar çiçeklerini 9/8’lik ritmlerle açar ve üflenen klarnetle efsunlanır. Düğünlerde, şenliklerde insanları eğlendirirken kendileri de eğlenen ‘kara’ insanların mevsimidir. Yaz aylarının bereketi düğünlerde çaldıkları akşamlar kazandıkları ‘sipali’ ve aldıkları ‘şaba’larla hanelerine ve ‘kızancıkları’nın kursaklarına da yansıyacaktır. Bayramdır her baharın gelişi bu ‘kara’ insanlara. Toplum içinde en kenarlara itilmenin coşkunca esrikliğini ‘gaco’ düğünlerinde de sergilerler. ‘Gaco’ların o mendebur ahlak anlayışıyla zerre kadar uyuşmaz dünya görüşleri. Bu dünyaya yaşamak için gelmişlerdir. Sahi ‘yaşam’ın anlamı nedir; çalışmak, para kazanmak, biriktirmek? Bunlar yanlış cevaplar ‘yaşam’ yaşandıkça güzeldir, biriktirildikçe değil! Gaco ‘ahlak’ının kabul edemeyeceği ‘müstehcen’ sözlerini kendi dillerinde söylerler şarkılarında, bir nevi ‘otosansür’ geliştirmişlerdir. Dalgasını geçerler bir anlamda onlarla…
Edirne’nin Yıldırım Mahallesi’nde 1943 yılında dünyaya ilk çığlığını atan Selim Abimiz, nefesinin gücünün klarnetten ses çıkarmaya yettiği yaşlardan (9-10 yaşları) 1995 yılına kadar gırnatasıyla bu çığlığı atmaya devam etmiştir. Alüminyumdan yapılmış sol klarnetiyle düğünden düğüne gezmiştir. Mezara gömüldüğünde klarnetini Selim Abimizden ayırmamışlardır. Nasıl ayrılsınki, bütün bir ömrünü dudaklarında aşkla birleştirdiği bu ‘gırnata’dan?
Kafa kâğıdındaki adı Selim Kızılcıklar’dır. Ama askere gidip geldiğinde gerçek ismini bulacaktır, ‘Deli Selim’. Hırçın kişiliği ve paraya etmediği itibar dolayısıyla yakın çevresi ona bu lakabı takmıştır. Trakya semalarında uzunca yıllar klarnetinden çıkan notalar yayılmıştır. Trakya’da neredeyse her evde bir plağı ya da ‘band’ı mevcuttur. Açıkgöz yapımcılar Unkapanı’na çağırıp bir albüm yapıp kendi kazanacakları paranın ‘devenin yanında kalan pire’ oranında kısmını Deli Selim’in cebine sıkıştırıp, Kumkapı’da yedirip içirip Edirne’ye yollamışlardır. Elbette Deli Selim Edirne’ye vardıktan sonra albümleri Trakya illerinde ve İstanbul’da peynir-ekmek gibi satılmıştır. Deli Selim’in dünya malında gözü hiç olmamış, yaşamını Romanların hayat çizgisinde (Amaro Romano Drom) özüne layık bir şekilde sürdürmüştür. Düğünlerde kazandığı paralarla akşamları mahallede sofra kurup bütün komşularıyla yemeğini, içkisini paylaşıp ‘piyizlenmiş’lerdir.
Deli Selim’i grup arkadaşlarından ayırarak anmak hiç doğru olmaz. Kadir Ürün cümbüşü ve sesiyle Deli Selim’in hep yanında olmuştur. Naci Kokina kanunu, Selami Karaali kemanı ve Deli Selim’in ‘kızanları’ Murat ve Selim vurmalı çalgılarıyla grup halinde yaşamlarını kazanmış ve müziklerini kolektif bir şekilde icra etmişlerdir. Kayıtları dinlendiğinde Deli Selim’in klarnetinin ne kadar önde olduğu hissedilse de hiçbir zaman altta giden diğer enstrümanların özgünlüğü ve grup ruhuyla senkronizasyonu ve zaman zaman Deli Selim’in diğer arkadaşlarının enstrümanlarının ön plana çıkmasının önünü kesmediği aşikârdır. Sanatçıların bir çoğunda bulunan egolardan bu müzisyenlerde zerre kadar yoktur. Belki de bu yüzden ölüm onları birbirlerinden ayırana kadar bu güzel müziği beraber yapmışlardır.
1980 sonrası sansür mekanizmasının her yönüyle işlediği düşünüldüğünde 80’lerin sonları 90’ların başlarında Deli Selim’in albümüne Gogocular adını verebilmesi, sistemin ‘gogocu’nun ne anlama geldiğini bilmemesinden kaynaklanabilir. ‘Gogocu’ aslında esrarkeş anlamında kullanılır argoda. Deli Selim bu şarkısında toplumun bu altkültür insanlarından bahsetmiştir hayatın yalınlığında bir dille… Müzikten ayırırak bu sözleri aktarmak pek aydınlatıcı olmaz ama “kiremitten baca olmaz, şoförlerden koca olmaz, seveceksen gogocu sev, sever sever kalbini kırmaz” sözleri geçer şarkıda.
Deli Selim’in klarnetindeki büyünün esrikliğinde ‘gogocu’ olmasının da büyük payı vardır. Rivayete göre Edirneli Deli Selim, kafası ‘kıyakken,’ çantasından ‘gırnata’sını çıkarıp da üflemeye başladımıydı, Selimiye Camisinin önünde parktaki çimenler bile oynamaya başlarmış. Yaptığı bestelerin büyük çoğunluğunun güfteleri –müziğinin beslendiği gibi– hayattan beslenmiştir. “Çalış çabala bir dilim ekmek iki köfte, Almanya demedim Fransa demedim bir dilim ekmek yiyemedim, çalıştım çabaladım bir dilim ekmek yiyemedim” sözleri de buna bir örnektir. Çok bilinen ve Kulturshock grubununda da söylediği Mastika şarkısı Deli Selim’e aittir. Deli Selim bu şarkının hikâyesini şöyle anlatmıştır: “Bizim arkadaşlardan birisi Bulgaristan’a folklor grubuyla gitmişti. Sağolsun dönerken bana bir şişe mastika getirmiş, birkaç paket de marlboro cigarası... Kahveden geldim eve, koydum cigaralarla şişeyi masaya. Oturduk kız, kızan hep beraber, aldım elime klarneti, başladık hep birlikte söylemeye çalmaya. Orda çalıp söylerken yaptık parçayı: ooo mastika, ooo sigarası marlbora... alayım kızıma bir kutu boya boyasın kendini boydan boya..."
Deli Selim belki hayatında hiç blues dinlememiş olmasına rağmen insanlarının hüznünü şarkılarında çaldığı klarnetin geçişlerinde bize hissettirir. Zaten öyle ‘beyazlar’ için paketlenmiş bluesla işi de olmazdı herhalde. Dikkatli dinlendiğinde klarneti incesaz değil de sokak usulü çalması, arıza çıkışları, ritimsel üfleyişi, klarnetin sesindeki iniş çıkışlar, blues tarzı şarkılardaki üflemelilerle çok benzeşmektedir.
Melih Duygulu bir yazısında şöyle bahsetmiştir ondan; “1994 ekiminin sonlarıydı. Hollanda’daki KULSAN Vakfı’nın davetlisi olarak Amsterdam’a seyahat ediyorduk. Türkiye’deki çingenelerin kendi tabirleriyle romanların müzik ve dans kültürlerini anlatmak ve bir roman müzik grubuyla konserler vermek üzere yola çıktık. Grup Edirne’den seçilmişti. Bu alanın en yetkin ismi Deli Selim toplamıştı grubu. Macera dolu yolculuğun sonunda bir otele yerleştik. 15 gün boyunca 11 konser verildi, Hollanda ve Belçika’nın çeşitli kentlerinde. Ben de Romanları anlatıyordum; aynı zamanda onları tanıyarak...
Her gün neredeyse 20 saat beraber oluyorduk; kah yemekte kah yolculukta kah konserde... Onların insani yanlarını, sevinçlerini, paylaşımlarını, dostluklarını, ürkekliklerini, coşkularını paylaştık.
Deli Selim’in klarnetini (gırnatasını) dinlemeye gelen ünlü müzisyenler bu virtüözü ve arkadaşlarını pür dikkat dinliyorlar, kafalarında onlarca soruyla ayrılıyorlardı konserlerden... Naci Kokina’nın kanunu, Selami Karaali’nin kemanı, Kadir Ürün’ün (Üründülcü) cümbüşü ve sesi, Deli Selim’in çocukları Murat ve Selim’in vurma çalgılarını yüzlerce binlerce kişi ayakta alkışlıyordu. Kimi zaman endişeli kimi zaman coşkulu geçen onbeş gün boyunca duygular hep üst düzeydeydi... Bu olaydan yaklaşık 3 ay sonra ocak 1995’te Deli Selim’i kaybettik. Ardında bıraktığı hoş seda kulaklarımızdan gitmiyor...”
Diskografisini ne kadar vermeye kalksak da eksik kalacağından sadece Kalan Müzik’ten çıkan Edirne Romanları ve Dumbaba albümünü önerebiliriz. Çünkü bugün belki sadece bu iki albümüne kolayca ulaşılabilinir. Kendisinin grubuyla yazdığı ve bestelediği anonimleşmiş şarkılardan örnek vermek gerekirse, Ayılana gazoz, bayılana limon, Mastika, Bizim Mahalle en bilinenleridir.
*“Dey be sazan balığı” Deli Selim’in yazıp bestelediği bir şarkıdır. Karakuzuyu satıp sazan balığı alan ve onu gütmeye çalışan bir karakteri anlatır. Büyük bir ihtimal karakuzuyu satıp sazan balığı alan bir ‘piyizci’nin hikâyesini anlatmaktadır. Sazan balığı mangalın üzerinde pişerken çevresindekilerin sataşmalarından esinlenmiş olabilir, ‘Sazan balığını güdersin artık’ serzenişi gibi…
25 Mayıs 2008 Birgün Gazetesi Zir-i Zemin sayfasında yayımlanmıştı bu yazım...
beyazların (beyazdan kastettiğim siyah olmayanlar)miles davis'i.
deli selim ile selim sesler karıştırılmış burada da ne hikmetse.
selim sesler ile karıştırılır. nam-ı değer edirneli deli selim, selim kızılcıklar'dır. kalan müzikten edirne romanları isimli albümü de vardır kadir ürün ve grubuyla. 1997 senesinde ölmüş ve klarneti ile birlikte gömülmüştür. seksenlerin sonunda çıkardığı bir albümüne 'gogocular' ismini vermiştir.
keşan lıdır kendisi... bence yaşayanların en iyisidir salı akşamları balans ın ilerisindeki ARAF ta çalar kalabalıktan göbek atamazsın iki tane amerikalı ablamız çok iyi göbek dans eder kurs a gitmişleer... :) bende kırklareli li olarak evde bile üflettiririm abimizi... kimse yokken göbek te atıyorum evde itiraf ediyorum...
kafa kağıdındaki ismi selim kızılcıklar olan merhum üstad.
FASULYE
Fasulyeyi koydum kaynasın
Söyleyin kaynanama oynasın
Hem oynasın hem kaynasın
Kocam da bana doymasın
Abe benim kaynanam, yemekleri beğenmiyo
Oturdu mu sofraya üç tabak birden yiyo
Ara sıra sorarım "Ana canın ne ister"
Utanmadan demez mi; "Pirzola, biftek, köftee, köftee!"
Kömürü de attım sobaya
Yatağı da serdim odaya
Sarhoş barom gelince
İşler kaldı yarına